Merhaba,

Baba mesleğidir kalaycılık.Alaşehir in en eski kalaycısıydı Babam, çok usta yetiştirmişti.Küçükken okul çıkışı yardıma gelirdim Baba'ma.Her yardıma gelişimde kağıt 2.5 lira alırdım.Aslında bayağı ilerlemiştim bu meslekte.Nişadır ve sudkostik kokuları üstüme sinerdi.Annem kızardı.Okumam gerektiğini söyler dururdu.Şimdi arıyorum o günleri.Aliminyum ve çelik mutfak araçlarının çıkması kalaycılık mesleğinin sonu oldu.Ayda bir İzmir'e Kemeraltı na giderdik Baba mla kalay almaya.İzmir i gezdirirdi Babam.Gün sonunda Tilkilik-Dönertaş taki Akseki Otel inin altındaki Erzurum lunun yerine giderdik.Babam günün yorgunluğunu gidermek için nargilesini içerken ben de gelen geçeni seyrederdim.Ne kadar büyük gelirdi Bana İzmir.Güzel günlerdi.Kalaylı bakır tencerelerde yapılan yemekler ne kadar lezzetli olurdu.

Artık bu meslek yok.Birçok meslek gibi kalaycılıkta tarihe karıştı.Kaçınılmzadı tabiki bu.Teknoloji ve nüfus artışının getirdiği gelişmeler hayatın her alanında değişimlere yol açtı.Ve bu değişimler devam ediyor ve edecek.

ANILARIMIZ-MESLEKLER-HEMEN HERŞEY ZAMANIN DEPOSUNA GİDECEK ORDA BİRİKECEK.BİZ LERDE ARASIRA BÖYLE HATIRLAYACAĞIZ İŞTE








































KALAYCI DAMAT RAMAZAN

“Bakır bir zamanlar altın gibiyd
ya şimdi?
Teneke kadar değeri var mı ki?
Kalaycılığın altın devri bitti şükür.”
Kalaycı Ali usta haklı.
Ali Futtu Konya’nın elli yıllık kalaycısı;
kalaycılıktan emekli.
Elinde tespih, yanında ‘tekaüt’ arkadaşları
Dükkanın tabelası kendisi gibi ‘tarihi.’
Damadı Ramazan’a devretmiş kalaycılığı.
‘İkindiye’ gitti kalaycı Ali usta;
fırsat bu fırsat
Damat Ramazan bir sigara yaktı odun közünde;
“Saygıdan dolayı ustamın yanında içmem cigara”¦”
Nişadır dumanının üstüne çekti tütün dumanını
“Of be bayram etsin ciğerlerim”¦”
Yazık değil mi ciğerlerine kalaycı Ramazan?
Yok mu bunca dumanın zararı?
“Çok şükür zararını görmedim
şimdiye kadar;
Allah ne yazdıysa”¦”
Ardından ‘büyük tecrübe’sini açıkladı:
“ Nişadır dumanı kalay gibi parlatır ciğerleri;
pırıl pırıl eder, bilir misin? ”
Ne demeli bu sözlere;
Damat Ramazan çocukluğundan bu yana
gördüğünü yapar, duyduğunu söyler.
Tarihi tabelanın altında
nişadır dumanıyla, ‘cigara’ dumanı karıştı bu laflara.
Ustasının ayak seslerini duydu uzaktan;
körük başında görmeli ustası;
‘işler parlak’ olmasa da
her şeye inat asıldı körüğe;
nar gibi kızardı ateş;
duman içinde kayboldu kalaycı Ramazan.


Erdal YAZICI 



Geçmişten adam hisse kaparmış. Ne masal şey!
Beşbin senelik kıssa yarım hisse mi verdi?
Tarihi tekerrür diye tarif ediyorlar.
Hiç, ibret alınsaydı, tekerrür mü ederdi? 


Mehmet Akif, 


Merhaba,

Daha önceki yazımda Osmanlı da finansal hayat,borçlanma nedenleri ve sonuçlarını yazmıştım.Bu neden ve sonuçlar arasında kalan bir süreç var.O süreci açmak ve konuyu kapatmak daha sağlıklı olur diye düşündüm.. Osmanlı Devletinin uzun süre iç borçlanma yoluyla ( aşırı yüksek faiz oranlarıyla ) bütçesini denkleştirmeye çalıştığını ve 1854 yılında kırım savaşı ve akabinde asker maaşlarının ödenmesindeki sorunu nedeniyle ilk dış borc alma sürecine girdiğini belirtmiştim.Tüm borçlanma ve yönetimi sürecini farklı aralıklarla anlatmaya çalışacağım.

---1854 kırım savaşı öncesine kadar iç borçlanma yönetimine devam eden Osmanlı, kırım savaşı sonrası artan borç ihtiyacını iç borçlanma yoluyla karşılayamacağını gördü.Çünkü iç borçlanma talebini karşılayan Galata Bankerlerinin fonları  bu talebi karşılamaya yetmiyordu.Dış borç alınması artık kaçınılmazdı.Aslında çok daha önceleri daha düşük faizle dış borç alınması konusu gündeme gelmişti. Fakat Osmanlı buna kesinlikle yanaşmamıştır.ÇÜNKÜ DIŞ BORÇ ALMAK ONUR KIRICI OLARAK GÖRÜLMÜŞTÜR..Dış borç organizasyonun da ülkede bir banka olması  gerekliliği Osmanlı Bankası nın kurulmasıyla  giderilmiştir.Bu banka altına çevirilebilmek karşılığı  banknot ihracı yapabilecekti. Böylelikle de devletin artık kağıt para ihracı bitmiş oldu..Merkezi londra da olan bu banka sonraları fransız ların katılmasıyla Şahane Osmanlı Bankası adını aldı.Böylelikle Osmanlı nın borç yönetim sürecide başlamış oldu.Bu borçlanma sürecini belirleyen faktörler yüksek faizle borç,aşırı vergi yükü,kağıt paranın piyasadan çekilmesidir.Bu faktörler 1854 te 15 milyon sterlin olan borç sonraki 20 yıl içinde  217 milyon sterlini bulmuştu.Bu süre içerisinde 15 dış borçlanma yapılmış.Bu borçlanmaların bir kısmı iç borcu kapatmak için kullanılmıştır.Hatta bu sürec içerisinde bir ara dış borc bulunamayınca Osmanlı finansman ihtiyacını karşıladığı devletlere rest çekerek kendilerinin finanse edilmemesi durumunda ülkede siyasi karışıklıkların çıkacağını ve sonucunun ne olacağının kestirilemediği belirtmiştir.İngiltere den gönderilen bir heyet incelemelerde bulunmuş.( Aklıma KEMAL DERVİŞ geldi ) Heyet verdiği sunumda henüz Osmanlı da herşeyin bitmediğini vergi sistemi reorganize edilirse ve bugün ki tabirle kemerler sıkılırsa Osmanlı dan hala faydalanabilineleceğini belirtmiştir.Aslında bu durum Osmanlı nın tasfiye edilmesi düşüncesinde olan Avrupa nın Osmanlı topraklarının  paylaşımı konusunda fikir birliğinde olmadıkları anlamına geliyordu.İşte bu aşamada bütçe açığı 5.milyon altını bulmuştu.Açıkça ekonomi yönetimi kitlenmişti.


---Artık bu kilitlenmenin aşılması için birşeyler yapmak gerekiyordu.Bu açığı kapatmak için tekrar borç almanın da çözüm olmadığı anlaşılmıştı.Bu borçların bir şekilde azaltılması gerekiyordu.Borcu borçla ödemek döngüsü açıkça Osmanlı yı çok rahatsız etmişti.Üstelik bunu dış borçla yapmak, daha 100 yıl önce kapısında kuyruk olan Avrupa lılardan para istemek ağır gelmişti açıkçası.Üstelik borçlanma karşılığı verilebilecek bir kaynakta kalmamıştı.Bugün ki tabirle borç konsolidasyonu şarttı.Bu konsolidasyonu Mahmut  Nedim  Paşa yaptı.Hazırlamış olduğu konsolidasyon Ramazan Kararnamesi adı altında 1875 yılında duyuruldu.Bu planda iç ve dış borçların 5 yıl içinde sadece yarısının ödeneceği,diğer yarısı için  ise gelecek 10 yıla yayılmış %5 faizli tahviller verileceği belirtiliyordu.Teminat olarak da genel vergi ( gümrük,tuz,tütün,mısır) gelirlerinin yetersiz kaldığı durumlarda ağnam ( ağıldan geliyor-hayvan başına alınan vergi) vergisinin de verilebileceği açıklanıyordu.Bu konsolidasyonda ki kırılma noktası mısır vergisiydi.Çünki mısır vergileri karşılığı borçlar alınmıştı.Yeni yapılanmada bulunmaması gerekiyordu.Bu vergilere karşılık borç veren hamiller Ramazan Kararnamesini tanımadıklarını belirterek mensub oldukları ülkeler nezdinde girişimde bulunmuşlardır.Hatta bu kararnamenin duyurulması sonrasında ki dönemlerde ilk 5 yıldan sonra borç ödemelerinin yapılmasının da zor olduğu ortaya çıkınca.Tabiri caizse Avrupa da yer yerinden oynamıştır.Hele ki 1876 da bütün borç ödemeleri durdurulunca Batı da Osmanlı ile ilgili radikal kararlar alınması zarüreti ortaya çıkmıştır.Artık hasta adamın fiilen paylaşılması gündeme gelmiştir.Osmanlı nın finansal yoldan sömürülmesinin devri kapanmıştır.Üstelik Osmanlı nın sanayileşmesi de bahis konusu değildir.Artık  gerek yoktur Osmanlı ya.Kısaca bu konsolidasyon ölü doğmak zorundaydı.Kaynaklar bitmiş vergi salınımının da sonuna gelinmişti.

---Tüm bu olumsuzların yanında Rusya ile yapılan savaştan dolayı 35 milyon Osmanlı altını tazminat ta bütçeye yüklenince borç sorunu içinden çıkılmaz hale gelmiştir.Bu globalleşen sorun Avrupa daki finansal sisteminde güvenilirliğini tehdit etmeye başlamıştır.Osmanlı tahvillerini alan hamiller bu tahvilleri ellerinde çıkarmaya çalışmışlardır.Sorunun kökten çözümü için Avrupa lılar önce kendi aralarında bir yol haritası çizerek Osmanlı nında katıldığı Berlin Toplantısı nı organize ettiler.Bu toplantıda borçların bir bölümünün Sırbistan,Karadağ,Bulgaristan vergileriyle ödenmesi karara bağlandı.Bu toplantının hamiliğini yapan İngiltere ye ise Kıbrıs adası verildi.Artık fiili dağılma başlamıştı.Bu toplantı sonuçlarından biri de alacaklılara rüçhan hakkının borç ödeninceye kadar verilmesiydi.Oysa bu hak Avrupa da o yıllarda azami 6 aydı.İlgili toplantının teminat dışı kalan  borçların ( özellikle aracıların galata bankerleri olduğu dış borçlar ) tahsilatı için Rüsum-u Sitte  organizasyonu kuruldu.Bu idare de vergi çeşitliliğine ipek vergisi ve balık avı vergisini ekledi.Sanırım daha önce de bu vergiler vardı-alınıyordu.Emin değilim.

---Ortalık biraz durulmuştu.Bir süre sonra sitte idaresinin Galata Banker lerine sağlamış olduğu ödeme çeşitliliği ve kolaylıklar diğer, özellikle dış hamiller tarafından itiraza konu oldu.Dış hamillerin mensub olduğu ülkeler Osmanlı medyasındaki ( Bab-Ali ) finanse ettikleri gazetelerde çeşitli makaleler yayınlatarak sorunu tırmandırdılar.İyice zayıflayan ve kendine güvenini kaybeden Osmanlı yeni bir uluslararası sorunu kaldıramazdı.Tek çare yeni bir finansal atak yapmaktı.Bu aşamada Osmanlı gerçekten güzel bir açılımda ( devletin devamlılığı açısından ) bulundu.Alacaklılara denetçi göndermelerini Galata Banker lerine ayrıcalık tanınmadığını bu konuda her türlü girişime açık olduklarını belirtikleri davetler gönderdiler.Akabinde ciddi anlamda borç ana para indirimleri bahis konusu oldu.Dış borçlar yeniden yapılandırıldı.Bu yapılanmanın içeriği Muharrem Kararnamesi adı altında yayınlandı.

-- Muharrem Kararnamesinin fasıllarından biri çok önemlidir.Bu Duyun-u Umumiye İdaresi nin kurulması maddesidir. Yedi kişiden oluşan bu idarenin görevleri,yıllık idare bütçesi hazırlamak bunu devlete onaylattıktan sonra altı ayda bir fiili bilanço çıkarmaktı.Bu tür alacak tahsilatı yönetemi Dünya da ilktir.Devlet bu idareye bir denetçi ( komiser ) atayacak, fiiliyatta doğabilecek sorunlara ise bir hakem heyeti bakacaktı.Osmanlı mecbur kalmıştı buna.En azında devletler nezdinde bir krizin olması daha kötüydü.Duyun-u Umumiye finans kapitalin bir uzantısıdır, bir tahsilat şirketidir.Fiilen de denetlenememiştir.Halkın canına okunmuştur.Öyleki tahsilat oranı bir yılda % 300 gibi bir orana ulaşmıştır.Tabiki bunda bu kuruluşun Osmanlı Maliyesinden daha etkin ve kurumsal çalıştığını da inkar etmemek lazım.Bu kuruluş yaklaşık 720 şube ve 5000 tahsilat memuru çalıştırıyordu.Ayrıca Devletin kaçakçılıkla mücadele etmesi de yadsınamaz bu faaliyetlerde.Duyun-u Umumiye milli mücadele zamanında tasfiye oldu.Ele geçirilen yerlerdeki şubeler kapatıldı,gelirlerine el konuldu.Fakat Lozan da Osmanlı borçları devralındı.1954 yılına kadar ödeme yapıldı.İlginç olan Bulgaristan ve Yugoslavya nında Osmanlı döneminden kalan borçları kabul etmesiydi.Bu ülkeler 1960 yılına kadar borçları ödediler ve Duyun-u Umumiye böylelikle kapandı.

KESİN OLAN ŞU Kİ AVRUPA DAKİ SERMAYE BİRİKİMİNİN EN AZ % 80 İ OSMANLI DEVLETİNİN SÖMÜRÜSÜNDEN ELDE EDİLMİŞTİR.

---Osmanlı Devleti ndeki en verimli vergi kaynağı tütün faaliyetlerinden elde ediliyordu.Devlet piyasadan çekildi daha doğrusu tütün faaliyetlerini özelleştirdi.Bu özelleştirme faslı Muharrem kararnamesi nde karara bağlanmıştı zaten.Buna istinaden Reji idaresi kuruldu.Bu özel şirket denilebilecek idarenin inanılmaz hakları bulunuyordu.( ŞİMDİ TEKEL İN ÖZELLEŞTİRİLMESİ AKLIMA GELDİ.AMA .AYNI KOŞULLARDA MI ÖZELLEŞTİRME OLDU.GALİBA ÖYLE OLDU ) Sanırım 32 yıllık bir ayrıcalık tanındı.Kuruluş tütün üretimi ve bütçesine göre vergileri, ihracat ve iç piyasa fiyatlarını belirliyordu.Düşünebiliyormusunuz binlerce yabancı memurun Anadolu da kapı kapı vergi topladığını.Bu konuda daha fazla ayrıntıya girmeyeceğim.Çünki sinirlerim bozuluyor.Üstelik borçların bitmemesi için Avrupa lılar kafa yormaya başlamışlardır.Bu  faaliyetler dolayısıyla Osmanlı da levanten denen bir sınıf oluşmuştur.Ayrıca kültürel değişimlerinde başlangıcıdır bu yıllar.

---KISACA MUHARREM KARARNAMESİ OSMANLI DEVLETİ NİN SONU OLMUŞTUR.1881 DEN İTİBAREN YAKLAŞIK 2 YIL İÇİNDE YUKARIDA YAZDIKLARIM ANADOLU TOPRAKLARINDA HAYATA GEÇMİŞTİR.

Osmanlı Devleti 20 yüzyıla girdiğinde ise durum daha da kötüleşmiş, hasta adam yatağa düşmüştür.Acı ama gerçektir bu.Nefes almakta zorlanmaktadır.Nefes alabilmesi bile yabancılara bağlıdır artık.


Abdülaziz döneminde Fransız uyruklu Banker Tubini ve Lorando'dan alınan borçların vadesi gelmiş ve geçmiştir; ama, devletin bu borçları ödeyebilecek imkanları yoktur. 25 yıldır ödenmeyen bu borçlar yüksek faiz nedeniyle çok yüksek meblağa ulaşmıştır. Azınlık avukatlarının kurnaz tertipleri ile açılan dava sonucunda borcun ödenmesi için mahkemeden karar çıkarılmıştır. Vatandaşlarının hukukunu korumak isteyen Fransa, doğrudan saraya baş vurarak bu borcun ödenmesini sert bir dille ihtar etmiş ve ardından Amiral Caillard komutasındaki Fransız Donanması Middilli'yi işgal etmiştir. Tubini ve Lorando'nun borçlarına mahsup edilmek üzere adanın bütün gelirine el konulmuş ve banker borçlarının ödenmesi yanında Fransa, yeniden büyük imtiyazlar elde etmiştir ( Arş.Grv.Ahmet Özen--Özay Özpençe )

1900 lü yıllara gelindiğinde kaynaklar tamamen tükenmişti.1 Dünya Savaşına girip sonuçta hezimet olunca, toprak paylaşımını Avrupa hayata geçirmiştir.Milli Mücadele ile bu olumsuzluklardan kurtulduk.YENİ KURULAN CUMHURİYET OSMANLI YI YIKAN NEDENLERİ İYİ ANALİZ ETMİŞTİ.İKTİSADİ VE KÜLTÜREL DEVRİMLERLE TEKRAR AYNI DÖNEMLERE DÖNMENİN ÖNÜNÜ TIKAMAYA ÇALIŞMIŞTIR.                                                                        
ŞİMDİ NERDEYİZ.AYNI YERDEMİYİZ.BİLMİYORUM.BİLEN BİRİLERİ VARDIR MUHAKKAK.KORKARIM TEKRAR YAŞAYACAĞIZ BUNLARI.

BU KONUDA DA SÖYLEYECEK -YAZACAK ÇOK ŞEY VAR AMA CEREMEYİ ( BEDELİNİ)
ÖDEYECEK PARA YOK.






















Duyun-u Umumiye İstanbul merkez binası.Şimdiki İstanbul Erkek Lisesi.


                                                                












 




Duyun-u Umumiye Adana şubesi




Faik çaltılı
20-10-2012-İSTİNYE.

Kaynaklar-Arş.Grv.Ahmet Özen--Özay Özpençe



Merhaba,

Son dönemlerde ABD ile  AB arasında Transatlantik Ticaret ve Yatırım ortaklığı  ( TTIP )  adı altında global bir ticaret karteli oluşturulması bahis konusu.Bu süreç şimdilik devam etmekte.Bloğum da Ülkemizin finansal geçmişini ve finansal geleceğini yönlendirmiş-yönlendirebilecek konularda yazmaya özen gösteriyorum.Bu konu güncel ve çok ama çok önemli.Şimdi.Bu ortaklığın neden gündeme geldiğini ve içeriğini irdeleyelim.

TTIP  nin doğuş nedeni Çin 'in veya ona bağlı Kobi işlevi gören ülkelerin global ticaretteki etkinliklerinin artması ve doğal olarak ABD ve AB ülkelerinin geride kalması gibi görünmektedir.Tabiki bu Çin Ulusal Burjuvazi sinin güçlenmesi demek.Ne var bunda diyeceksiniz.Sermayenin vatanı yoktur.Çin li sermayedarlar zamanı gelince Çin dışında da yatırım yapacaklardır.Olabilir.Fakat Çin özbilinci yüksek bir geçmişe sahiptir.Oyun kurucu olduğunda Çin i oyun dışına atmak imkansıza yakındır..ABD ve AB için önemli olan budur.Bunun önüne geçilmesi, en azından yavaşlatılması kaçınılmazdır.Yeni bir senaryo yazmak şart olmuştur.
Bu gidişle global ticaretin her alanının ABD  ve AB nin elinden kayıp gideceği kesindir.Bunun içinde TTIP gibi bir oluşum kaçınılmazdı.Müzakereler davam etmekte.Dünya Ticaret Örgütü nün etkinliği dolayısıyla azalacaktır.Hoş bu örgüt çoğunlukla ABD ve AB ye çalışsa da yeterli olamamıştır.Daha güçlü bir kartel olarak ticaret oyununda yer almak kaçınılmazdır.Bu arada arkadan Rusya da gelmektedir.ABD ve AB de üretim maliyetleri yüksektir.Çin deki günümüz köleliğinin getirdiği maliyetlerle baş etmeleri zaten mümkün değildi.Bu konuda birçok ayrıntı var.Kafanızı fazla karıştırmayayım.Bu ortaklığın gerçekleşeceği kesindir ve haklı bir eylemdir.GÖZ GÖRE GÖRE MEYDANI ÇİN VEYA BAŞKA ÜLKELERE BIRAKACAK DEĞİLLER TABİKİ. Peki Türkiye nerelerde.Zurnanın hangi deliğinde.( Afedersiniz.)




Türkiye AB ile birlikte Gümrük birliği anlaşmasını yapalı sanırım 20 yıl oldu.Başlangıçta AB liğine tam üyeliğin yolunu açacağını  ve ekonomimizi canlandıracağını varsaydığımız bu GB anlaşması tam üye olmadığımız için AB ye ihraç ettiğimiz malların ayrı bir devlet ( Ulusal ) muamelesi görmesi dolayısıyla artık bir sorun oldu.Bu şu demek.AB herhangi bir ülkeyle serbest ticaret anlaşması yapabilir..Dolayısıyla o ülkelerin malları vergisiz olarak Türkiye ye girebilmektedir.Tam üye olunmadığı için AB istediği ülke ile serbest ticaret anlaşması yapabilmekte ama Biz yapamamaktayız.GB liği anlaşmasının imzalandığı günleri hatırlıyorum.DENİZ BAYKAL ve TANSU ÇİLLER in müzakeresiz imzaladıkları bu finansal aymazlık büyük bir başarıymış gibi gösterilmişti. PEKİ NE YAPMAK LAZIM.İŞİN ÇÖZÜMÜ YENİ BİR ÖZBİLİNÇ YARATMAKTIR.KÖTÜ OLAN BU ÖZBİLİNCİ SIRTLAYACAK SINIFLARIN OLMAMASIDIR.

Ayrıca TTIP na Türkiye nin alınması bahis konusu bile olamaz.Çünkü.GB liği anlaşması ile zaten ellerindeyiz.İhracatımız yüzde 75 oranında ithalata dayalı.İthalat birim fiyatı yaklaşık ortalama 3 dolar.İhracat birim fiyatımız ise ortalama 1.5 dolar.Bu finansal verimliği kim elinde kaçırmak ister.Örneğin Almanya nın ithalat birim fiyatı ortalama 1 dolar.İhracatı ise 4 dolar.BU DURUM KAÇINILMAZ OLARAK CARİ AÇIĞI DA ARTIRMAKTADIR.NEYSE.

Kısa vadede bu kumpastan kurtulmak mümkün görünmemektedir.Öncelikle ülkenin ciddi bir borç yükü var.AB ye ihraç ettiğiniz mallar katma değeri yüksek mallar değil.İhraç ettiklerinizi AB liği başka ülkelerden de rahatlıkla alabilir.Çin in oluşturabileceği bir kartele katılsanız ki çok uzaklar .Lojistik maliyetleri yüksek olur.Ayrıca Siz in ürettiklerinizi onlarda üretiyor.O grupta Türkiye ye ancak kırıntılar kalır.Kalırsa tabiki.Aslında Türkiye deki bu finansal yapısal sorunlar Menderes le başladı.Müteselsilen devam etmektedir.AKP  bu yapısal sorunları çözebilecek bir fırsat yakaladı.Fakat kadrolarındaki öz bilinç yokluğu işi daha da vahim hale getirdi.Ivır-zıvır konularla zaman öldürdüler.Gelecek nesilleri ( türbanlı-türbansız-kürt-türk vesair ) finansal kaoslar sabırsızlıkla beklemekte.Çıkacak finansal ve toplumsal sorunları hayal bile edemiyorum.

TTIP na Türkiye nin katılması durumunda bu ortaklığa Türkiye nin tarihi ve stratejik konumu dolayısıyla katma değer sağlayacağını savunan romantik yazılar okudum.Türkiye nin stratejik bir konumu olduğuna inanmıyorum.Petrole bağımlılık azaldıkça ki hızla azalıyor-azalacak.O  zaman stratejik konumumuz hiç gündeme gelmeyecek.Stratejik konum okyanusa yakın ülkelerde bahis konusu olabilir. Akabinde Türkiye nin dışarıda bırakılmaması gerektiği savunuluyor.Temennimiz bu tabiki.Bu tür ortaklıklar global otaklıklardır.Gerçekten ciddi bir katma değer katmanız bahis konusudur.Bu iş sıradan bir adi şirket kurmanıza benzemez.Siz in bağımsız bir sermaye birikiminiz yok.Sıcak paraya muhtaçsınız.Siz in siyasi durumunuz onları ilgilendirmez.İlgileniyorlarsa ekonomik-siyasi çıkarları vardır.Nitekim AB veya ABD bir diktatörü desteklemekte ama demokrasinin egemen olduğu bir ülkeyi desteklemeyebilmektedir.KRİTER EKONOMİDİR ÜLKELER ARASINDA.

Özel mülkiyet varolduğundan beri insan-toplum ve devletler arasındaki ilişki kuralları değişmemiştir.DEĞİŞEN TEK ŞEY MODADIR.

BU ARADA ŞUNU DA BELİRTMEK LAZIM.ABD VE AB KARŞISINDA FİNANSAL YÖNTEMLERE BAŞVURMAK KONUSUNDA RAKİP ÜLKELERİN ŞANSI ÇOK AZ.


Faik Çaltılı
Ortaköy.










































Merhaba,

Türkiye ekonomisinin finansal konjonktürü konusu oldukça geniş bir içeriğe sahip.Ben bu içeriklerin vurgulayıcı olanlarını konsolide ederek neden-sonuç ve çözümlerin neler olabileceğini bu yazımda belirtmeye çalışacağım.

FİNANSAL KONJONKTÜR

Bu konunun  içeriği bankalar,piyasalar,ülkenin borçlanma miktarı, faiz oranları ve bu borçlanmanın yarattığı fırsat maliyetinin neden olduğu siyasi tavizlerdir. Cari açık, ülke yönetimindeki verimsizlik gibi unsurlar açık ve gizli fon kayıplarına yol açmaktadır.Cari açık konusu bu bölümün asli konusudur. Dış ticaret sistemi cari açığı devamlı olarak beslemektedir.Şöyle ki.İthalat birim maliyeti yaklaşık 3 usd . İhracat birim şatışı ise 1.5 usd dolaylarında. Bu durumun düzeltilmesi  kısa vadede zor görünmektedir.Ayrıca ihracatımızın ithalata dayalı olması konuyu daha da  derinleştirmektedir.Daha da kötüsü ihrac mallarımızın çoğunluğu katma değeri yüksek mallardan oluşmamaktadır.Yani ithalatçı ülke rahatlıkla bu malları başka ülkelerden temin edebilir. Bu konuda AB ( Avrupa Birliği ) ye  yapılan ihracat kalemlerinden bazılarında AB  Türkiye de yeterli fon biriktiğine kanaat getirdiğinde o malı başka bir ülke ile anlaşıp o ülkeden getirebilmektedir.Bu konuda tam üye olunmaması dolayısıyla Türkiye nin elinden hiçbir şey gelmemektedir.Kısaca ihracatımız standart bir endekse sahip değildir.AB gümrük birliği anlaşması bu gibi sorunlar yüzünden kısır bir döngü halini almıştır.
Dış ticarette ki bu yapısal çarpıklık Osmanlı 'dan beri değişmemiştir.Cumhuriyetin ilk yıllarında biraz seviye kazansak da diğer yıllara bu avantajımızı kaybettik.Nufusumuz azdı.Sanayi atılımları standartlaşmaya başlamıştı.Avrupa savaştan çıkmıştı.Bu yapısal sorunun asıl tehlikesi ülkede reel sermaye birikimi önlemesidir.Bu oldukça ayrıntılı ve uzun bir konudur.Açılımını ve nasıl çözülmesi gerektiğini  ileriki yazılarımda belirteceğim.

ÜSTELİK ŞU AN TRANSATLANTİK ANLAŞMASI  ( ABD VE AB ARASINDA ) GÜNDEMDEDİR.TÜRKİYE'NİN BU OLUŞUMUN İÇİNE ALINMASI ŞU AN BAHİS KONUSU DEĞİLDİR.ÇÜNKÜ.TÜRKİYE AB LİĞİNİN DEMİRBAŞIDIR.DEVLET ÇOK KÖTÜ YÖNETİLMEKTEDİR.BÖYLESİNE BÜYÜK BİR OLUŞUMUN İÇİNE ALINABİLECEK İTİBARI OLAN BİR DEVLET DEĞİLDİR.SOVYET TEHDİDİ DE YOKTUR.O HALDE DERLİ-TOPLU İSTEDİĞİ POZİSYONU ALAN BİR TÜRKİYE YEDE İHTİYAÇ YOKTUR.

Ekonominin açık pozisyonunu kapatmak için doğal olarak dış borç almaktayız.Bilinen özel ve kamu dış borcunun 400 milyar usd  olduğu yazılıp çizilmekte.Bu hükümetin finansal endekslerine inanmak mümkün değildir.Bu borcun 500 milyar usd ın üstünde olduğunu sanıyorum.Bu borcun yarattığı fırsat maliyetini kimse görmemektedir.Bu borcu ödemek için yaklaşık 300 milyar usd lık yatırıma ihtiyaç vardır.Yani 800 milyar usd gibi risk bahis konusu.Dış borç faiz oranları ortalama % 6 civarlarında.Bu oran finans kapitalin orta çapdaki ülkelere uyguladığı bir orandır.Yani yüksektir.Özel sektörün aldığı sendikasyon kredilerindeki oranlar vade-meblağ ve teminata göre değişebilmelidir.KAMU VE ÖZEL SEKTÖR AYRIMINA KARŞIYIM.ÇÜNKÜ.TÜM FİNANSAL HAREKETLER BİRBİRİNE BAĞLIDIR.Bu ayrım sadece bilgidir.

BORCUMUZ KARTOPU GİBİ BÜYÜMEKTEDİR.EKONOMİMİZİN YAPISAL SORUNLARI BORCU BESLEMEKTEDİR.ÖZELLEŞTİRMELERDE BU BORCUN KAPANMASINA YETMEMİŞTİR.YETMESİ DE MÜMKÜN DEĞİLDİR.BU YAPISAL SORUN TÜRKİYE DE ZENGİN VEYA FAKİR HERKESİ FİNANSAL KÖLE YAPMIŞTIR.BU SORUN MUHAKKAK ÇÖZÜLMELİDİR.GELECEK NESİLLERİN ZAMANINI ÇALMAYA HAKKIMIZ YOKTUR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

Gelelim bankalara.Öncelik Merkez Bankasının tabiki.Merkez bankalarının asli görevi reel piyasada likiditasyonu sağlamaktır.Yasalar ve net kurallarla belirlenmiş bir bağımsızlığı olmalıdır.Merkez Bankası nın piyasa likiditasyonu için kullandığı araç reeskont kredileridir.Pratikte bu çoğunlukla eximbank eliyle ihracatın finansmanı adıyla uygulanmaktadır.Tabiki bu reeskont teşviği katma değeri yüksek bir mala endeksli değilse reel sermaye birikimine hiçbir katkı sağlamamaktadır.ŞU AN MERKEZ BANKAMIZ GENEL LİKİDİTASYONU İYİ GÖTÜRMEKTEDİR.FAKAT GÜCÜ BELLİDİR VE GLOBAL KRİZLERDE ETKİNLİK GÖSTEREMEZ.

Özel sektörün  bankalarında dahil  borçlanma oranı çok yüksektir.Eğer ülkede reel sermaye birikimi olsa bu borçlanma etkili olmayabilirdi.Aldıkları borç yaklaşık 270 milyar usd civarlarında.Bu borcun kısa vadeli bölümü 110 milyar usd.Son derece tehlikeli bir tablo bu.Global bir krizde merkez bankasının piyasada likiditasyon sağlaması bu durumda imkansız görünmektedir.Artık global krizleri finansa edebilecek bir türk halkı yok.ÇÜNKÜ.AKP HALKIN FİNANSAL DİRENCİNİ EKONOMİDEKİ AYMAZLIKLARI YÜZÜNDEN KIRMIŞTIR.TABİKİ BUNU BİLİNÇLİ YAPMIŞTIR.BAŞKA ÇIKIŞ YOLU DA YOKTUR ZATEN.

Özel sektör bankaları çoğunlukla cari açığın finansmanı için piyasaya sürülen finansal araçlardan beslenmektedir.Çok da doğaldır bu.Çünkü.Bu ülkede ihtiyaç yaratan-katma değeri yüksek üretim yapan yatırım sayısı yok denecek kadar azdır.Kötü olan bu sistemin yarattığı fiktif ( sahte-şişmiş ) likiditenin patlamasının yakın olduğudur.Sistem borcu beslemektedir.ABD  bile yaşadığı LEHMAN BROTHERS krizinden sonra türev piyasaları tekrar yapılandırmıştır.Artık bir vadeli kontratın fiyatlandırması denetim altındadır.

Bu tablo Türkiye nin hem iç hem de dış siyasette oyun kurucu olmasını engellemektedir.Ekonomik milli bir yapılanmaya ihtiyac var.Tabiki dışa açık fakat iyi hesaplanmış hamleler yaptıran bir yapılanma.Bu yapılandırmayı gerçekleştirmezsek ülkenin sacayaklarının kırılacağı gün gibi ortadadır.AKP nin ekonomik vizyonunun yetersizliği sorunu daha da derinleştirmiştir. CARİ AÇIK VEREN ( ÜSTELİK YAPISAL ) BİR ÜLKENİN BÜYÜMESİ BAHİS KONUSU DEĞİLDİR.BÜYÜMEKTEN ZİYADE EKONOMİNİN SAĞLIKLI OLUP OLMAMASIDIR ÖNEMLİ OLAN.GEÇİCİ ÇÖZÜMLER SADECE ZAMAN KAYBETTİRİR.REEL SERMAYE BİRİKİMİNİ YARATMAK  KAÇINILMAZDIR.REEL SERMAYE BİRİKİMİ SAĞLAMAK AKABİNDE BÜYÜMEYİ DE GETİRECEKTİR ZATEN.

BEŞ CENTE İHTİYACIMIZ YOK ARTIK.MİLYAR USD YE MUHTACIZ.BU DÜNYA DA EKONOMİNİZİN SAĞLIĞI  KADAR İTİBARINIZ OLUR.


Faik Çaltılı






Merhaba,

Off-Shore Bankalar ile ilgili yazımdan sonra Osmanlı tarihi ile yazmaya devam etmek istiyorum.Çünkü Osmanlı tarihi güncel finansal hayatımızın evrimi açısından çok önemlidir.
Osmanlı tarihini hazmetmek gerekir.Bu çok önemli ve şarttır.Tarihi ekonomik konjoktürün yarattığı siyasi hareketler yaratır.Bu yazımda bahis konusu olan Sened-i İttifak yasası Ben ce çok önemli.Ayrıca Osmanlı tarihindeki bazı anayasal çalışmaları ve nedenlerini de ele alacağım.Sened-i İttifak konusu Osmanlı ekabir ( oligarşi-ayan  ) takımının halk üzerindeki baskılarının durdurulmasından ziyade kurumlaştırılması-tanınması  çalışmasıdır.Osmanlı ya yaşaması için biraz daha zaman kazandırmıştır sadece.Bu konunun asıl aktörü olan Ayan Meclisi denen sınıfı oligarşik ( ilkel de olsa ) bir sınıf olarak tanımlayabiliriz.Ayrıca kısır doğmuş bir ek bir anayasa çalışması da diyebiliriz Sened-i İttifak konusuna.Ve bu konu Osmanlı'nın resmi çöküşünün başlangıcıdır.

AYAN MECLİSİ--Bu meclis seçilmiş parlementerler ( Meclis-i Mebusan ) ile birlikte tüm meclisi oluşturan, Padişah ın ülkenin ileri gelenlerini kapsayan ( bakan-üst düzey komutan-üst düzey dini kişiler-elçi-vali gibi  ) belli bir yaşı aşmamış  ( 40 ) kişilerden seçtiği bir grup-yasama organıdır.Bu organın yasal dayanağı 1876 yılına ait anayasadır. ( Kanun-Esasi-ye ).Kanun-i Esasi-ye ( esas-ana kanun ) ise Osmanlı Devletin tek ve son anayasası dır.(1924 yılında kaldırıldı ) Bu anayasa 119 maddeden ve 2 ana kısma ayrılıyordu.1 bölüm Padişah ların hak ve hukuki    konumunu belirleyen maddelerden oluşuyordu.Bu maddelerin ana hatları şunlardır. Halifelik korunacak-padişahlık hanedanın en yaşlı üyesine ait olacak.Padişah lara dokunulmazlık-yaptıklarından sorumlu olmama hakkı.Parlementoyu toplamak-dağıtmak-para bastırabilmek-savaş/barış ilanı-şeriat kanunlarının uygulanması ve denetimi gibi  haklardır..Tabiki mir-i toprak sisteminin askıya alındığı,özel mülkiyetin yerleştiği bir ortamda şeriat kanunları nasıl uygulanacak ve korunacaksa.2  bölüm ise halk ile ilgiliydi..Osmanlı vatandaşı kavramı netleştirildi.Osmanlı devleti uyruğunda olan kişiler din ve mezhep ayrımı yapılmadan vatandaş sayılacaktı.Sanki yapılıyormuş gibi.Yüce divan kuruldu.Devlet görevlilerinin türkçe bilme zorunluğu-hakimlerin görev bıraktırılamaması-kişilerin mali gücü oranın da vergilendirilmesi-herkesin eşit olduğu-sadrazam ve şeyhülislamın padişah tarafından atanması gibi. İşte bu kanunla Ayan Meclisi kuruldu.Bu meclisin üye sayısı meclis-i mebusan sayısının üçte birini aşamazdı.Ömür boyu seçiliyorlardı.Taki kendileri vefat yada istifa edinceye kadar.Bu kişilerin ana özelliği mali ve nufuz açısından güçlü olmalarıydı.Devlet otoritesini tehdit edebilecek boyutta bir güç bahis konusuydu.Üstelik bu kişilerin bir yasama organında bulunmaları ellerini daha da güçlendiriyordu.Halkın bu adamların elinden çektiklerini tahmin edebiliyormusunuz.

Ayanlık kurumunun oluşmasında ki etkenleri şöyle sıralayabiliriz.Osmanlı Devletinin gelir kaynaklarından birisi de kiraya verilen topraklardı.Devletin güçlü olduğu dönemlerde bu sistem çok nadir uygulanan bir yöntemdir. Çünkü nüfusun çoğunluğu o dönemlerde taşrada bulunuyordu.Ana üretim şekli tarım-hayvancılıktı.Tımar sistemi üretim henüz geçerliliğini yitirmemişti.Küçük meta üretimi yok denecek kadar azdı.Fakat Avrupa da sanayi devrimi ile başlayan üretim şekli ister istemez Osmanlı yada sıçradı.Bu dönemde Osmanlı dada sanayileşme süreci başladı.Dolayısıyla büyük şehirlere göçlerin başladığını görüyoruz.Topraklar hızla boşalması başlamıştı artık.Zaten halk tımar sisteminde ezilmekten bıkmıştı.Çıkış-kurtuluş olarak gördü şehirlere gelmeyi.İyi-kötü işte bulabiliyordu.İşte Osmanlı nın sanayileşme hamlelerinin-çabalarının boşa çıkması-burokrasi ve devletin hantallığı borç yükünü artırmaya ve bu borçların ödenmesi sorunu klinik hal almaya başlayınca geniş toprakların kiraya verilerek bütçe denkliğinin sağlanması yöntemine sıklıkla girişildi.Aslında bu yöntem sanayileşme çabalarından öncede sıklıkla kullanılmaya başlanmıştı. Tabiki doğal olarak eski tımar sahipleri ( tımar yöneticileri ) veya azınlık ekabirleri-gayri-müslümkerin çoğunlıkta olduğu bölgelerde bu toprak kiralama olayında başrolü oynadılar.Borçlanma sorununun çözülememesi bu kiralanan toprakların ayan denilen kişilerin mülkiyetine geçmesine yol açtı.Bu konjoktür uzun vadede azınlık milliyetçi hareketlerin doğmasına yol açmıştır.Toprak yoksa milliyetçilikte olmaz-yaşamaz zaten. BÖYLELİKLE AYAN DENEN FEODAL-ACIMASIZ BİR SINIF ORTAYA ÇIKTI.Tabiki bireysel olarak bu tanıma uymayan ayanlar olmuştur.Mesela memleketimde ayanlık döneminden kalma SENCER ÜNLÜ isminde bir ağa vardı.Ne mükemmel-kaliteli.inanılmaz iyi bir insandı.Nur içinde yatsın.

Pratikte meclis-i mebusan gibi birinci sıradaki yasama organının bir etkinliği bahis konusu olmamıştır-olamazdı da zaten..Günlük hayata ayan sınıfının devlet üzerindeki yaptırımı daha yüksektir.Bu sınıfin günümüzdeki yansıması Tusiad-Musiad veya benzeri gruplardır.Ayan sınıfı taşrada ekonomik gücü elinde bulunduran feodal bir sınıftır.Bir nevi bağımsız gruplar diyebiliriz.İşte bu konjoktür Osmanlı nın hem devlet otoritesini hem de halk gözündeki meşruluğunu tehdit ediyordu.Yer yer küçük çapta ayaklanmalar da oluyordu.Örneğin Ege bölgesinde efeler ayan zülum ve sömürüsüne karşı çıkmışlardır.Tabiki ayanlardan beslenen çetelerde vardır.Hele ki hak ve adalet açısından şeriat hükümlerinin zaafiyete uğraması ve bunun kurumlaşması-klinik bir hal aması son derece tehlikeli bir ortam yaratmıştı.ARTIK TÜM SİSTEM TEHLİKELİ BİR YIPRANMA SÜRECİNİN İÇERİSİNDEYDİ.Bu duruma bir son vermek mecburiyeti hasıl olmuştu.Genel olarak tüm halk katmanlarının belli bir çizgide barış-huzur içinde yaşamalarını sağlamak ve bunu kurumlaştırmak gerekiyordu.Üstelik bu dönemlerde padişahlık konusunda II.Mahmud ve IV.Mustafa arasındaki taht kavgaları ayanların daha da pervasızlaşmalarına zemin hazırlamıştı.

Bu dönemin içerisinde II.Mahmud tahtı ele geçirdi. Dolayısıyla otoriteyi sağlamak maksadıyla ayan meclisi üyeleri ile bir toplantı yapıldı.Bu toplantıda alınan kararların yazıya geçirilip imzalanmasıyla ortaya çıkan anlaşmaya Sened-i İttifak dendi.( 1808 ) Bu anlamaya göre ayanlar halka zulmedemiyeceklerdir.Vergi toplamakta adaletsizlik yapamıyacaklardı.Tabiki bunlar pratikte mümkün değildi.Çünkü bu anlaşmaya göre ayanlar kendi bölgelerinde-hizmetinde olanları korumak-cezai müeeyyideler uygulayabilmek hakkını elde etmişlerdir.Yani bu kişileri yaptıkları konusunda Osmanlı cezalandıramıyacaktı.Bu da halkın hak ve hukukunun korunması konusunu askıda bırakıyordu.Anlamsızdı yani.Diğer bir konu ise.Ayanlar eğer üst yönetimde  ( sadrazamlık gibi ) yanlış davranışların ( yolsuzluk-devlet aleyhine olan ) olması durumunda-ilgili uygulamalara karşı çıkabileceklerdi.Sürekliliği sağlamak içinde taraflardan değişiklik olursa yeni sadrazam-padişah ve ayanlar bu anlaşmayı imzalayacaklardı.Bu anlaşmadan ayanların karlı çıktığı açıkça ortadadır.Daha önce belirsiz olan konumları. ( muhatap alınarak-tavizler verilerek ) netleşmiştir.Üstelik bu ayanlar gayri müslimlerden de oluşuyordu.Zaten ayanların çoğunluğu katılmamıştır.Sistem çökmüştür artık.Zaman ele geçirmiştir sistemi. Osmanlı  zaman kazanıp yeri geldiğinde tekrar tam otoriteyi sağlamak amacındaydı..Ayanlar ise bu çalışmayı ciddiye almamışlardır-çoğunluğu katılmamıştır.Zaten niye ellerindeki gücü başka bir güçle paylaşınlardı ki.Sistemin çöktüğü gün gibi aşikardı.Kısaca taraflar samimi değildi yani.Müslüman Türk halkı sahipsizdi.
Gizli işsizlik gibi.Çalışıyor görünüyorsun ama ürettiğin birşey yok.Tam bir tiyatro.Zaten kısa bir süre sonra Mısır ve Arnavutluk ayanları ciddi sorunlar yaratmıştır.İşin ilginç tarafı bu anlaşmayı öneren kişi, kendisi de bir ayan olan Mustafa Alemdar Paşa dır.Üstelik tüm bu olanlardan sonra kendi eşrafı da özellikle İstanbul da kalanlar halkı canından bezdirmiştir.

Ayanların ve onların kalıntıları olan ağaların Cumhuriyet Türkiye sindeki son etkinlikleri Menderes döneminden ortaya çıktı.Köy Enstitüleri nin kapatılmasında başrolü oynadılar.Ülkemizin bugünkü geri kalmışlığının asli nedeni oldular.Batı bölgelerinde etkinlikleri kalmadı.Fakat doğu bölgemizde hala etkinler.

Sened-i İttifak anlaşması ekonomik-yapısal  değişimlere karşı hiçbir şeyin yapılamıyacağının bir delilidir.Nicel olarak birikmiş olan sorunların patlamasının önünün alınamıyacağı gerçeğini gösteren tarihi bir anekdottur sadece.Üstelik zaman sizi bırakmışsa-aleyhinize çalışıyorsa yapabileceğiniz birşey yoktur.


Faik ÇALTILI

17-11-2012 Küçükköy.






























Merhaba,

Bugün kıtalarla ilgili sörfe devam ediyorum.Afrika  acı dolu bir kıta. Bir o kadar da ilginç ve güzel.Her alanda değişim içinde olan kıtada kaos hakim şimdilik.Afrika için o kadar çok şey yazılabilirki.Ben ce Siz resimlere bakın.Resimleri günlük hayattan ve manzaralardan seçmeye çalıştım.Böylelikle ilgili kıtayı daha iyi anlayabiliriz diye düşünüyorum.Hiç olmazsa gitmiş ve görmüş gibi olun istedim.