1 Temmuz 2014 Salı

Sanat Ve Taşlar











15 Mayıs 2014 Perşembe

Masumiyet Ve Sevgi














5 Nisan 2014 Cumartesi

Türkler Ve İslamiyet-Nasıl Müslüman olduk.


















NASIL MÜSLÜMAN OLDUK ?

Türklerin Müslümanlığı Kabulü Hakkında Ne Biliyoruz?

Bu konuda pek fazla birşey bildiğimiz söylenemez. Çünkü Türklerin müslüman oluşuyla ilgili olarak 
ne okullarda, ne tarih kitaplarında ayrıntılı bilgi verilir. Verilen bilgilerden ise sanki İslam'ı duyan-dinleyen Türklerin akın akın müslüman oldukları ima edilir. Bu gerçek değildir. Gerçeğin bilinmesi istenmez.

Bakın Diyanet bu konuda ne diyor:

Türklerin İslâm dinine girmesi, Türk milletinin tarihinde bir dönüm noktası olmuş, müslümanlık için hayırlı sonuçlar doğurmuştur.

Türkler, İslâm dinini hiç bir zorlama olmadan kendi istekleri ile kabul etmiştir. Bunun başlıca sebepleri şunlardır:

1) İslâm dini ve İslâm medeniyetinin üstünlüğü.

2) İslâma girmeden önce Türklerin eski dini inançlarının İslâm inancına yakın olması ve İslâmın getirdiği üstün prensiplerin Türk milletinin ruhuna ve manevi yapısına uygun düşmesi.

" Hiç bir zorlama olmadan " ifadesi büyük bir yalandır. Bunu aşağıdaki dökümanı sabırla sonuna kadar okuyabildiğinizde göreceksiniz.

Türkçü Turancı çizgide siyaset yapanların ise bu konuda gerçeği gizlemeleri çok ilginçtir. Hem Türkçü geçinip hem de Türklerin tarihinde uğradıkları en büyük vahşet ve katliamdan bahsetmemelerine anlam vermek mümkün değildir.

Aşağıdaki bilgilerin tamamı İslami kaynaklardan, Taberi ve Zekeriya Kitapçı gibi İslami tarihçi ve yazarlardan alınarak düzenlenmiştir.

Türklerin kılıç zoruyla Müslümanlaştırılmaları ile ilgili 670’li tarihlere dayanan bilgiler maalesef okullarda bizlere hiçbir zaman verilmemiş, verilen bilgiler ise, Türklerin Müslümanlığa geçişleri kendi istekleri ile olmuş gibi gösterilerek, 740’lara kadar ki tarih atlanarak verilmiştir.

İslam''ın Türklere zorla kabul ettirilmeleri ile ilgili 670’lerden başlayarak 740’lara kadar uzanan tarihin bize okullarda anlatılmamasının nedenlerini, bu kısa tarihi öğrenince biraz daha anlamak mümkün olabilecektir. Şimdi, bu atlanan 70 senelik tarihe bir göz atalım..

Arapların Türklere İlk Saldırıları

Seyhun ve Ceyhun nehirleri arasında bulunan bölge tarihi ipek yolu üzerindedir.. Türk beylikleri, bu bölgedeki, Buhara, Semerkant, Talkan, Baykent gibi şehirlerde yerleşmiş yaşıyorlar, deri imal ediyor ve pamukdan kağıt üreterek bunları satıyor ve iyi de para kazanıyorlardı.. Bu üretimlerinin yanı sıra altın madenleri çalıştırıyorlardı..Özellikle adı zengin şehir manasına gelen, Semerkant’ın zenginliğinin o devirde dillere destan olduğu söylenir. Bu zenginlik öteden beri talancı Arapların iştahını kabartıyorduysa da, Türklerden çekiniyorlar ve araya sınır olarak koydukları Ceyhun nehrini geçmeye pek cesaret edemiyorlardı.. Çünkü daha önce Halife Osman zamanında, Muhammed bin Cerir komutasındaki Araplar İslam’ı yayma bahanesiyle oraları talan etmek için 2700 kişilik bir ordu ile Fergane’ye kadar girdiyse de Türkler tarafından yok edilmişlerdi.. Ancak daha sonraları Muaviye tarafından, Ceyhun nehrinin altında kalan Horasan’ın tamamıyla işgal edilmesi ile o bölgede ilk Araplaştırma ve İslamlaştırma girişimleri başlamış oldu..

Buhara''nın Talan Edilmesi

Horasan’ın kendileri tarafından tamamen işgal edilmesinden cesaret alan Araplar, Muaviye’nin ilk Horasan valisi olan, Ubeydullah bin Ziyad 673 yılında bu sefer ilkinden çok daha kalabalık 24.000 kişilik bir ordu ile Ceyhun nehrini geçerek Kibac Hatun yönetimindeki Buhara’yı kuşatır. Kibac Hatun diğer Türk beyliklerinden yardım isterse de bu yardım kendisine gelmez ve Araplar verdikleri kayıplardan dolayı Buhara’yı işgal edemezlerse de tam anlamıyla talan ederler.. Daha sonra, Muaviye’nin ikinci Horasan Valisi, Halife Osman’ın oğlu Said’de Buhara’ya saldırmaya hazırlanır. Kendisine diğer Türk Beyliklerinden yardım gelmeyeceğini anlayan Kibac Hatun, Said’le anlaşma yapmak zorunda kalır. Bu anlaşmaya göre, Kibac Hatun, Said’e diğer Türk Beyliklerine yapacağı saldırılarda önüne çıkmayacağına dair güvence ve bu güvencenin teminatı olarak da Buhara’daki Türk asilzadelerinden rehinler verir. ( Bu sayı kimi tarihçilere göre 50 kimine göre de 80’ dir. ) Bu anlaşmanın verdiği rahatlıkla Said, zenginliğini öteden beri duyduğu Semerkant’a saldırır.. Semerkant’ı baştan aşağı talan eder ve topladığı binlerce Türk gencini, köle pazarlarında satmak için Horasan’a getirir.. Said daha sonra Kibac Hatun’dan aldığı 80 kadar rehine tarafından bir punduna getirilmiş ve hançerlenerek öldürülmüştü....( Said’i öldürdükten sonra dağa kaçmayı başaran rehinlerin orada açlıktan öldüğü söylenir ) Said’den sonra, Horasan Valisi Salim bin Ziyad olur. Horasan’da Muaviye’nin oğlu Yezid’e bağlıdır.. Ziyad’da ayni şekilde 680 yılında Türkleri İslamlaştırmak ve şehirlerini talan etmek için saldırır fakat püskürtülerek geri çekilirler.. Bu sefer, kendi orduları Türkler tarafından talan edilerek silahları alınır.. Daha sonra Araplar daha güçlü bir orduyla tekrar saldırır ve Türkleri gene talan ederler. Bu talandan her Arap 2400 dirhem alır.. ( Bir kölenin satış fiyatı 300 ile 500 dirhem arasında olduğu düşünülürse, bu durumda aldıkları ganimet adam başına 7 veya 8 köleye eş değerdedir..)

Haccac ve Rutbil

İslam’da ilk asimilasyon 685 yılında Abdülmelik ile başlar.. Abdülmelik, etrafını İslamlaştırmaya adı İslam tarihine kan dökücü zalim olan Haccac’ı kendisine yardımcı seçerek başlar. Abdülmelik önce civar halkların dillerini Arapçalaştırdı.. Haraç karşılığı önceden bazı hakları kabul edilmiş olan gayri müslimlerin bütün haklarını geri aldı.. Bu arada Haccac’ı Irak genel valiliğine atadı.. Haccac’ın Irak’a genel vali atanmasından sonra Türklerin kaderinde ilk köklü değişikler başlamış oldu.. Haccac ilk olarak Ubeydullah ibni Ebi Bekri’yi Sicistan’a, Muhalleb ibni Ebi Sufra’yi da Horasan’a vali yapar.. O tarihte, Sicistan’ın Türk Hükümdarı Rutbil’dir ve Araplara vergi vermektedir.. Haccac, bununla yetinmez ve Ubeydullah’ı Rutbil’in üzerine göndererek ondan tam olarak teslim olmasını ister.. Rutbil önce bu teklifi kabul etmek istemez.. Bunun üzerine Ubeydullah Rutbil’in üzerine yürür. Rutbil 18 fersah geriye çekilerek Ubeydullah ve ordusunu kuşatma altına alır. Ubeydullah, Rutbil’den kurtulmak için 700.000 dirhem teklif ederse de Rutbil kabul etmeyerek Arap ordusunu büyük bir bozguna uğratır. Buna çok kızan Haccac 40.000 kişilik büyük bir ordu toparlayarak, Abdurrahman ibn Esas komutasında Rutbil’in üzerine gönderir.. Rutbil’i yenemiyeceğini anlayan Esas, bu sefer onunla anlaşır. Bu olay karşısında çılgına dönen Haccac, Esas’ı yakalatmak üzere bir birlik gönderirse de, Esas’ın ordusu bu birliği yenilgiye uğratır ve geri kalanları da Basra’ya kadar sürer. Ancak burada yenilen Esas’ın ordusu dağılır ve Esas Rutbil’e sığınır.. Bunun üzerine Haccac, Esas’ı kendisine vermesi için Rutbil’i tehdit eder.. Vermediği taktirde çok büyük bir ordu ile üzerine yürüyeceğini ve bütün Türk şehirlerini harap edeceğini, verirse de kendisinden 7 sene hiç vergi almayacağını söyler.. Türk şehirlerinin tekrar bir savaşa girmesini istemeyen Rutbil, 7 sene haraçtan muaf tutulacağını da düşünerek Haccac’ın bu teklifini kabul eder ve Esas ve yakınlarını Haccac’a teslim eder.. Ancak, Rutbil Haccac’a güvenmekle hata yaptığını daha sonra anlayacaktır.. Haccac Rutbil’den Esas’ı teslim aldıktan sonra derhal yeni bir ordu düzenleyerek 699 yılında Muhelleb bin Ebi Sufyan komutasında Türk şehirlerinin üzerine gönderir.. Hocente, Kes, Sogd ve Nesef’i ele geçirirsede Türkler direnirler.. Horasan valiliğine Muhelleb’in oğlu Yezid gelir.. Yezid ibni Muhelleb’de Türk şehirlerini talan eder.Yezid’in savaşçıları, Harzem’den ele geçirdiği Türkleri boyunlarına damga vurarak köle pazarlarında satarlar.. Bu tarihlerde, Araplar Türklerin yurtlarını devamlı olarak istila edip şehirlerini talan ettilersede kalıcı bir üstünlük sağlayamamışlar, elde ettikleri yerleri sonunda tekrar Türlere geri vermek zorunda kalmışlardı..

Kuteybe ibni Müslim

705 yılında Abdülmelik öldüğünde yerine oğlu Velid geçer. Ve Türk tarihini önemli şekilde etkileyecek olay, Kuteybe ibni Müslim’in Horasan’a vali atanması olur. Bu zamana kadar kalıcı bir başarı elde edemeyen Araplar onun zamanında Türk yurtlarında kalıcı başarılar elde etmişlerdir.

Türklerin gerçek anlamda kılıç zoru ile Müslümanlaştırılmaya başlamaları Kuteybe zamanında olmuştur. Vali olduğu andan itibaren, Türk Beyliklerinin toptan işgal edilerek İslamlaştırılması için çok güçlü bir ordu kurmaya başlar. Merv’de askerleri toplayarak,

" Allah kendi dininin aziz olmasi için size bu toprakları helal kıldı " der. Kuteybe ilk olarak Baykent’i kuşatır. Diğer Beyliklerden Türk Savaşçılar Baykent’in savunmasına yardıma gelirler. İki ay süren bir savaş olur. Kuteybe tam bir zafer kazanamazsa da, Türkleri haraca bağlayan bir anlaşma yapmaya zorlar. Şehir yıkımdan kurtulur ama, şehre giren Araplar anlaşmaya rağmen şehrin bir kısmını yağmalarlar ve şehirden ayrılırlarken arkalarında bir de askeri garnizon bırakırlar. Başlarına gelecekleri anlayan Türkler ayaklanmaya başlarlar ve kendi aralarında silahlanarak karşı bir mücahit birliği kurarlar, Baykent’de karışıklıklar başlar. Bunun üzerine Kuteybe Baykent’e tekrar gelerek ne kadar silahlanan Türk varsa hepsini öldürtür. Kadınları ve çocukları esir alır ve şehri tekrar baştan aşağı yağmalar..

Taberi’nin anlatımlarına göre, Kuteybe’nin aldığı ganimetlerin haddi hesabı yoktur. Taberi, bütün Horasan’ı işgal ettiklerinde dahi bu kadar ganimet toplayamadıklarını söyler.

Şehrin yağmasından sonra, daha önce Horasan’da Merv’e getirilmiş olan Arap aileleri, Merv’den getirilerek Baykent’e yerleştirilir. Muhafız birlikleri oluşturulur. Valilik den vergi tahsildarlığına kadar bütün denetim organları Araplar’dan oluşturulur. Türklerin Budist ve Zerdüşt inançlarını simgeleyen bütün heykeller toplatılır, taş olanlar kırılır, altın olanlar eritilerek ganimet olarak Araplar tarafından alınır. Bunlar, Enfal suresinde yazdığı gibi, sanki Araplara Allah’ın verdiği ganimetlerdir. Daha sonra esir edilen kadın ve çocuklar kocalarına ve babalarına geri satılır. Müslümanlar, Baykentli Türklerin neleri var neleri yoksa almışlar, şehrin onarımı da gene Türklere kalmıştır. Bundan sonra sıra gelir Buhara’nın tamamen işgal edilip Müslümanlaştırılmasına..

Buhara'nın Tekrar Kuşatılması ve İlk Türk Katliamı

Kuteybe Merv’de büyük bir hazırlık yapar.. Bu arada Vardana ve Buhara beylikleri arasında çatışmalar vardır.. Müslümanlara karşı mücadele etmek için bu çatışmalar derhal durdurulur ve Vardan Hudat, Kuteybe’ye karşı Türklerin başına geçer.. Kuteybe önce, Numiskent ve Ramitan’a saldırır ve buraları kolayca istila eder.. Demirkapı önlerinde Vardan’la çarpışırlar.. Vardan savaşı kaybeder ve Buhara’ya doğru çekilir.. Ancak Kuteybe’de, savaştan yorgun düştüğü için Buhara’yı alamadan Merv’e geri döner.. Haccac bunu başarısızlık olarak kabul eder ve, Buhara’yı mutlaka almasi için Kuteybe’ye emir verir..Kuteybe büyük bir hazırlık yaparak bir sene sonra tekrar Buhara’yı kuşatır.. Türkler direnir ve Kuteybe başarılı olamaz, ordusu dağılmaya başlar.. Bunun üzerine Kuteybe her bir Türk başı için askerlerine 100 dirhem vaad eder.. Para hırsı ile gayrete gelen Araplar, şehri istila ederler..Bütün direnen Türkler kılıçtan geçirilerek tam bir katliam yapılır, Araplar Türk kadınlarına tecavüz ederler, beğendikleri kadınları ya cariye olarak kullanmak yada köle pazarında satmak üzere alıkoyarlar.. Erkeklerden de binlerce kişiyi köle olarak satmak üzere beraberlerinde götürürler.. Araplardan oluşan yeni bir idari kurumlaşma yapılır.. Diğer beyliklerden tepkiler gelmeye başlayınca da, Buhara Melikesi Hatun’un oğlu Tuğ Sad kukla hükümdar yapılır.. Tuğ Sad tarihe hain bir işbirlikçi olarak geçer.. Daha sonrada Müslüman olarak oğluna da, efendisi Kuteybe’nin ismini vererek bağlılığını kanıtlar.. Etkili bir kolonizasyon yapmak isteyen Kuteybe bunun için öncelikle yerli halkı İslamlaştırmaya başlar.. Buhara halkı önceleri Müslüman olmuş gibi görünseler de bu dini kabul etmek istemezler..Kuteybe Türklerin aslında Müslüman olmadıklarını, evlerinde İslami kuralları tatbik etmediklerini anlar ve yeni bir yöntem geliştirir..Bu yönteme göre Türkler evlerini Araplarla paylaşmak zorunda bırakılırlar ve bu şekilde bire bir kontrol altına alınırlar.. İslami kurallara uymayanlar ise ağır cezalara uğratılırlar..

( Bugün, bazı İslami yazarlar bu getirilen tedbirlerin İslam''ın Türkler tarafından kabul edilmesinde çok yarar sağladığını açıkca ifade ederler..Bu yaklaşım da üzerinde düşünülmesi gereken bir konudur.. )

Kuteybe’nin bu zorlamaları karşısında, halkdan bazı direnişçiler çıkar.. Gizlice silahlanırlar..Bu durum karşısında Araplar camiye dahi silahsız gidemez olurlar..Kuteybe baskıları arttırır, kendi aralarında örgütleşen Türkleri yakalattırıp öldürtür.. Bu arada yeni vergi yasaları getirir.. Yerli halk, halifeye senede 200000 dirhem, Horasan valisi Haccac’a da 10000 dirhem vergi ödemeye mecbur bırakılır.. Bunun dışında Arap askerlerinin atlarına yem temin etmeye, oraya getirilip yerleştirilen Arap ailelerine odun temin etmeye ve onlara tahsis edilen arazilerde çalışmaya mecbur bırakılırlar.. Kadınlar, kızlar Araplara cariye yapılırlar.. Buhara Türkleri bu yıllarda dünyadaki çok az milletin yaşadığı vahşeti ve ızdırabı yaşar.. Kuteybe’nin getirip Türk evlerine yerleştirdiği Arap’lar, Türklerin o zamana kadar yaptıkları bütün birikimlerinin üzerine konarlar, Türklerin tarlalarını alır ve Türkleri o tarlalarda çalıştırırlar.. İste Tek din İslam oluncaya kadar savaşın diyen ayet, Arapları Türklerin sırtından geçimlerini sağlayacak ortamı yaratmıştır..Allah dini dedikleri İslam, Ahzab Suresi / 50 de olduğu gibi, savaşta gasp edilen Türk kızlarını da ganimet olarak görür, ve Araplara cariye olmalarını helal kılar..Cuma namazı zorunlu hale getirilir.. Genede Türkerden rağbet görmez. Bunun üzerine Kuteybe, namaza gelenlere 2 dirhem vaad ederek önce fakirler üzerinde İslamın etkili olmasını temine çalışır.. Bu uygulama nispeten başarılı olur.. Fakir halktan para için camiye gidenler olur..

1. Büyük Katliam - TALKAN KATLİAMI

Buhara’da olanlar diğer Türk Beyliklerinde de etkilerini gösterir.. Aynı şeylerin kendi başlarına geleceğinden korkmaktadırlar.. Sogd meliki Neyzek Tarhan şehrinin yıkıma uğramaması için Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır.. Bu anlaşmaya göre Tarhan haraç verecek ve tarafsız kalacaktır.. Ancak bu tarafsız kalmalar ve Türklerin birleşememeleri Arapların işlerini kolaylaştırmış ve Türk beyliklerini istedikleri gibi istila edip talan etmişlerdir.. İlk olarak saldırıya uğrayan Kibac Hatun’a diğer beyliklerden yardım gelmeyince, o yardımı esirgeyenler aynı akibete uğramışlardır.. Bu olaylarda Türklerin belli bir şekilde organize olamamaları da onların Araplar tarafından istila edilmelerini kolaylaştırmıştır.. Neyzek Tarhan daha sonra Kuteybe ile yaptiğı anlaşmada hatalı olduğunu ve bu anlaşmanın kendisine hiçbir güvence getirmeyeceği gibi diğer Türk Beylerine de ihanet etmiş olacağını anlar.. Tohoristan’a dönerek bütün Türk Beyliklerine birer mektup yazar ve onları ortak bir direnişe girmeleri için uyarmaya çalışır.. İlk olumlu yanıt Talkan meliki Sehrek’den gelir..Tarhan’ın planlarını öğrenen Kuteybe, buna karşılık Belh şehrinde hazırlık yaparak, baharda büyük bir ordu ile Talkan şehrine doğru yürür.. O ana kadar bir direniş hazırlığı yapamayan Talkan şehri meliki Sehrek, Kuteybe’nin gelişinden önce şehri terkeder.. Şehre hiç savaşmadan giren Kuteybe’nin adamları şehirde eli kılıç tutabilen nekadar erkek varsa hepsini kılıçtan geçirirler.. Bu katliam o zamana kadar yapılanların en büyüğüdür.. Kuteybe bu katliamı diğer beyliklere ibret olması için yapar.. Kuteybe’nin askerleri öldürebildikleri kadar öldürürler, geri kalanları da, Talkan yolu üzerindeki ağaçlara asarlar.. Bu yolun 4 fersah ( 24 Km.) mesafelik bölümü Türklerin ağaçlara asılan cesetleri ile doludur.. Talkan katliamı tarihe, Arapların o güne kadar yaptıkları katliamların en büyüğü olarak geçmiştir.. Halk, Müslüman Araplarla savaşmadığı halde, Kuteybe ve askerleri sırf diğerlerine örnek olsun diye 40.000 kadar kişiyi kılıçtan geçirmiş, ağaçlara asmıştır.. bütün bunlar hep İslam adına yapılmıştır..

Kuteybe, Talkan katliamından sonra Suman’a girer.. erkeklerin pek çoğunu öldürterek, kadınlarını ve kızlarını cariye olarak alıkoyar.. Daha sonra Kes ve Nesef’de aynı şeyleri yapar.. Erkekler öldürülür, Türk kadın ve kızları utanç verici bir şekilde Araplara cariye olurlar.. Daha sonra Faryab’a yönelir ve Faryab’ın teslim olmasını ister.. Faryab halkı başlarına gelecekleri bildiklerinden teslim olmaya yanaşmazlar.. Erkekleri dövüşerek ölürler.. Bütün şehir yakılır.. Araplar bu şehre yakılmış şehir anlamında Muhtereka derler.. Kuteybe, Faryab’dan sonra, Tarhan’ın çekildiği kale Bazgis’i kuşatır.. 2 ay süreyle devamlı olarak buraya saldırır fakat bir sonuç elde edemez.. Bu arada kış yaklaşır..Kuteybe’nin kışın savaşacak gücü yoktur ancak, kale içindeki Türklerin de yiyecekleri bitmiştir.. Her iki tarafta savaşın kendileri için kaybedildiğini düşünür.. Kuteybe son olarak bir hileye baş vurur.. Tarhan’ın yanına Muhammed bin Selim adındaki adamını gönderir.. Muhammed ibni Selim Tarhan’ın teslim olması durumunda kendisine hiç bir şekilde zarar gelmeyeceği güvencesini verir.. Kalenin açlık içinde olmasından dolayı Tarhan’ın Kuteybe’nin teklifini kabul etmesinden başka yapılacak bir şeyi yoktur.. Komutanları ile görüşüp teklifi kabul ederler.. Silahlarını teslim ederek kaleden çıkarlar.. Tarhan kaleden çıkar çıkmaz yakalanır, etrafı hendek açılmış bir çadırda zincire vurulur..Kuteybe bu arada Tarhan’ı hemen öldürmez.. Haccac’a haber göndererek ne yapacağını sorar.. Haccac Tarhan için, “ O bir Müslüman düşmanıdır hiç aman vermeden öldür” der.. Kuteybe önce Tarhan’ın iki oğlunu, Tarhan’ın ve toplanan halkın gözü önünde öldürtür.. Arkasından 700 kadar Türk savaşçısının başlarını gene Tarhan’ın ve halkın gözü önünde kestirir.. Tarhan’ı da bizzat kendisi öldürür.. Bütün kesilen başlar Haccac’a gönderilir.

Tarhan’ın öldürülmesinden sonra, Kuteybe, Aral Gölü’nün altında bulunan Harzem bölgesine yürür.. Harzem’de Caygan ile Havarizat arasında taht kavgası vardır.. Kuteybe Caygan’la işbirliği yapar.. Önce Havarizat ile etrafındakileri öldürtür.. Arkasından Camhud melikini yenerek 4000 civarında esir alırlar.. Ancak, daha sonra bunlar Kuteybe’nin emri üzerine öldürülürler..

Bu olay, Ziya Kitapçı''nın, İslam Tarihi ve Türkler adlı kitabında aynen şöyle anlatılır ;

Bu harblerden birinde, et-Taberi''nin bütün tafsilatı ile anlattığına göre, bir defasında Abdurrahman b. Müslim, Kuteybe''ye, 4000 esirle gelmişti. Kuteybe, Abdurrahman''ın böyle kalabalık Türk esirleri ile geldiğini görünce hemen tahtının çıkarılmasını ve bir meydana kurulmasını istedi. Tahtının üzerine mağruru bir eda ile oturan Kuteybe, bu Türk esirlerinden bin tanesini sağına, bin tanesini soluna, bin tanesini arkasına ve bin tanesinide önüne dizilmelerini söylemiş ve sonrada Arap askerlerine dönerek yalın kılıç bu Türklerin kafalarının koparılmasını emretmiştir. Cebbar, zorba, insafsız Arap komutanının etrafının bir anda bu Türklerin kafa kol ve gövdeleri ile bir kan gölü haline geldiğinden hiç kimsenin şüphesi olmamalıdır. Bu harblerde öldürülen Türklerin haddi hesabı yoktu. Nitekim bu vahşetten adeta gururlanan bir Arap şairi Kaah el-Aşkari şöyle haykırmıştır,

”Kazah ve Facfac önlerinde korkudan birbirlerine sarılmış zavallı Türkleri öldürdüğünüz geceleri hele bir hatırlayınız.

Herkesi kılıçtan geçirdiniz. Sadece ata dahi binmeyecek yaşta küçük çocuklar kaldı. Binenlerde o hırçın atların sırtında sanki bir yük gibiydiler.”

Harzem’de ayaklanan halk, Kuteybe ile işbirliği yaptığı için Caygan’ı öldürür..Bunun üzerine, Kuteybe bütün Harzem’i yakıp yıkar, halkı kılıçtan geçirir.. Harzemli ünlü Türk bilgini, Biruni Harzem’deki uygarlığın yok edilişini şu şekilde anlatır.. “Kuteybe, her çareye baş vurarak Harzemlilerin yazılı dilini bilenleri, geleneklerini koruyanlarını, bütün bilginleri öldürttü, böylece herşey karanlıklara gömüldü.. İslam Harzemlilerin içinde girerken, onların tarihi hakkında bilinenleri artık öğrenme olanağı bırakmadı..Harzem’i yıktıktan sonra Kuteybe, Semerkant üzerine yürür..Semerkant meliki Gurek üzerine gelen Müslümanlara karşı diğer Türk Beyliklerinden yardım ister.. Taşkent ve Fergane’den yardım gönderir, fakat gelen birlikler yolda Kuteybe’nin askerleri tarafından pusuya düşürülerek yok edilirler..Semerkant, kuşatılır.. Araplar mancınık ateşi ile saldırırlar.. Daha fazla dayanamayacağını anlayan Gurek, Kuteybe ile anlaşmak zorunda kalır..Bu anlaşmaya göre,

1.Semerkant Araplara her sene 2.200.000 altın ödeyecektir..
2.Bir defaya mahsus olmak üzere 30.000 Türk gencini esir olarak verecektir..
3.Şehirde Cami yapılacaktır..
4.Şehirde eli silah tutan kimse dolaşmayacaktır..
5.Tapınak ve putlardaki tüm mücevherler Kuteybe’ye teslim edilecektir..

Daha sonra Kuteybe, altından yapılan putları erittirerek alır ve Merv’e geri döner.. Dönerken kardeşi Abdurrahman bin Muslim’i Semerkant’ın başına vali olarak bırakır..

Kuteybe’nin Merv’e dönüşünden sonra, Türkler kendi aralarında işgalci Müslümanlara karşı bir direniş birliği kurarlar.. Zaman zaman Ceyhun ırmağını geçerek Araplara pusu kurar ve ciddi zararlar verirler.. Haccac Kuteybe’ye Taşkent ve Fergana’yi işgal etmesi talimatını verir.. Kuteybe Taşkent’e gider fakat başarılı olamaz.. Bu arada Haccac ölür. Halife Velid, Kuteybe’ye Türklere karşı savaşları devam ettirmesini söyler.. Kuteybe bu sefer Kasgar’a doğru yola çıkar.. Tam Kasgar’ı kuşatacakken Halife Velid ölür, yerine Süleyman ibni Abdülmelik halife olur.. Bu yeni Halife ile arası hiç iyi olmayan Kuteybe Kasgar seferini yarıda bırakarak ona karşı ayaklanır, ancak kendi komutanları tarafından 11 yakını ile birlikte 716 senesinde kafası kesilerek öldürülür.. Çünkü Kuteybe’nin komutanları Halifeye karşı gelmek istememişlerdir..

2. Büyük Katliam - CURCAN KATLİAMI

Kuteybe ve Haccac’ın ölümü, Arapların Türkleri Müslümanlaştırmak ve Türk şehirlerini talan etmek politikalarında bir değişiklik yapmamıştır.. Öncelikle, Araplardaki Türklere karşı olan korku ortadan kalktığı için, Araplar, Kuteybe’den sonra da aynı şekilde Türk yurtlarına saldırılarını sürdürmeye devam etmişlerdir.. Kuteybe’nin öldüğü aynı yıl olan 716 da, Yezid ibni Muhelleb Horasan’a vali atanır.. İlk iş olarak Dağıstan’ı işgal eder.. Dağıstan meliki Saltekin, Yezit’e karşı uzun süre dayanır.. Sonunda Dağıstan düşer.. Şehir yağmalanır ve 14000 kişi öldürülür..Dağıstan’dan sonra Curcan’a yönelir.. Curcan 300.000 dirhem karşısında savaşmadan teslim olur.. Yezid, Curcan’a bir bölük asker yerleştirerek, Taberistan’ a doğru yola koyulur.. Taberistan Meliki, İsfehbed, Deylem melikinden 10000 kişilik bir yardım alarak savaşa başlar.. İsfehbed savaşırken, Curcan halkı da ayaklanarak Esed ibni Abdullah komutasındaki askerleri imha ederler.. Yezid öfkeye kapılır, Curcan’lı Türkleri yendiğinde kanlarından değirmen döndürüp ekmek yiyeceğine dair Allah’a yemin eder.. Askerlerini toplayarak Curcan üzerine yürür.. Curcan beyi, şehirden çıkarak Curcan kalesine çekilir. 7 ay süren savaştan sonra, kale düşer.. Curcan beyi öldürülür.. Kaledeki askerler esir alınır.. Araplar, daha sonra Curcan şehrine girerler.. Burada da aynı şekilde Kuteybe’nin yaptığı katliama benzer bir katliam yapılır.. Türkleri öldürerek, 4 fersah boyunca sağlı sollu ağaçlara astırır.. Allah’a verdiği sözü yerine getirmek için, esir aldığı binlerce Türk’ü, Enderiz vadisindeki nehrin kenarına sürükler, orada askerlerine korumasız Türkleri öldürtür.. Öldürülen Türklerin kanlarını nehire akıtır.. Nehrin suyuyla akan kanlardan, ilerideki değirmenden un ve ekmek yaptırarak yer ve Allah’a verdiği sözü yerine getirir.. Katliamdan geriye kalan kız ve kadınlardan beş de biri cariye olarak halifeye ayrıldıktan sonra, geriye kalanlar askerler arasında ganimet olarak paylaştırılır..

Kaynaklar Curcan katliamında Talkan katliamında olduğu gibi yaklaşık 40.000 Türk’ün öldürüldüğünü söylerler..

717 yılından sonraki zaman, Arapların kendi aralarındaki çatışmalarla geçer.. Buraya kadar dikkat ederseniz, ilk Arap saldırıları başladığında Kibac hatun diğer Türk Beyliklerinden yardım istediği halde istediği yardım kendisine verilmemişti.. Sonra o yardımı göndermeyenler, yardıma muhtaç duruma düştüler.. Bu olaylardan Türklerin daha o zaman da aralarında tam bir birlik ve beraberlik sağlayamamış olduklarını görüyoruz.. 717 yılında Ömer ibni Abdulaziz halife olur..İki yıl sonra hastalanır yerine, 719’da, Yezid ibni Abdülmelik geçer.. Yezid ibni Abdülmelik ile Yezid ibn Mehleb’in arası iyi değildir.. Yezid ibn Mehleb hapse attırılır ancak, Yezid ibni Mehleb hapisten kaçarak, Basra’da örgütlenir ve Yezid ibni Abdülmelik’e karşı ayaklanır.. 721’de Abbas ve Mesleme adında iki komutan önderliğinde kurulan hilafet ordusu Yezid ibni Mehleb ile savaşır.. Bu savaşta Abbas ve Yezit ibni Mehleb olur.. Yezit’in kafası kesilerek halife Yezit ibn Abdülmelik’e yollanır.. Mesleme, Mehleb’in yakını olan yaklaşık 300 kişinin daha kafasını kestirerek öldürtür. Yezid ibni Mehleb’in oğlu olan, Muaviye ibni Yezid’de elinde bulundurduğu 32 kadar Mesmele taraftarının kafasını kestirtir.. Aralarındaki savaş, Mehleb taraftarlarının tamamen yok edilmesi ile biter… Mesmele, Mehleb’den ele geçirdiği aralarında Türklerin de bulunduğu cariyeleri Cerrah ibni Hakem’e satar..Bu arada, Yezid ibni Mehleb’in yerine getirilen yeni Horasan Valisi, Cerrah ibni Abdullah, Türkmenistan’ın iç kısımlarına bazı saldırılar yaparsada başarılı olamaz..

Kuteybe’nin ölümüyle birlikte Türk topraklarına yapılan akınlar eskisi kadar başarılı olamamışlardır.. Bu dönemde İslam yayılmacılığı bir duraksama içine girer.. Halife II. Ömer ibn Abdülaziz, işgal altında bulunan yörelerdeki Arap egemenliğinin her geçen gün biraz daha zorlaşır bir hale gelmesinden dolayı bu bölgelerde yaşanan gerginliğin azaltılarak İslam’ın kuvvetlendirilmesine çalışır.. Kendisine bağlı yöneticilere, “ Bundan böyle Türk Beyliklerine saldırmayın, hakimiyetiniz altında bulunan bölgelerde gücünüzü arttırarak İslamı yaymaya çalışın” demiştir.. Ayrıca, II. Ömer, Müslüman olan halklardan cizye alınmamasını isterse de, Arapların gelirlerinde önemli ölçüde düşme olmasından dolayı bu karardan daha sonra, Türklerin Müslümanlıklarında samimi olmadıkları bahane edilerek vazgeçilmiştir.. Bu arada Horasan’da Cerrah ibni Abdullah, yerine Abdurrahman ibni Nuaym atanmıştır..

Hakan Sulu''nun Göktürk Boylarının Başına Geçmesi

Türkler, Arapların istilasına karşı direnişlerini Çin’den yardım isteyerek sürdürürler.. Daha önce Araplarla işbirliği içinde olan Tugsad da, 718 yılında Çin imparatorundan yardım ister.. Çin, Türklere yardım göndermez.. Turgis Kaani Sulu, Bati Göktürk Boylarının başına geçerek, 720 yılında Sogd’daki Türklerin Araplara karşı isyanını desteklemek için bir birlik gönderir.. Sulu’nun, Kur-Sul adındaki komutanı, Seyhun nehrini geçerek, Sogd’a gelir ve oradaki diğer Türklerle birleşerek, Semerkant’a doğru yürür.. Arap Valisi, Said ibni Haris, Türkleri durduramaz ve Semerkant’a çekilir.. Ancak Türkler Semerkant’ı kuşatamazlar.. Bu arada Said ibni Haris yerine 721 yılında Horasan’a Said ibni Harasi atanır.. 722’de Hisam Halife olur, Said ibni Harasi’yi görevden alarak yerine Müslim ibni Said’i atar.. Müslim ilk olarak Afşin’i haraca bağlar.. Seyhun’u geçerek bütün ekinleri ve ağaçları yakarak ilerler.. Bunun üzerine Turgis Hakanı Sulu, Müslim’in üzerine yürür.. Sulu’nun üzerine geldiğini ögrenen Müslim geri çekilmeye başlar.. Seyhun nehri yakınlarında, bir başka Türk birliği tarafından durdurulur.. Bir yandan yukardan Sulu’nun birlikleri ilerlediği için acele eden Müslim, zayiat vermesine rağmen, Seyhun nehrini geçerek Semerkant’a çekilir.. Bu yenilgi üzerine, Müslim görevden alınır, yerine Esed ibni Abdullah atanır..Esed ilk olarak Hoten şehrini ele geçirerek yağmalar.. Ancak, Turgis Hakanının Müslim’i kovalamasından cesaret alan halk Araplara karşı ayaklanır.. 726 yılında Turgis Hakanı Sulu kararlı bir şekilde Esed’in üzerine yürür.. Huttal’da çarpışırlar.. Esed, Sulu karşısında ağır bir mağlubiyet alır.. Bunun üzerine 727’de Esed’de görevden alınarak yerine Esres ibni Abdullah atanır..

Esres halk üzerinde baskı uygulayarak denetim kurabileceğini düşünürsede başarılı olamaz.. Bir kısım halk Müslüman olduklarını söyleyerek vergi vermek istemezler ve Turgis’lerden yardım isterler. Turgis Hakanı Sulu 728 yılında Buhara’yı zapteder.. Bu arada Esres’in yerine Cüneyt ibn Abdurrahman geçer..Araplar Semerkant’a çekilir..Hakan Sulu ve Kur-Sul idaresindeki Turgis kuvvetleri 729 yılında 58 gün süreyle Arapları Kemerce kalesinde kuşatma altında tutarlar.. Açlıktan ölme noktasına gelen Araplar Kemerce’den çıkarak teslim olurlar, yapılan anlaşma gereğince teslim olanlar Debusia’ya gönderilirler.. Daha sonra Hakan Sulu, Semerkant’ı kuşatır.. Semerkant’ın işgal komutanı Savra ibni Hurr, Cüneyd ibni Abdurrahman’dan yardım ister.. Cüneyd yardıma gelmeden Savra ve Hakan Sulu Semerkant yakınlarında savaşırlar.. Araplar savaşı kaybeder, Semerkant’ın Arap Karargah komutanı Savra bu savaşta ölür.. Halife Hisam, Kufe ve Basra’dan 20000 kişilik ek bir kuvveti Cüneyd ibni Abdurrahman’a gönderir.. Hakan Sulu 732’de Buhara’yı terk ederek çekilir.. 734’de Cüneyd ibni Abdurrahman ölür, yerine Asım ibni Abdullah geçer, bir yıl sonra onun da yerine Halid ibni Abdullah geçer..

Hakan Sulu''nun Ölümü ve Cuzcan Beyinin ihaneti

Hakan Sulu, 737 yılında Halid’in üzerine yürür.. Araplar zayiat vererek Ceyhun’un güneyine çekilir.. Türkler Ceyhun nehrini geçerek Arapları Belh’e kadar çekilmeye zorlar, ancak Cuzcan önderi, Arap’larla birleşerek Hakan Sulu’nun ülkesine çekilmesine sebep olur.. Göründüğü kadarı ile eğer Cuzcan önderi Araplarla işbirliği yapmamış olsaydı Hakan Sulu’nun ordusu muhtemelen Arapları Türk topraklarından temizleyecekti.. Hakan Sulu ülkesine döndükten sonra bir zamanlar Araplara karşı beraber savaştığı Kur-Sul tarafından şahsi nedenlerden dolayı öldürülür..

Bu gelişmenin birazda Çin tarafından tezgahlandığı, ve tarihte Çin’in Türk Beyliklerini birbirine düşürme siyaseti olarak görülür.. Hakan Sulu’nun ölmesi Araplar arasında sevinçle karşılanır.. Öyle ki Horasan Valisi Araplara Hakan’ın öldürülmesinden dolayı şükür orucu tutulmasını ister.. Haberi Halife Hisam’a ulaştırırsa da, Halife bu haberin doğruluğunu anlamak için güvendiği adamlarını yollayarak haberin doğruluğunu öğrenmelerini ister.. Hakan Sulu’nun öldürülmesinden sonra Türkler bir daha toparlanamazlar.. Arapların Türk yurtlarından temizlenmeleri ile ilgili umutları bir anda söner.. Öncelikle Dikhanlar denen yerel egemenlikler Araplara büyük tavizler verirler.. Müslümanlığı kabul eden kişilere büyük ekonomik çıkarlar sağlanır.. Cizye olarak alınan vergilerin miktarları düşürülerek önceki zorlamalara göre çok daha yumuşak bir sömürü politikası uygulanır.. Buraya kadar ki tarihte Türklerin zorla Müslümanlaştırılmalarına hizmet etmiş olan en önemli 2 isim, Arap Komutanı Kuteybe ve Hakan Sulu’nun tam önemli bir darbe indirmek üzereyken kendini Araplara satarak onlarla işbirliği içine giren hain Cuzcan Beyi’dir.. Kur-Sul’da, Turgis Hakanı Sulu’yu şahsi çıkarları uğruna öldürerek ister istemez Arapların korkulu rüyasını ortadan kaldırmış, Müslümanlığın Türk topraklarında daha rahat bir şekilde yayılmasına neden olmuştur..

Kur-Sul''un Ölümü ve Türk Ordularının Dağılması

Emevilerin son valisi, Nasır ibni Seyyar’ın valiliğe gelmesi ile birlikte Güney Türkistan’da Arap güçlerinde bir toparlanma başlar. Nasır, Arap hakimiyetinin yumuşak bir politika ile daha kolay bir şekilde yayılabileceği bilinci ile güçlü bir ordu kurarak Türk topraklarına yayılır. 739 yılında Araplar Semerkant’a tamamen yerleşirler.. Ancak, Seyhun nehrini geçmeye çalışırlarsada, Kur-Sul komutasındaki Türk ordusu tarafından durdurulurlar.. Sayı olarak Kur-Sul’un ordusundan daha kalabalık olmalarına rağmen, nehrin öte tarafına geçmeye cesaret edemezler.. Ancak bu arada Araplar için hiç beklemedikleri bir gelişme olur.. Araplara karşı saldırı düzenlemeyi planlayan ve bu nedenle nehrin etrafında keşif yapan Kur-Sul, Arap askerlerine yakalanır.. Nasır, Kur-Sul’u hemen öldürerek cesedini Türklerin görebileceği şekilde Seyhun nehrinin kenarına astırır.. Bu manzara çok geçmeden Türkler üzerinde beklenen etkiyi yapar ve Türk ordusu zaten sayıca üstün olan Araplar karşısında dağılır.. Taşkent ve Fergana da teslim olur.. Nasır,bundan sonra Arap hakimiyetini daha yumuşak politikalar uygulayarak sürdürür.. Yurtlarını terk ederek giden Türklerin geri dönmeleri halinde vergi borçları affedilir.. Halk içinden Müslüman olanlara bazı ekonomik ve sosyal çıkarlar sağlanarak, onların kendiliğinden Müslümanlığı seçmeleri teşvik edilir.. İslam’ın taraftar bulabilmesi için, gerek korkutarak, gerek teşvik ederek gereken her türlü tedbiri alınır.. Bu alınan tedbirler yavaş da olsa sonuç verir.. Türk topraklarındaki son Emevi Arap valisi Nasır ibni Seyyar Türklere İslam’ı kabul ettirtmeyi başarmıştır..

Bizi ilgilendiren tarih buraya kadardır. Bundan bir süre sonra Arap topraklarında, Emevi Hanedanının egemenliği son bulur ve Abbasilerin devri kendini gösterir.
749’da Abbasiler Emevi Hanedanını zorlamaya başlar. Arap topraklarında başlayan iç savaş, Emevilerin dışarı yayılmaları için gerekli olan kuvvetin bölünmesine yol açar.. Abbasilerle birlikte, Müslümanlaştırılan halklar üzerinde daha uyumlu, onların örf ve ananelerine uyan bir İslam uygulanır.. Emevilerden sonra İslamiyetin evrensel bir din olduğu şeklinde uygulamalar yapılarak İslam''ın daha geniş kitlelere yayılmasına özen gösterilir.. Bu şekilde önceleri Arap dini olarak kurulan din, giderek daha bir evrensel görünüm kazanır.

Bu arada Araplar arası çatışmalar da giderek şiddetlenir. Araplar arası kavgada azat edimiş köleler de belli bir önem kazanırlar..

Bu çatışmaların içinde olan Arap şefleri köleleri kendi taraflarına çekmek isterler.. Ancak, bütün Müslümanları eşit gören İslam karşısında kölelerin durumu belirsizdir.. Köleler eşitliği öngören İslam adına, Arap üstünlüğüne karşı çıkar.. Ali tarafı ve Peygamberin amcası Abbas’ın soyu, Emeviler tarafından kendilerinden hile ve zorbalıkla alınan iktidarlarının asıl sahipleri olarak görünmeleri, beraberinde bir takım siyasal sorunları da başlatır.. Bu arada, sınıfsal farklılıklar ve beraberinde yaşanan olumsuzlukların nedeni olarak, ezilen sınıf tarafından İslamın kendisi değil, Emevi hanedanın iktidarı sorumlu tutulur..

Müslüman Araplar Türklere Neden Saldırmıştır

Genelde, bu tarihi bilen İslami çevreler, Müslüman Arapların Türklere saldırmasını, onları İslam dinine davet etmek, gerekirse bu uğurda zor kullanarak, onları İslam''a boyun eğdirmeye zorlamak şeklinde yorumlarlar.. Ancak tek neden bu değildir..

Bu konu da ayrıca Zekeriya Kitapçı''nın Yeni İslam Tarihi ve Türkler adlı Kitabında anlatılmıştır.. Aşağıdaki pasaj, aynı kitaptan alınma bir bölümdür.

Değişen Arap Toplumunun Yeni Hayat Anlayışı

a-) Harbeden Askerlerin Servete Kavuşma İsteği

Arapları, Orta Asya’yı fethe zorlayan bir diğer faktörde harbeden askerlerin kısa zamanda büyük servet ve zenginliklere sahip olmaları idi. Değil daha sonraki devirler, ilk devirlerdeki fetih hareketlerinde bile sosyo-ekonomik nedenlerin çok önemli bir faktör olduğu ortaya çıkmaktadır. Genellikle Bedevi, çölde yaşayan, fakr-u zaruret içinde çok insafsız bir hayat mücadelesi içinde yoğrulan Araplar, daha İslam’ın ilk devirlerinde harbeden askerlerin verilen yüksek maaş ve ganimetler dolayısıyla kısa zamanda büyük bir servet ve zenginliğe kavuştuklarını görmüşlerdir. Mücahit gazilerin bundan sonraki yaşantıları ve hayat seviyeleri bir anda değişmiş ve harbe iştirak etmeyenlere nazaran çok daha iyi ve müreffeh bir hayat sürmeye başlamışlardır. Bu kabil Arap bedevilerinin o zamanki durumu, bugün Anadolu''nun iç kısımlarından kalkarak aynı sosyo-ekonomik nedenlerle çalışmak için Almanya''ya giden Türk köylüsünü ve onun sosyal hayatında da meydana gelen baş döndürücü değişiklikleri hatırlatmaktadır. Bunun içindir ki Arap kabileleri çeşitli cephelerde savaşmak için hata Hz. Ömer devrinde Medine''ye çok büyük kafileler halinde akın akın gelmeye başlamışlardır. Daha sonraları bunları Bedevi aileler takip etmiş ve dolayısıyla Arap yarımadasının dışına daha o devirlerden itibaren çok büyük bir Müslüman Arap göçü L. Caetani''nin ifadesiyle tarihte ilk defa Sami ırkının göçü başlamış oluyordu.

Tarihte belki ilk defa vaki olan bu Sami Arap göçü, Emeviler devrinde de bütün canlılığı ile devam etmiş, sadece İran''a değil, Türkistan''ın Buhara, Baykent, Semerkant gibi daha birçok büyük şehirlerine önemli ölçüda Arap aileleri yerleştirilmiştir. Özellikle Buhara''ya yerleştirilen bu kabil muhacir Arap aileleri o kadar çoktu ki, Kuteybe b. Müslim be yerleşik Arap nüfusu ve kesafetine dayanarak bu büyük Türk şehrini nerede ise kolonize etmeye kalkışmış ve bunda önemli ölçüde de muvaffak da olmuştur. Genellikle 25-50 bin arasında değişen ve aile efradıyla birlikte yapılan bu göçler, bir taraftan İran ve Türkistan''ın büyük şehirlerinin Arap nüfusuyla iskan edilmesine, diğer taraftan da siyasi Arap hakimiyetinin bölgede daha kolay bir şekilde yerleşmesine ve hatta İslam dininin gelişme ve yayılmasına da yardım etmiştir.

b-) Yaygın Geçim Sıkıntısı

Müslüman Arapları komşu ülkeleri ve bu arada Türkistan’ı fethetmeye zorlayan önemli sebeplerden bir diğeri de çok yaygın hale gelen geçim sıkıntısıdır..Nitekim, el-Mesudi''nin en güzel kitap olarak tavsif ettiği ve fetih hareketlerini çok daha objektif kriterler içinde ele alan ilk tarihçilerimizden Belazuri''nin Fütuhu''l Büldan adındaki kıymetli eserinde, Arapların geçim sıkıntısı yokluk ve mahrumiyetler içinde sürdürdükleri hayat mücadelesi nedeniyle komşu ülkeleri fethetmeye zorlandıkları ve bu ülkelerde çok büyük sayıda yerleştikleri hakkında sarih ifadeler vardır.

Taberi Anlatımları

Aşağıdaki pasajlar doğrudan Taberinin anlatımından alınmıştır.

Tarih-i Taberi / Cilt 3/(Syf-343)

Her kim Türk’lerden baş getirirse yüz dirhem vereceğim. İmdi müslümanlar bir bir Türk’lerin başını kesip getirip 100 dirhemi aldılar.Ve Türk’leri dağıtıp hesapsız kırdılar ve mübaleğa ile mal ve ganimet alıp yine dönüp Merv’e geldiler.

Yaz gelince Kuteybe Horasan şehirlerine nameler gönderip asker topladı. Sonra göçüp Talkan’a vardı. Şehrek ki Talkan meliki idi. Neyzekle müttefik idi. Kuteybe’nin geldiğini işitince kaçtı. Kuteybe Talkan’a girdiği vakit hükmetti ki ahalisini kılıçtan geçireler. Ne kadar kırabilirlerse kıralar. Bunun üzerine Kuteybe’nin askeri orada hesapsız adam öldürdü.

Rivayet ederler ki 4 fersenk yol iki taraftan muttasıl ceviz ağacı dallarına adamlar asılmış idi. Oradan göçtü. Mervalarüd’e kondu. Oradaki melik kaçtı. Kuteybe onun da iki oğlunu tuttukta kalan şehrin beyleri itaat edip istikbale geldiler.(Syf-344)

Kuteybe dedi: - Vallahi eğer benim ömrümden üç söz söyleyecek kadar zaman kalmış olsa bunu derim ki (Uktülühü uktülühü uktülühü). ( Hepsini öldürün, hepsini öldürün, hepsini öldürün )
Bunun üzerine Neyzek’i ve iki kardeşi oğulları ki biri Sol ve biri Osman’dır. Ve yine o kendisi ile mahsur olanların hepsini öldürdüler.hepsi 700 adam idi. Buyurdu başlarını kesip Haccac’a gönderdiler.(Syf-347)
Kuteybe deve palanı demek olur.(Syf-351)

Ganimet malının beşte birini Haccac’a gönderip Semerkant’ın fethini de ilan etti. Haccac da bu haberi işitip sevindi. Kuteybe tekrar Merv’e döndü. Kardeşi Abdullah’ı Semerkant’a emir yaptı. Askerlerinin bir miktarını onun yanında bıraktı ve lüzumu kadar harp aleti verip, Abdullah’a dedi: Kafirlerden hiç kimseyi Semerkant’a girmeye bırakma, ancak eline bir parça balçık ver ve o balçığın üzerine mühür vur.(Syf-353)

Kuteybe’nin Havarizem Şehrine Gitmesi Haberi

Havarizem melikinin adı Çaygan idi. Ondan küçük Havarizad adlı bir kardeşi vardı. Çaygan’ın üzerine galebe etmiş idi ve onun bütün işini tutmuş idi. İşitse ki Çaygan’ın eline güzel bir cariye girmiş, yahut bir nefis bir kumaş almış derhal adam gönderip aldırırdı. Yine işitse ki bir kişinin güzel kızı var yahut güzel bir avreti var derhal mecal vermez,çekip alırdı. Hiç kimse men edemezdi. Ve Çaygan’a ondan şikayet etseler ben ona bir şey diyemem, derdi. Çaygan da onun elinden bunalmış idi. Bu işi bu şekilde uzatınca Çaygan’ın tahammül etmeye takatı kalmadı. El altından Kuteybe’ye adam gönderdi. Havarizem şehirlerinden üç şehrin kilitlerini bile gönderdi.

Ve Kuteybe’ye dedi: Havarizem’e gelip kardeşimi öldürürsen her ne dilersen vereyim,dedi. Lakin bu haberi hiç kimseye bildirmedi. Bu haber Kuteybe’ye ulaşınca gaza vaktı idi. Kuteybe kavmine Segat gazasına varırız diye bildirdi. Çaygan’ın adamını geri gönderdi. Havarizad’e haber verdiler ki Kuteybe Segad’a gazaya gider. O da gayet sevindi. Ve kavmine bildirdi ki bu yıl cenkten eminsiniz,zira Kuteybe segad’a gidermiş. Ve bizde iş’e meşkul olalım dedi. Bilmedi ki Kuteybe kendi üzerine gelir. Bu esnada Kuteybe ansızın bin atlı ile Medinet-ül Fil ki Havarizem’in ulu ve muazzam şehridir. Zira Havarizem ülkesi üç şehirdir. Ondan ulusu yoktur. Kuteybe çıkıp geldi. Havarizem halkı Kuteybe’yi görüp korktular. Kuteybe doğru Çaygan’ın yanına geldi. Ve Havarizad’a haber verdiler ki ne gafil durursun işte Kuteybe erişip alemi fesada verdi. Havarizad anladı ki bu iş Çaygan’ın başı altındadır. Diledi ki Çaygan’ı öldüre.Lakin fırsat ve mecal bulamadı. İmdi hazır bulunan sipahi ile sürüp Medinetil Fil’e geldi. Çaygan o üç şehri Kuteybe’ye verip kendisi de Kuteybe’nin yanına geldi. Ve Havarizad şaşkına döndü. Nihayet Kuteybe’ye adam gönderip aman diledi.

Kuteybe dedi: Amanı kardeşinden dile eğer o aman verirse benden emin ol.Havarizad dedi: -İmdi bildim ki benim ölmem lazım. Zira benim kardeşime boyun eğmem ölmek demektir. Belki ölmek muti olmaktan iyidir, dedi. Bunun üzerine cenge koyuldu. Bir saat cenk edip sonunda tutuldu.Kuteybe’ye getirdiler. Kuteybe dedi: Kendini nasıl görürsün.

Havarizad dedi: -Ey emir, beni melamet etme ki ben kılıca eli onun için vurdum ki seninle benim aramda bir hüküm zahir ola. İmdi fırsat senin oldu,bana ne öğünmek gerek, ne dilersen et. Bunun üzerine Kuteybe buyurdu. Dışarı çıkıp boynunu vurdular. Çaygan dedi: -Ey emir, henüz gönlüm şifa bulmadı.
Kuteybe dedi: -Daha ne dilersin?

Çaygan Dedi: -Dilerim ki onunla bile olan kimselerin hepsini öldüresin.
Kuteybe dedi: -İmdi sen benim yanıma topla, ben öldüreyim. Çaygan da hepsini tutup getirdi. Kuteybe cümlesini öldürüp mallarını aldı. Çaygan şöyle şart etmiş idi ki: Bin baş esir ve nice bin kumaş vere. İmdi Kuteybe Medinetül File girip o malı Çaygan’dan aldı.

Çaygan Kuteybe’den yardım diledi. Zira Camhüd meliki daima gelip Çaygan ile cenk ederdi. Ve Çaygan’ı gayet incitirdi. Kuteybe Abdurrahman’ı ona yardıma gönderdi. Ve Abdurrahman varıp muharebe etti ve o meliki öldürdü. Çaygan o yerleri fethedip dört bin baş esir aldılar. Kuteybe buyurdu. Hepsini öldürdüler. (Syf-349-350)

-Şaş askeri bize gece baskın etmek dilermiş, imdi varın onların yolunda filan yerde pusuda durun.Ve onlar çıktığı vakit üzerlerine sürünüz. Ola ki bir fetih edesiniz, dedi. Muslih b.Müslim’i bunlara kumandan tayin etti. Muslih de gelip o 700 adamı üç bölük etti. Bir bölüğünü yolun sağ yanına, bir bölüğünü sol yanına koydu ve kendisi bir bölükle yolun üzerine durdu. Gece yarısı geçince Şaş askeri çıkıp geldiler. Muslih’i yol üzerinde görünce cenge meşgul oldular.Ve o iki bölük gaziler de iki taraftan hamle edip aç kurdun koyuna girdiği gibi kafirleri tarumar ettiler. Gazilerde Şübe adlı bir bahadır yiğit vardı. Kendisini Şaş güruhuna ve kalabalığına vurdu.Onların ortalarında bir melikzadeleri vardı.Yetişip Şübe onu kulağı tözünden kılıç ile çaldı. Öyle bir çaldıkı başı top gibi havaya uçtu. Şaş askeri bu heybeti gördüklerinde hepsi bozguna uğradılar. Müslümanlar ardına düşüp onları hesapsız kırdılar. Onlardan kurtulan pek az oldu. Ve onların ekserisi Melikzadeler idi. Ziynetli ve silahlı kimselerdi. Onların başlarını ve silahlarını ve elbiselerini hepsini aldılar geri dönüp Sürür ile Kuteybe’nin yanına geldiler. Ertesi gün Kuteybe hükmetti ki cenge atılalar.

Gavrek Kuteybe’ye adam gönderip dedi: -Bu ettiğin harbi öyle zannetme ki Arapların kuvveti ile edersin belki acemden benim kardeşlerimdir ki sana yardım edip cenk ederler. Yoksa harbe arapları gönder. Gör ki biz de neler ederiz,dedi. Kuteybe bu sözü işitip gazaba geldi ve münadilere çağırttı. Müslüman mübarizleri toplanıp kafirlerin üzerine yürüyüş ettiler ve buyurdu ki mancınık kurdular ve bir burcu döğe döğe yıktılar. Ve Müslümanlar o yıkılan yerden hücum ettikçe kafirlerden bir bahadır er gelip o gedikte durdu her kim ileri gelse mecal vermez öldürürdü. Müslümanlarda silahşörler çok idi. Kuteybe onları çağırtıp dedi ki: Sizden kim ki o şahsı ok ile vurursa ben ona on bin dirhem veririm. O silahşörlerden biri ileri yürüyüp ok ile o şahsı atıp gözünden vurdu ve ensesinden çıktı. Derhal düştü. O kişi Kuteybe’nin yanına gelip on bin dirhemi aldı.(Syf-351-352)

Bu 70 yıl süren Türk-arap savaşlarının en önemli noktaları ve sonuçları ;

1- 100.000'in üstünde Türk katledilmiştir.
2- 50.000'in üstünde Türk genci köle ve cariye yapılmıştır.
3- Şehirler yağmalanmış , ganimet diye halkın herşeyi talan edilmiştir.
4- Tüm zenginlikler , tarihi eserler yokedilmiş , yakılmış , yıkılmıştır.
5- Dünyanın en büyük katliamlarından biri olan "Talkan Katliamında" 40.000 Türkün kesilerek
24 km yol boyunca ağaçlarda sallandırılmıştır.( Tarihte örneği çok azdır.)
6- Aynı şekilde "Curcan Katliamında da esir alınan 40.000 Türk'ün nehir kenarında kafaları
kesilmiş , nehrin suyu kıpkızıl olmuş , cesetler yine ağaçlarda sallandırılmıştır.
7- "Teslim olursanız canınız bağışlanacak" sözü hiç bir zaman yerine getirilmemiş ,
"Şeriat söz tanımaz" denilerek kadın-erkek kılıçtan geçirilmiştir.
8- Araplar tarihte yaşadıkları bu en büyük yağma ve talandan çok büyük servet elde etmişlerdir.
9- Türkler böyle bir vahşet ve mezalimi Çinlilerden dahi görmemişlerdir.
10-Bu tarihi gerçekler "islam etkilenmesin" düşüncesiyle gizlenmekte , bahsedilmemektedir.
Türkçü siyasetçiler dahi konuyu geçiştirmektedir. Bundan da Araplar nasiplenmektedir.

-Yazı Alıntıdır-
 http://alfa-sorgulama.blogspot.com.tr/2013/09/turkler-nasl-musluman-oldu.html

19 Mart 2014 Çarşamba

17 Mart 2014 Pazartesi

Emperyalizm in Güncel Durumu

Merhaba,

Malum emperyalizm nedir ne değildir biliriz.Bilinir.Bilirler.Tartışmalarda sıkışıldığında can kurtaran gibidir bu emperyalizm.Çözemediğimiz, anlayamadığımız olayların tek sorumlusu emperyalizm dir.Hiç ciddi bir yenilgiyle karşılaşmamıştır.Kendisini tamamen işlevsiz hale getirecek bir darbe almamıştır.Kendi konumuna göre zorlayıcı başkaldılar olmuştur tabiki.Ama.O ne yapıp edip sabırla alacağını almıştır.Varlığı ve devamlılığı almasına bağlıdır.Her ata oynar.İşlerini oluruna bırakmaz.Bu yazımda bir güncelleme yapmak istedim.Yeni yöntemleri nelerdir bu yaramazın bilinsin istedim.

Empreyalizmin ilk dönemlerdeki yöntemi zorbalık kullanmaktı.İşgal eder ve alırdı.Masraflı bir yöntemdi bu.Ülkenin hem insan hem de ekonomik kaynaklarını tüketiyordu.Başka rakiplerde çıkıyordu tabiki.Ayrıca onlarla savaşmakta ayrı bir sorundu.Bir ve İkinci Dünya savaşlarında elli milyon insanı ve trilyonlarca artı değeri kaybedince ayıktılar.Dimyata pirince giderken evdeki bulgurdan olunuyordu.Bu aptalca yöntemi doğal olarak bıraktılar.Bu birinci yöntem birçok bağımsız ülkenin ortaya çıkmasından başka bir işe yaramamamıştı.Ne yapmak gerekiyordu.Nasıl yapılmalıydı bu iş.Hem her türlü masraf az olmalı hem de sorumluluk alınmamalıydı.Dünya nın diyalektiği hızla değişiyordu..Biraz açalım bunu.Maddelendirirsek daha kalıcı olur diye düşünüyorum.

BİRİNCİ DÖNEM

--- Think Thank ler. Geleceğin getirebileceği sorunları önleyebilmek için stratejiler geliştirmek.Veya stratejileri belirleyerek istenilen diyalektik ortamı sağlamak.Bunun için think tank denen organizasyonlar oluşturmak..Düşünce klübü demek olan bu bu sivil kuruluşlar son derece etkinler.Bağımsız olan klüpler tabiki var..Bu tür bağımsız klüplerin çok faydalı oldukları gerçek.Sorunların çözümü veya gelişmeye katkı sağlayacak düşüncelerin konsolide olduğu klüpler bunlar.Örneğin Türkiye de yaklaşık 45 klüp var.Hangileri bağımsız veya bağımlı bilmek çok zor.EMPERYALİZMİN ŞU ANDA EN GÜÇLÜ SİLAHI BU TÜR KURULUŞLARDIR.Bu sivil kuruluşlar Ukrayna da KISMEN ve Türkiye de başarılı oldular.Gelecekte de bir çok ülkede başarılı olacakları kesin.Sorunları bulup bu sorunların getirebileceği değişimleri veya muhalefeti yumuşatmak veya sorunları kendi lehylerine kullanıp devamlılıkları sağlamak için bu tür klüpler mükemmel araçlar.BU KURULUŞLAR GENEL OLARAK  EKONOMİ-İKLİM-JEOLOJİ-İNSAN HAKLARI-KÜLTÜR GİBİ ALANLARDA BOY GÖSTERİYORLAR.AYRICA KÜLTÜR EMPERYALİZMİNİN KURUMLAŞMASINDAKİ BAŞ AKTÖRLER BU THINK TANK KURULUŞLARIDIR.DÜNYA NIN AMERİKANLAŞMASINI ÖNÜNÜ AÇMAYA ÇALIŞMAKTADIRLAR.TURUNCU DEVRİM DENEN HAREKETLERİN ALT YAPISINI BU KURULUŞLAR HAZIRLAMAKTADIRLAR.


--- Finansal yöntemler kullanmak.Bu yöntem kısa sürede sonuç almak için kullanılan bir yöntem.Emperyalist ilgili ülkenin ekonomisinin desteklenmesi veya sağlıklı devamının sağlanması için başka ülkelerde ( genellikle kur oyunları ) operasyonlar yapmak.Gelişmemiş,ulusal burjuvazisi güçlü olmayan,borca dayalı gelişme yöntemi uygulayan ülkelerin bu konuda yapabilecekleri birşey yok zaten.Bu tür ülkeler devamlı veya istenildiği zaman operasyon yapılabilecek ülkeler.Oldukça da fazlalar.Bu yöntemin uygulanmasında çoğunlukla sorun çıkmamakta.Sorun kültürel gelişimi yeterli insan kaynakları gelişmiş az-çok ekonomi bilgisinin yerleştiği ülkelerde çıkmakta.Fakat uzantılar bu sorunu da kolaylıkla çözmektedir.

--- İdeolojileri- ve etnik kimlikleri kullanmak.İdelojilerin içini boşaltmak.Son 35 yılda gelişmemiş ülkelerde müslüman-hristiyan veya başka dinlere mensup gelişmemiş ülkelerde emperyalizme karşı oluşabilecek milliyetçi-ulusalcı hareketleri yontmak için dini kullanmak oldukça verimli oldu..Malum.Son 50 yılda zayıfta olsa bağımsız-gelecekte uluslaşabilecek devletler kuruldu.Emperyalizmin uyguladığı ilkel yöntemler buna yol açtı..Tabiki doğal olarak hiçbirisi uluslaşamadı. Fakat tehlike devam etmekte.Çünkü bu konularda kültürel ve geçmişte emperyalizmin ne olduğu konusunda nicel bir birikim var bu tür ülkelerde.Uluslaşmanın birincil yöntemi de laiklik.Doğal olarak Dünya yı iyi analiz edemeyen dini gruplar veya ilgili ülkede küçük burjuvazisi oluşmuş etnik gruplar uluşlaşmanın kendilerinin de sonu olduğunu iyi bilmekteler.İsteyerek veya bilinçsizce kendilerin kullandırmaktadırlar.Kullanılabilecek güzel kaynaklar bunlar.Bu tür grupları desteklemek iyi sonuç getirmiştir.Başarılı da olundu.Örneğin ülkemiz Türkiye'de.Kürt meselesini haklı bir zemine oturttan veya öyle analiz eden sol gruplar ister istemez emperyalizme hizmet etmektedirler.Dinci kesimin iskeletini elinde tutanların ne olduklarını zaten biliyoruz.Hoş son 2 yılda bu konuda bilgi birikimi de oluşmuş durumda.

Yukarıda yazdığım yöntemler genel ve uygulama alanı olan yöntemler.Tabiki bu yöntemleri uygulamak için küresel bir senaryoya ihtiyaç vardı.Bu senaryonun adı da KÜRESELLEŞME-YENİ DÜNYA DÜZENİ.
Bu senaryo gerçeğe en yakın senaryo Ben ce.Uygulama alanı var ve gerçekçi bir senaryo.Sınıf çelişkileri ister istemez küreselleşmeyi getirecekti zaten.A ülkesinin zengini B ülkesinin zengini ile entegre olmasının önü Mai -Gümrük anlaşmaları-Global borsalar-Merkez bankalarının özelleşmesi ayrıca ülkelerin özelleştirme politikaları küreselleşmenin önünü açan uygulamalar olmuştur.

ENDONEZYA DA BİR LÜKS BİR MEZARLIKTA İSTER MÜSLÜMAN VEYA HRİSTİYAN YÜKLÜ BİR PARA KARŞILIĞINDA YANYANA GÖMÜLEBİLİYORSUNUZ.ORTAK YÖNÜNÜZÜN ZENGİNLİK OLMASI YETERLİ.YANİ.HRİSTİYAN YADA MÜSLÜMAN MEZARLIKLARI AYRI DEĞİL ARTIK.SOSYAL KLÜP GİBİ BİR MEZARLIK.MEZARINIZI ZİYARET EDİYORSUNUZ.KLÜBE GELİP YİYİP-İÇİP GİDİYORSUNUZ.MEZARINIZA HER GÜN SU DÖKÜLÜYOR-ÇİÇEKLER DİKİLİYOR.ZENGİNLİĞİNİZ ÖLDÜKTEN SONRA DA DEVAM EDİYOR YANİ.

Küreselleşme denen bu diyalektik değişim ister istemez olacaktı.Kapitalizmin yaşaması bu senaryoya bağlıdır.Bu senaryo uygulanabilir olduğunu göstermiştir.Bu senaryonun  uygulabilirliğini düşünce kuruluşları sağlamıştır.İtiraf etmekte fayda var.Bu kuruluşların bağımsız olanlarının faydası da olmuştur.Tamamen kestirip atmak aptalca bir tavır olur çünkü..Think Tank lere karşı tepkisel kuruluşlarda var.Bağımsız kuruluşlardan Dünya nın diyalektik durumunu öğreniyoruz.Tartışıyoruz.İçinde bulunduğumuz konjöktürün doğru veya yanlışlığını tartışıyoruz.DÜŞÜNÜYORUZ.

YENİ EMPERYALİZM DÜNYA KAPİTALİSTLERİNİ BİRLEŞTİRDİ.MEZARLARDA BİLE YANYANA YATIYORLAR ARTIK.DİĞER SINIFLAR DA KENDİ MEZARLARINDA BERABERLERLER HER ZAMANKİ GİBİ.

İKİNCİ DÖNEM

Bu dönemde yeni emperyalizm  denen küreselleşmenin birçok gelişmemiş ülkeyi  Turuncu Devrim veya Arap Baharı gibi fiili devrim hareketleriyle yuttuğunu görüyoruz.Bu hareketler çoğunluk ülkelerde başarılı oldu.İlgili ülkelerdeki bilgi birikiminin azlığı-millet olamama-feodal unsurlar-demokrasi zaafiyetleri  gibi sorunların  varlığı bu devrimlerin başarılı olmasında etken rol oynadı.SONUÇ OLARAK KÜRESELLEŞME  DEVRİMLERİ İÇİN OBJEKTİF VE SUBJEKTİF ŞARTLAR OLGUNLAŞMIŞTI-HAZIRDI.Emperyalizm için tarihin sonuydu artık.YANİ BAŞARILARI SONSUZA KADAR SÜRECEKTİ.

KISACA ÇEKİRGE ZIPLAMAYA DEVAM EDECEKTİ.

Kırılma noktası Ukrayna da  ortaya çıktı. Ukrayna Rusya nın arka kapısıydı.Bu kapıyı açıp-içeri girip evin tapusundaki hissedar Rusya nın hisselerinin alınması gerekiyordu.Şartlarda müsaitti. Rusya ya bağlı oligark bir grup yönetimdeydi.Ekonomik sıkıntılar-işsizlik-kaynakların Rusya ya tranferi gibi sorunların bilincinde olan ukrayna lılar baş kaldırdılar ve turuncu devrim 2 inci hareketinde başarılı oldu.Ukrayna ya bağlı Kırım a Rusya ek koydu.Yapılan referandumda halkının çoğunluğu Rus olan Kırım Rusya ya katılma kararı aldı.Batı bunu tanımadığını belirtti .AMA.GOLÜ YEMİŞTİ EMPERYALİZM.Üstüne üstlük Ukrayna daki ruslarda referandum istemeye başladılar.Kısaca Ukrayna uluslaşmadan iki emperyalist ülkeye yem oldu.Ukrayna yı batı ile işbirliği yaptı diye eleştirenler Rusya nında iflah olmaz bir emperyalist ülke olduğu gerçeğine değinmeyerek çifte standart yapmaktadırlar.EMPERYALİZMİN  SEN İN YADA BEN İMİ OLMAZ. SAÇMALIKTIR BU.Enerji bağımlılığı had safhada Rusya ya bağlı batının yapabileceği bir şey yok gibi görünüyor.

AYRICA ÇİN İN DOĞU TÜRKİSTAN DA YAPTIKLARI DA EMPERYALİST EYLEMLERDİR.

RUSYA VE ÇİN ESKİ ZORBA EMPERYALİST YÖNTEMLERİ KULLANMAYA DEVAM ETMEKTELER.BUNDAN DA HİÇ BİR ZAMAN GOCUNMADILAR-GOCUNMAZLARDA.ÇÜNKÜ.BİLİYORLAR.VAR OLABİLMEK KAYNAKLARA SAHİP OLABİLMEKTE - BU KAYNAKLARIN GÜVENLİĞİNİ SAĞLAYABİLMEKTEN GEÇİYOR.BU ZORBALIĞA MECBURLAR.KAPİTALİZME YENİ GEÇTİLER.KÜRESELLEŞMENİN ORTAĞI OLMAK İÇİN FİNANSAL YÖNTEMLERİ KULLANARAK EMPERYALİST AMAÇLARINA ULAŞAMAZLAR.BATI EMPERYALİZMİNİN BİLGİ BİRİKİMİ ÇOK DAHA FAZLA...BATI İÇİN KÖTÜ OLAN RUSYA VE ÇİN İN BATININ YÖNTEMLERİNİ ÇOK İYİ BİLMELERİ.

EMPERYALİZM KOMİNİST RUSYA VE ÇİN İN DAĞILMALARINDAN ÖNCEKİ DÖNEMLER DE DÜZENLERİNİN DEĞİŞME İHTİMALİ OLAN ÜLKELERDE MİLLİYETÇİLİĞİ VE MUHAFAZAKARLIĞI İYİ KULLANMIŞTIR.ÇÜNKÜ .BU ÜLKELERİN BÖYLELİKLE DERLİ-TOPLU SORUNSUZ BİR ŞEKİLDE RUSYA VE ÇİN E KARŞI BLOK OLUŞTURABİLMELERİ BAHİS KONUSUYDU.RUSYA VE ÇİN İN DEKİ DÜZEN DEĞİŞİKLİKLERİNDEN SONRA BU AZ GELİŞMİŞ ÜLKELERDE MİLLİYETÇİLİĞE GEREK KALMADI.YERİNE İÇİ BOŞALTILMIŞ DİN ANLAYIŞI-ETNİK MİLLİYETÇİLİKLER GETİRİLDİ.KISACA HER TÜRLÜ SORUN VE ÇELİŞKİ KULLANILDI.

ARTIK YENİ YÖNTEM SORUN YARAT-TEPKİ TOPLAT-ÇÖZÜMÜ SUN OLDU.

İNSANLIĞIN HER TÜRLÜ EMPERYALİST DAYAMACALARDAN KURTULMASI DİLEĞİYLE.ÜSTELİK GEÇMİŞTE KURTULABİLİNDİ.NASIL KURTULUNACAĞI BELLİ.



























3 Mart 2014 Pazartesi

Konsolidasyon,Diyalektik Ve Evrim İlişkisi























Merhaba.
Çoktandır taslakta tuttuğum bu konuyu bugün yazmaya karar verdim.Bu terimlerin anlamlarını kısaca açıklamakta fayda var.

Konsolidasyon genel olarak farklı süreçlerden-etkenlerden ( ekonomik-siyasi-kişisel  )  sonuçların yarattığı güncel durumun uzun vadede bertaraf edilmesi için alınan bir karar ya da kararlar bütünüdür.Konsolidasyon kararı için bir zaman ve veri birikimi bahis konusudur
Konsolidasyonu belirleyen etmenler karar vericinin ya da vericilerin insiyatifinde görünse bile-pratikte öyle değildir.Pratikte faaliyetleri şirketler-devletler-insanlar fiili olarak bizzat yaparlar.Yapılan bu faaliyetlerin sonuçlarını ise ikinci veya üçüncü tarafların hataları-doğruları belirler. Konsolidasyon şirket ve devlet yönetimleriyle özdeşleşmiş gibidir.Bilakis bu kavram insan hayatının bir çok evrelerinde de bahis konusudur.Birey olarak da konsolidasyon işlemini çoğunlukla yaparız.Yeni bir sayfa açmak deriz buna. KONSOLİDASYON SADECE FİNANSAL BİR KAVRAM DEĞİLDİR ASLINDA.SOSYOLOJİK BİR YÖNÜDE VARDIR.Bu faaliyetleri biz insanlar yaptığımıza göre sonuçlarının da insanları-toplumları etkilemesi-etkilememesi-yönlendirmemesi zaten bahis konusu olama

Diyalektik ise ilk çağlarda tartışma yöntemi veya sanatı anlamını taşıyordu.Taki heraklitos 'un aynı ırmakta iki kez yıkanmaz sözüne kadar.Bu söz günümüzdeki diyalektik kavramının başlangıcıdır.Dünya sürekli hareket ve değişim halindedir.Bir gün önce  gördüğümüz bir nesne veya varlık ertesi gün aynı değildir.Gözle görülmese- de dış etkenler ( fiziki vesair ) tarafından muhakkak değişime uğramıştır.Bu değişimlerin netleşmesi-sonuçlanması- farkedilebilmesi için objenin durum ve konumuna göre kısa-uzun süreler gerekebilir.İşte bu sürede olup-bitenler NİCEL BİRİKİMLERE neden olur.Bu birikimler içinde bulunduğu konum veya durumun kapasitesi ile başabaş hale geldiğinde ise değişim veya yok olup-olmama seçeneklerini ortaya koyar.Buna da NİTEL PATLAMA-SIÇRAMA diyoruz.Bu kavramda dada (diyalektik) konsolidasyon da olduğu gibi zaman içerisinde ikinci-üçüncü etkenlerin bir durum-konum veya maddeyi etkilemesi-yönlendirip harekete geçirmesi kaçınılmazdır.NİCEL BİRİKİM  KONSOLİDASYONU-EVRİMİ YARATAN HAREKETLERİN-ETMENLERİ-SÜREÇLERİN  ADIDIR AYNI ZAMANDA.NİCEL BİRİKİM DE DİYALEKTİK İN PROTOTİPİDİR.

Evrim canlıların değişen çevreye uyum sağlamak için kalıcı fiziksel değişime uğramasıdır.Fakat canlılar sadece fiziksel değil düşünce ve kültürel olarak da evrimleşirler.Teknonoloji ve bilgi günlük hayatta kullanılabilir olması durumuna göre insanların ve toplumların içinde nicel olarak birikirler ve gelecek nesillere aktarılırlar.Bu durum canlıların düşünce-kültürel evrimlerini belirler.Biriken her türlü nicel birikim (fiziksel/kültürel ) daha önce diyalektik bölümünde yazdığım gibi, nitel sıçramaya yol açar.İşte canlıların-maddelerin hemen her konuda içinde bulunduğu durumun adı nicel birikimdir.BUNUN ADINA EVRİM DENİR.YANİ.EVRİM VE NİCEL BİRİKİM AYNI SÜREÇLERDİR.Eğer evrimi sadece bir sonuç olarak görürseniz bunu adına nitel sıçrama, bir süreç olarak görürseniz nicel birikim diyebiliriz.

Konsolidasyon ve evrim kavramlarında ortak noktanın değişime-karar vermeye-almaya neden olan sürecin nicel birikimler olduğunu görüyoruz.Bu birikimleri doğa ve ikinci-üçüncü tarafların hareketlerinin sağladığı nettir.Bu yüzden herşey birbirine bağlıdır.Bu bağlılıkların yarattığı hareketlerin sağladığı birikimler zamanla evrimi  yaratır veya konsolidasyon kararları almamıza neden olur.Herşeyin birbirine bağlı olmasına-birbirlerini etkileyerek birikim ve değişime neden olmasının nedeni diyalektik denen evrenin yasasıdır.Bunun doğru olduğunu tarihe ve günümüze baktığımızda görüyoruz zaten.Diyalektiğin bir bilim olduğunu ilk farkedenler Avrupa lılar oldu.Bu yasanın nasıl çalıştığını-aşamalarını analiz ettiler.Hayatın her alanında varolan bu yasanın içinde yuvarlanıp duruyoruz.Bu sürecin işleyişi tabiki insanoğlunun elinde değil.Fakat bu konuda doğru analiz yapan insanlar ve toplumlar ayakta kalacaklardır.Yapamıyanlar veya konjoktürün farkında olamayanların yok olması-başarısız olması kaçınılmazdır.Diyalektik doğayı-kültürü-hemen herşeyi şekillendirir.Güçlü kalmanın yolu doğru diyalektik analizlerden geçer.Bizleri-toplumu-şirketleri-devletleri belli bir noktaya getiren diyalektik aslında gözümüzün önündedir.Saklanmaz , gizli çalışmaz.Bize düşen doğru analiz yapıp,değişmek gerekiyorsa değişmek,yeni yöntemler ve kararlar almaktır.Diyalektik  konsolidasyona-evrime doğru götürür.Ayakta kalmanın, var olmanın yolu bunlardan geçer.Gelinen noktayı,sonuçları lehimize çevirmek elimizdedir.DİYALEKTİK DOĞANIN İLAHİ ADALETİDİR.



PATRON TANRIYSA ASASI DİYALEKTİKTİR.














2 Mart 2014 Pazar

Üçüncü sanayi devrimi-Üçüncü Dünya Savaşı













Merhaba,
Birinci Sanayi Devrimi tekstil endüstrisinin gelişmesiyle birlikte İngiltere de başladı.Önceleri evlerde yüzlerce elle dokumacılar tarafından gerçekleştirilen üretim küçük meta üretiminin gelişmesiyle ( sınırlı seri üretim ) yerini küçük imalathanelere bıraktı.Çünkü.Evlerde yapılan üretim artan nüfusun-dış talebin
karşılanmasında yetersiz kalıyordu.

Tabiki buna benzer oluşumlar Fransa ve Almanya dada bahis konusuydu. Fakat ilk hareketin İngiltere de başladığını söyleyebiliriz. Birinci sanayi devrimini başlatan ülkelerin ortak özellikleri şuydu. Denizaşırı sömürgelerinin olması-Hammadde girdi maliyetlerinin-işçilik maliyetlerin düşüklüğü.Bu grupta bir tek Almanya nın bu ortak özelliklere sahip olmadığını görüyoruz.Fakat o dönemde Almanya daki eğitimin ( özellikle teknik ) son derece üst düzeydeydi.Almanya diğer iki ülkenin avantajlarını gelişmiş makina endüstri ile kapatmıştır.Sanayi devrimini yapan bu ülkelerin önünde koca bir dünya pazarı vardı.Mal satılacak-beslenecek-geleneksel ekonomilerin tıkadığı yüzlerce ülke ilk sanayi devriminin itici gücü olmuştur.
Bu ülkelerin kendi nufusları içindeki ucuz işgücü de bu devrimin hızla yol almasında baş etkendir.Akabinde bankacılık-borsa gibi kurumlaşmış kapitalist oluşumlarda sahneye çıktı.Birinci sanayi devriminin başladığı-sürdüğü diyalektik sürece kapitalizm diyoruz-deniyor.

Kapitalist sistemin kurumlaşması beraberinde toplumda yüzlerce yıllık kültüründe değişmesini getirdi.Zenginliğin ülke vatandaşları arasında adaletli bir şekilde paylaşılmaması-dini kurumların adaleti toplumsal katmanlarda-sınıflarda sağlayamayacağı netleşince-sosyalizm/kominizm gibi ideolojiler ortaya çıktı.Hızla Dünya ya yayıldı.Destek gördü.Sosyalist ideoloji sanki binlerce yıllık sömürünün önüne geçebilecek-insanlar arasındaki haksızlıkları sona erdirecek bir büyüydü sanki.Neyse.Asıl konumuza dönelim.Sanayi devrimi saydığımız ( Almanya-İngiltere-fransa ) ile sınırlı kalmadı.İtalya, Amerika da bu klübe katılmışlardır.Tabiki bu değişim-üretim şekli başka ülkelere de sıçradı.Sıçradığı ülkeler de ( Rusya-Japonya ) bayağı yol katettiler. Sadece Osmanlı seyirci kalmamasına rağmen bulunduğu sistem ( sınıfsal ve kültürel ) yüzünden başaramadı.  Ama. Elinden geleni yaptı Osmanlı öyle denildiği-sanıldığı gibi oturup seyretmemiştir olanları  ( http://fnsconsult.blogspot.com/2012/07/osmanl-sanayi hayat_16.html#.UsmZgfv874g).

Birinci Sanayi Devriminin asıl sonucu  burjuvazi denen sınıfı ortaya çıkarmasıdır.Koca Avrupa kıtasında son derece zengin ve homojen ( aynı karekter ve yapı ) bir sınıf doğdu.Alman-Fransız-İngiliz burjuva sınıfı hızla kurumlaştı.Hem bulundukları ülkelerin hem de sömürgelerinin ve pazarları olanlar ülkelerin kaynaklarını ihracat veya işgalle ithal ettiler.Fakat Almanya da bir sorun vardı.Alman ekonomisinde etkin olan museviler oyunu bozuyordu.Alman burjuvasinin homojen yapıya kavuşmasının önünde engeldiler.Dini ayrılıkda Alman-laşmalarını önlüyordu.Ayrıca.Almanya nın sömürgelerinin olmayışı-hammadde teminindeki maliyetler ve uluslararası ekonomik rekabet önemli unsurlarda bahis konusuydu.Tüm bu nicel birikimler nitel olarak nazi faşizminin doğmasına yol açtı. Böylelikle özünde ekonomi olan pasta savaşı başladı.Japonya ve Osmanlı nında bu savaşa katılması işi küresel boyuta taşındı.

AVRUPA BURJUVAZİSİ HOMOJEN DEĞİLDE KARIŞIK MİLLETLERDEN OLUŞAN BİR SINIFLAR BÜTÜNÜ OLSAYDI-BİRİNCİ VE İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI ASLA ÇIKMAZDI.

İkinci Sanayi Devrimini bir ve ikinci Dünya savaşları sonrasının getirdiği şartlar ortaya çıkardı.Artık pazarda yer almak o kadar kolay değildi.Avrupa ve Amerika da başlayan işçi hereketleri-savaş sonrası bağımsızlıklarını kazanan ülkelerdeki kalkınma hamleleri-dış ticaret kanunlarının bu ülkelere öyle eskisi gibi maliyetsiz girmenin önündeki engeldiler.Maliyetlerin düşürülmesi için insan unsurunun azaltılması-makinaların daha çok üretim yapabilmesi için geliştirilmesi gerekiyordu. Diyalektik süreç hiç durmazdı zaten.Gözünüzün önündedir ama sizin farkında olmazdınız.Şartlar dayattığında farkına varırdınız ancak.Akıllı ve doğru karar aldıysanız yolunuza devam ederdiniz.Bu şartlar özellikle Amerika da kendini daha iyi hissettirmiştir.Zaten Avrupa ve Japonya da takat kalmamıştı.Rusya ve Çin deki rejim değişiklikleri o zaman dilimindeki genel burjuva sınıflarını tehdit eder hale gelmişti.Bununla başetmenin yolu daha da zenginleşmekten geçiyordu tabiki.Ve.Kendi ülkelerinde paylaşmaktan.Bu arada torbadan SOSYAL DEMOKRASİ ÇIKTI.İkinci sanayi devrimine ilk örnek ( emsal gösterme açısından ) Henry Ford un insan unsurunun yok denecek kadar az olduğu hareketli montaj hattına sahip,seri üretim yapan otomobil fabrikasıdır.Bu gelişim diğer sanayi ülkeleri tarafından da uygulandı.En büyük şansları Rusya ve Çin deki finans birikiminin rejimin getirdiği kısıtlamalar yüzünden az olmasıydı.Çünkü.bu ülkelerde toplumsal gider maliyetleri çok yüksekti.Artı değer oluşmuyordu.Yeni teknolojik gelişmelere ayrılacak fonda bu yüzden yetersizdi.Birinci ve İkinci Sanayi devrimi,artan Dünya nufusu, tarım alanlarının yetersizliği ve yeni kapitalist üretim şekli yüzünden insanlar kentlere akın ettiler.KENTLEŞME BU DÖNEMDE HIZ KAZANDI.Tarım sanayileşme kadar artı değer oluşturmuyordu.Küçük tapulu araziler miras yoluyla veya ekonomik nedenler yüzünden büyük topraklara katılıyordu.

BİRİNCİ SANAYİ DEVRİMİ SONUNDA YENİ YENİ PALAZLANAN FİNANS KAPİTAL İKİNCİ  SANAYİ DEVRİMİ SONUNDA OLUŞUMUNU TAMAMLADI VE KURUMLAŞTI. ARTIK. BURJUVA SINIFLARI HOMOJEN YAPILARDAN OLUŞMUYORDU.ÇOK ULUSLU OLMAYA BAŞLAMIŞLARDI. ( http://fnsconsult.blogspot.com/2012/06/finans-kapital_22.html#.UsmrOPv874g )

Üçüncü Sanayi Devrimi kentleşmenin,sanayileşmekte olan ülkelerde biriken sermayenin yarattığı rekabetin ve bu biriken sermayenin tekrar gelişmiş ülkelere ithal edilmesi zaruretinden doğdu.Hoş bu sermaye az-çok bankacılık veya borsa sistemiyle geliyordu ama.Yetmiyordu.Var veya yok olmak bahis konusuyda artık.Öyle eskisi gibi savaşarak almakta bahis konusu olamazdı.Savaş maliyetleri gelecek faydayı çok aşabilirdi.Aşardı zaten.Savaşın bir üretim şekli olduğu devirler Osmanlı nın Viyana hezimetinden sonra bitmişti.Bir ve İkinci Dünya savaşları tam bir aptalıktı zaten.NE YAPMAK GEREKİYORDU.Maliyet problemi yaratmayan,emek-yoğun olmayan,çevreye duyarlı,otomatik olarak birbirini tetikleyen bir üretim şekli.İhtiyaç yaratan bir üretim  ve tüketim ekonomisi.Gerekli olan buydu.Bilgisayar,telefon ve televizyon gibi araçların geliştirilmesiyle Üçüncü Sanayi devrimi başlamıştır.Bu aynı zamanda bilgi çağının da başlangıcıdır artık.Bilgi üretmek,bilgiyi saklamak yada bilgi en fazla getirisi olan bir üretim şeklidir bu sanayi devriminde.Çünkü.Bilgi maliyetleri düşürebilmektedir.Yeni tüketim alanları yaratmaktadır.Bilgi sıradan bir insanın birden zenginleşmesine,sınıf atlamasına neden olabilmektedir-olmaktadırda.Eskinin seri üretim yapan fabrikaları artık hantal zaman-maliyet-çevre gibi unsurlar yüzünden tercih edilmemektedir.Bu hammallığı başka ülkeler yapmalıdır.Bu devrimin önündeki ticari sorunlar Mai Anlaşmasıyla bertaraf edilmiştir.

BİLGİ VE FİNANS EKONOMİSİ ÜÇÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİNİN ASLİ UNSURLARIDIR

Artık burjuvazi çok ulusludur. Fakat hakim unsurun musevilerden oluştuğu da su götürmek gerçektir.Çünkü Bu Dünya da ürettiğiniz herşey kadar güçlü olursunuz.Tanrı üretenleri sever.Rehavete kapıldığınızda bitersiniz.Tanrı rehaveti sevmez.Gururu sevmez.Bu dönemde ise Rusya ve Çin Dünya ekonomisi ile entegre olmuş o ekonomiden pay almaya çalışan ulusal ekonomilerini-burjuvazisini yaratmaya çalışmaktadırlar. Hammadde,yetişmiş iş gücü gibi avantajları vardır.Ekonomik maliyetleri son derece düşük durumda.ŞU ANDA DÜNYA DAKİ KIRILMA NOKTASI BUDUR.Büyük ihtimalle ve şimdilik öyle görünüyor ki pastadan payı beraber alacaklardır. Ufak-tefek sorunları ise kendileri yerine başka ülkeleri veya etnik halkları kullanarak çözeceklerdir-çözüyorlarda.Üçüncü Dünya Savaşının çıkma ihtimalini düşük görüyorum.Belki Rus ve Çin burjuvazisindeki ( şimdilik tamamen oluşmadı.Oluşsa da.Büyük ihtimalle finans kapital üyesi olurlar.)  finansal birikim pastanın yarısına sahip olsaydı BELKİ. Olmasın tabiki.Hiçbir şey ülkenizi ve onurunuzu korumanın dışında savaşa neden olmamalıdır.Bu bilgi çağında insanoğlu artık herşeyden haberdar.Finans Kapitalin kullandığı yöntemlerden biri olan kültür ihracatı-dezenfarmosyon gibi yöntemler Dünya yı tek kültürlü bir halk yapmaya çalışsa da,her insan başka halkların kültürlerinden muhakkak surette etkileniyor.Yeni değer yargıları ve kültür oluşuyor.Sınırlar insanoğlunun kültüründe önemini yitiriyor.Yeni bir dünya kültürü -değer yargıları oluşuyor.Kaynaklar her açıdan azalıyor ve eninde sonunda bitecek.Küresel bir savaş bu sefer insaoğlunun işini bitirecektir.

ARTIK İNSAN OLMALIYIZ.UZAYDA DÖNÜP DURAN BİR KÜRENİN ÜZERİNDEYİZ.HERŞEY GİBİ BİRBİRİMİZE BAĞIMLIYIZ.PAYLAŞMALIYIZ.



Faik Çaltılı.








 











1 Mart 2014 Cumartesi

Devlet İnsan mı ?


















Merhaba,
Lise yıllarında değerli yazarımız Vedat Günyol'un Devlet İnsan mı adlı kitabını okumuştum.Bu kitap Ben im hayat felsefemi değiştirmişti..Eleştirilerin muhakkak sorgulayıcı-yapıcı-samimi olması gerektiğini öğrenmiştim.Mantıklı da gelmişti Bana.
Yoksa egomuzu tatmin etmekten başka bir işe yaramazdı eleştirmek.O değerli kitabı kaybettim.1974 basımı olan kitabı bir daha da bulamadım.Şu an içeriğini de hatırlamıyorum.
Bu kitabı okumamı öneren ve sağlayan yıllardır görmediğim  sevgili ağabeyim Şevket Yiğitalp e çok teşekkürler. Bu yazımı  da rahmetli yazarımız Vedat Günyol'a  ithaf ediyorum

Yoksa egomuzu tatmin etmekten başka bir işe yaramazdı eleştirmek.O değerli kitabı kaybettim.1974 basımı olan kitabı bir daha da bulamadım.Şu an içeriğini de hatırlamıyorum.Bu kitabı okumamı öneren ve sağlayan yıllardır görmediğim  sevgili ağabeyim Şevket Yiğitalp e çok teşekkürler. Bu yazımı da rahmetli yazarımız Vedat Günyol'a  ithaf ediyorum.
Devlet liberaller için servetlerini koruyacak-aralarındaki fırsat eşitliğini dengeleyecek bir araç.Sosyalistler için toplumun hak ve menfaatlerini garanti altına alan bir kurum.Din toplumları için devlet şeri hükümleri uygulayan ve koruyan bir araç.Aynı zamanda bu üç sistem içinde korumanın yanında cezalandırma yetkisi de var tabiki.Koruma ve cezalandırma yetkisi kardeş gibiler.Hiç birbirlerinden ayrılmazlar..Bu arada bir de demokrasi kavramı  var. Devlet ve demokrasi ayrılmaz iki parça gibi sanki.Demokrasi toplumun içinde bulundukları devletin organizasyon ve yönetiminde eşit haklara sahip olması demek.Bu açıdan her sınıf veya siyasi oluşumun kendi menfaatleri kadar demokrasi bahis konusu.Demokrasi bu katmanların oyuncağı olmuştur artık.Herkes kendi demokrasisini ister.
Kısaca devlet ve demokrasi toplumun  kendi hak ve hukukunu korumak için bir kurum oluşturması ve bu kurumu da kendi katmanları veya sınıflarının eşit katılımıyla (oy vererek) yönetmesi demek.

Böyle deniyor.Böyle olması lazım.Pratikte böyle değil.Peki neden ?.Böyle olmasında devletlerin içinde bulunduğu sosyo/ekonomik durum ve kuruluş şartları birincil etmen.Devletler kendiliğinden kurulmazlar.Bir devletin kurulması toplumun içinde bulunduğu iç ve dış şartlara bağlıdır.Toplum içinde bulunduğu şartları kabul etmediğinde ve ilgili devletin hizmet verme yeteneğini kaybettiğinde devletin yıkılması ve yerine yeni bir organizasyonun gelmesi kaçınılmazdır.Gelen bu yeni organizasyon çoğunlukla geçmişin sorunlarından ders çıkaran ve bu sorunların tekrar gündeme gelmesini önleyen araçlarlarla donanmış olur.Bunu bir toplumun çoğunluk katmanlarının istemesi gerekir.Oldu bittiye getirilerek kurulan devletlerde vardır tabiki.Toplumu yönlendirerek-kışkırtarak devletler yıkılabilir ve yerine de genellikle bu oldu bittiden faydalanmak isteyen sınıfların egemen olduğu diktatörlükler kurulabilir.Dışarıdan müdahale ile de devletler yıkılabilir.

Toplumun değişik katmanlarının siyasi ve ekonomik menfaatlerine göre o devleti demokrasi açısından diktatörlük veya adil bir devlet adıyla nitelendirebiliriz.Demokrasi değişik katman ve sınıfların genel menfaatlerinin devletde yer bulmasıdır.

Bir devletin kalitesi içinde bulunduğu toplumun kültür-değer yargıları ve öz bilincine bağlıdır.Birey olarak toplum içindeki konumuzu düşünün.Toplum içindeki itibarımız Biz lerin genel duruşuna,tutarlı olmamıza,adil olmamıza,uyanıklığımıza,kendi menfaatlerimizin yanında başka insanlarında hak ve hukukuna saygı göstermemize bağlıdır.Devletlerde böyledir.Şu an Dünya da bağımsız olarak bilinen,bayrakları tanınmış yaklaşık 222 devlet var.Sizin devletiniz bunların arasında nerede.Pasaportu ne kadar kıymetli.Bir devletin verdiği pasaportun itibarı o devletin aslında ne durumda olduğunun göstergesidir.O devletin ekonomik durumu,yönetim becerisi hemen herşeyi pasaportuna yansır.Tabiki o devletin içinde bulunduğu,onu kuran toplumunda. 

Bu açıdan devlet toplumun tüm sosyo/ekonomik durumunun,zaaf veya yeteneklerinin konsolide olarak bir kurumda toplandığı,insanlardan oluşan bir organizasyon,tek bir kimliktir.Evet.Devlet insandır.

Peki bu insan hizmetini nasıl yapacaktır. Doğal olarak farklı siyasi yada ekonomik durumda olan katmanlar vardır.Her katman kendi menfaatinin devlet içinde etkin olmasını istemektedir.Bu açıdan demokratik kıstaslardan veya adaletten bahsedip durulmaktadır.Bu katmanların istekleri başka katmanların istekleriyle de çelişmektedir.Bir ailedeki çocuklarının miras kavgasi gibidir bu çelişkiler.O yüzden yıllardır devlet baba deyip dururuz.Kardeşler ayrılmayı seçerse aile dağılır ve her kardeşin bir süre sonra esameleri bile okunmaz.Demek ki devlet denen insan kesinlikle ve kesinlikle önce adaletli olmalıdır.Adalet katmanların ve sınıfların menfaatlerine göre davranamaz.Adalet toplumun devlet bazında aralarında yaptıkları sözleşmenin korunmasının,kollanmasının asli unsurudur.Ailenin bir arada tutulması adalete bağlıdır. Devlet denen insan toplumda ekonomik adaleti de sağlamalıdır.

Tüm bunları sağlayabilmek ve daha da kaliteli hale gelmesini sağlamak için gelişmiş toplumlar devleti yöneten insanı ara-sıra seçim denen organizasyonla değiştirirler. Siyasi birikimi, uyanıklığı yüksek , katmanların birbirine entegre olduğu toplumlarda güzel bir yöntemdir bu.

Peki Biz ler, bu devleti oluşturan katmanlar ne yapmalıyız.Biz lerde oy veriyoruz.Vergi veriyoruz.Askere gidiyoruz.Ne kadar üretiyoruz.Ürettiğimizin,topluma katkımızın niteliğine göre yaşayabiliyormuyuz?.Peki bunları yapıyormuyuz.?.Yapıyorsak hakkımızdır.Biz yeni bir devletiz.Daha 40 yıl öncesine kadar okuma ve yazmayı bilmiyorduk.Dünya daki gelişmelerin çok arkasındayız.Hoş internetle yakalamış görünüyoruz.Fakat hala siyasi birikimimiz yererli değil.Bizi yönetsin diye atadığımız insan-devlet kafası bozulduğunda canımıza okuyabiliyor.Oysa o insan ı besleyen Biz leriz.O insan bu toplumdaki değişik katmanların menfaatleri için diğer katmanların menfaatlerini gözardı edebiliyor.BUNLAR NİCEL OLARAK BİRİKİYOR VE ARASIRA NİTEL OLARAKDA PATLIYOR.

PEKİ NE YAPMALIYIZ.

-- Devlet Bizleriz.Devlet Bizler için vardır.Yaptığı-yapabildiği kadar kutsaldır.
-- Devlet  hayatın her alanında güvenlik demektir.Bizlerin ve gelecek nesillerin güvenliğinden sorumludur.YA DEVLET BAŞA YA KUZGUN LEŞE ATASÖZÜ SANIRIM BU KONU İÇİN SÖYLENMİŞTİR.

-- Değişik katmanlardan oluşan Biz ler menfaatlerimizin entegre olabildiği kadar var olabiliriz.
-- Devleti revize edebiliriz.Yönetici değiştirmek bir şirketi yeniden kurmaktan daha akılcıdır.Üstelik yeni bir oluşumun da eskisini aratmıyacağının garantisi yoktur.
-- Akılcı olmayan siyasi oluşumların içinde olmanın, diğer devletlerin veya katmanların yemi olmaktan başka bir işe yaramıyacağının bilincinde olmalıyız.
-- Bireysel özgürlüğümüz başka bireylerin özgürlükleriyle çeliştiğinde ki,çoğunlukla çelişir.Genel-geçer yöntemlere bakmalıyız.
-- Varlığımız ve çocuklarımızın geleceği devlet denen insanı denetlememize,haksızlık ve yapabileceği keyfiyetlere göz yummamamıza bağlıdır.Tabiki katkıda bulunabildiğimiz  kadarıyla
-- Katmanlar ve sınıflar arasında tarihsel açıdan daima her alanda çelişki ve mücadele olmuştur.Olacaktır da.Gelişmiş ve demokrasi yöntemini iyi kullanan toplumlar bu ana sorunu ekonomik entegrasyonla sağlamışlardır.Biz dede öyle olmalıdır.Yoksa.Ortada yiyecek bir pasta bulunamaz,bulunmaz.
-- Bu pastanın paylaşımındaki haksızlıklara tabiki göz yummamalıyız.Katmanların ve sınıfların varlığı ortada bir pasta olmasına bağlıdır.
-- Pasta yoksa devlet ve Biz lerde olmayız.
-- Devlet denen insan işte bu pastanın korunması,üretebildiğiniz ve katkıda bulunulabildiği kadar paylaştırılmasından, pastanın büyütülmesinden sorumludur.Bunun için vardır.Öyle olmalıdır.

Faik Çaltılı






 








© 2014 Konsolide Denemeler&Consolidated Essays /All rights reserved/Bu sitenin tüm hakları saklıdır.

FACEBOOK

GOOGLE/TAKİPÇİLER

ZİYARETÇİLER


hit counter
© Konsolide Denemeler All rights reserved | Theme Designed by Seo Blogger Templates