Merhaba,

30 Mart’ta yürürlüğe giren ve 16 binden fazla köyü şehirlere bağlayan Büyük Şehir Yasasının ardından, bazı değişikliklerle 2011’de yeniden gündeme gelen 4081 Sayılı Çiftçi Mallarını Koruma Kanunu kapsamında, Çiftçi Mallarını Koruma Birlikleri, hayvan sahiplerinden otlatma parası talep etmeye başlanıldı.Buradaki kırılma noktası Yörüklerden talep edilen paranın yerleşik hayvan üreticilerinden istenilenin birkaç katı fazla olması. 

AYRICA YÖRÜKLER YERLİ HALK OLARAK GÖRÜLMÜYORMUŞ.SİZ İN VAR YA.İSTENEN MEBLAĞ RESMEN HARAÇTIR.ANADOLU NUN ASIL SAHİPLERİ YÖRÜKLERDİR.

Bu olayların arka planında et ithalatçıların olduğu gün gibi aşikardır.Küresel sömürü yörüklere kadar inmiştir artık.Sarıkeçililer, Anadolu’nun önemli Yörük boylarından biridir.Yörüklerden talep edilen paranın yerleşik hayvan üreticilerinden istenilenin birkaç katı fazla olması da bu haraç işinin organize olduğunu gösteriyor.
















Merhaba,

Bu içerik hakkında az-çok bilgimiz var.İklim değişikliğinin fosil yakıtlardan ve çevreyi göz önüne almayan sanayileşmeden,aşırı tüketim gibi unsurlardan olduğunu biliyoruz.Bilmek tabiki önemli.Sonuçta bir bilgi birikimi bahis konusu.Bu sorunların ana kaynağı sermayenin aç gözlülüğü gibi görünse de konu bu kadar basit değil.Nüfus artışı ve geri kalmış ülkelerdeki yönetimlerin bilgisizliği ve bilinçsizliği de ana unsurlardan.Çevre bilincinin ,çevreyi koruma kültürünün gelişmemesi.de ayrı bir unsur.Dolayısıyla hepsi birbirine sıkı sıkıya geçmiş unsurlar ve sorunlar bunlar.Herhangi birini çözsenizde başarılı olmak mümkün değil.Tüm unsurların eş güdümlü çözülmesi gerekiyor.

Nüfusu ele alırsak konu daha da kitleniyor.Bu kadar nüfusu doyurmak kaçınılmaz olarak üretim artışının maksimum olmasını gerektiriyor.Peki nasıl beceriliyor bu .Genetiği ile oynanmış ürünlerle.Daha sağlıksız ortamlarla.Doğal olarak maliyeti yüksek olan bir ürünün parasal geri dönüşümü de mümkün değil.Üretim için gerekli enerji unsuru bu sorunların asli kırılma noktasını oluşturuyor.Kullandığınız enerji fosil yakıtlardan oluşuyorsa ki çoğu öyledir.Elektrik enerjisi için kurulan barajlar ise kuraklığın nedenlerinden birisi.Üretilen malın dağıtımı,genel ulaşım tartışmasız fosil yakıtlarla.KİLİTLENME BURADA BAŞLIYOR.FOSİL YAKITLAR ŞU ANDA DÜNYA MIZDAKİ BİR ÇOK SAVAŞIN, ANLAŞMAZLIKLARIN VE İKLİM DEĞİŞİKLİĞİNİN ANA NEDENİ.

Neler yapılabilir.Tüm ülkelerin bir konsensus oluşturması.Bu oluşumda olma mecburiyetlerin sağlanması.Aksi takdirde her açıdan özellikle ticari açıdan dışlanması.Bu konuda bir KYOTO protokolü anlaşması var.Bu anlaşma tabiki iyi bir oluşum.Bu anlaşma pahalı yatırımları gerektiren kuralları da içeriyor.Gelişmekte olan ülkelerde bunu uygulamak mümkün değil.Dolayısıyla bu ülkeler gelişmiş ülkelerin bıraktığı çevreye zararlı üretimi yüklenmiş durumdalar.Bu açıdan çevre kirliliğinden en çok etkilenen ülkelerin bu ülkeler olduğunu görmekteyiz.Bu protokol bu açıdan yeterince caydırıcı değildir.İlgili protokolün ayrıntılarını çoğunlukla bilmekteyiz.

BU KYOTO PROTOKOLÜ ANLAŞMASININ DAHA DA GELİŞTİRİLMESİ GEREKMEKTEDİR. BU PROTOKOLE DIŞ TİCARET KURALLARI İLE GERİ DÖNÜLMEZ KURALLAR EKLENMELİDİR.ÇOK DA İYİ DENETLENMELİDİR.BU AÇIDAN KYOTO PROTOKOLÜ BU SORUNLARIN KÖKTEN ÇÖZÜMÜNDE ETKİLİ OLAMAMAKTADIR.BU PROTOKOL İLE ORTAYA BİRDE KARBON KREDİSİ PAZARI ORTAYA ÇIKMIŞTIR.

BU SORUNLARI ÇÖZMEDEN SANAYİ DEVRİMİ İLE BAŞLAYAN MEDENİYETİMİZİN ÜST BİR AŞAMAYA GEÇMESİ MÜMKÜN DEĞİLDİR.ARTIK.ÜST BİR MEDENİYETE GEÇEMEDEN BU GEZEGENDEN ELİMİZİN,AYAĞIMIZIN ÇEKİLECEĞİ GERÇEĞİ İLE KARŞI KARŞIYAYIZ.






















Merhaba,

Off-Shore Bankalar ile ilgili yazımdan sonra Osmanlı tarihi ile yazmaya devam etmek istiyorum.Çünkü Osmanlı tarihi güncel finansal hayatımızın evrimi açısından çok önemlidir.
Osmanlı tarihini hazmetmek gerekir.Bu çok önemli ve şarttır.Tarihi ekonomik konjoktürün yarattığı siyasi hareketler yaratır.Bu yazımda bahis konusu olan Sened-i İttifak yasası Ben ce çok önemli.Ayrıca Osmanlı tarihindeki bazı anayasal çalışmaları ve nedenlerini de ele alacağım.Sened-i İttifak konusu Osmanlı ekabir ( oligarşi-ayan  ) takımının halk üzerindeki baskılarının durdurulmasından ziyade kurumlaştırılması-tanınması  çalışmasıdır.Osmanlı ya yaşaması için biraz daha zaman kazandırmıştır sadece.Bu konunun asıl aktörü olan Ayan Meclisi denen sınıfı oligarşik ( ilkel de olsa ) bir sınıf olarak tanımlayabiliriz.Ayrıca kısır doğmuş bir ek bir anayasa çalışması da diyebiliriz Sened-i İttifak konusuna.Ve bu konu Osmanlı'nın resmi çöküşünün başlangıcıdır.

AYAN MECLİSİ--Bu meclis seçilmiş parlementerler ( Meclis-i Mebusan ) ile birlikte tüm meclisi oluşturan, Padişah ın ülkenin ileri gelenlerini kapsayan ( bakan-üst düzey komutan-üst düzey dini kişiler-elçi-vali gibi  ) belli bir yaşı aşmamış  ( 40 ) kişilerden seçtiği bir grup-yasama organıdır.Bu organın yasal dayanağı 1876 yılına ait anayasadır. ( Kanun-Esasi-ye ).Kanun-i Esasi-ye ( esas-ana kanun ) ise Osmanlı Devletin tek ve son anayasası dır.(1924 yılında kaldırıldı ) Bu anayasa 119 maddeden ve 2 ana kısma ayrılıyordu.1 bölüm Padişah ların hak ve hukuki    konumunu belirleyen maddelerden oluşuyordu.Bu maddelerin ana hatları şunlardır. Halifelik korunacak-padişahlık hanedanın en yaşlı üyesine ait olacak.Padişah lara dokunulmazlık-yaptıklarından sorumlu olmama hakkı.Parlementoyu toplamak-dağıtmak-para bastırabilmek-savaş/barış ilanı-şeriat kanunlarının uygulanması ve denetimi gibi  haklardır..Tabiki mir-i toprak sisteminin askıya alındığı,özel mülkiyetin yerleştiği bir ortamda şeriat kanunları nasıl uygulanacak ve korunacaksa.2  bölüm ise halk ile ilgiliydi..Osmanlı vatandaşı kavramı netleştirildi.Osmanlı devleti uyruğunda olan kişiler din ve mezhep ayrımı yapılmadan vatandaş sayılacaktı.Sanki yapılıyormuş gibi.Yüce divan kuruldu.Devlet görevlilerinin türkçe bilme zorunluğu-hakimlerin görev bıraktırılamaması-kişilerin mali gücü oranın da vergilendirilmesi-herkesin eşit olduğu-sadrazam ve şeyhülislamın padişah tarafından atanması gibi. İşte bu kanunla Ayan Meclisi kuruldu.Bu meclisin üye sayısı meclis-i mebusan sayısının üçte birini aşamazdı.Ömür boyu seçiliyorlardı.Taki kendileri vefat yada istifa edinceye kadar.Bu kişilerin ana özelliği mali ve nufuz açısından güçlü olmalarıydı.Devlet otoritesini tehdit edebilecek boyutta bir güç bahis konusuydu.Üstelik bu kişilerin bir yasama organında bulunmaları ellerini daha da güçlendiriyordu.Halkın bu adamların elinden çektiklerini tahmin edebiliyormusunuz.

Ayanlık kurumunun oluşmasında ki etkenleri şöyle sıralayabiliriz.Osmanlı Devletinin gelir kaynaklarından birisi de kiraya verilen topraklardı.Devletin güçlü olduğu dönemlerde bu sistem çok nadir uygulanan bir yöntemdir. Çünkü nüfusun çoğunluğu o dönemlerde taşrada bulunuyordu.Ana üretim şekli tarım-hayvancılıktı.Tımar sistemi üretim henüz geçerliliğini yitirmemişti.Küçük meta üretimi yok denecek kadar azdı.Fakat Avrupa da sanayi devrimi ile başlayan üretim şekli ister istemez Osmanlı yada sıçradı.Bu dönemde Osmanlı dada sanayileşme süreci başladı.Dolayısıyla büyük şehirlere göçlerin başladığını görüyoruz.Topraklar hızla boşalması başlamıştı artık.Zaten halk tımar sisteminde ezilmekten bıkmıştı.Çıkış-kurtuluş olarak gördü şehirlere gelmeyi.İyi-kötü işte bulabiliyordu.İşte Osmanlı nın sanayileşme hamlelerinin-çabalarının boşa çıkması-burokrasi ve devletin hantallığı borç yükünü artırmaya ve bu borçların ödenmesi sorunu klinik hal almaya başlayınca geniş toprakların kiraya verilerek bütçe denkliğinin sağlanması yöntemine sıklıkla girişildi.Aslında bu yöntem sanayileşme çabalarından öncede sıklıkla kullanılmaya başlanmıştı. Tabiki doğal olarak eski tımar sahipleri ( tımar yöneticileri ) veya azınlık ekabirleri-gayri-müslümkerin çoğunlıkta olduğu bölgelerde bu toprak kiralama olayında başrolü oynadılar.Borçlanma sorununun çözülememesi bu kiralanan toprakların ayan denilen kişilerin mülkiyetine geçmesine yol açtı.Bu konjoktür uzun vadede azınlık milliyetçi hareketlerin doğmasına yol açmıştır.Toprak yoksa milliyetçilikte olmaz-yaşamaz zaten. BÖYLELİKLE AYAN DENEN FEODAL-ACIMASIZ BİR SINIF ORTAYA ÇIKTI.Tabiki bireysel olarak bu tanıma uymayan ayanlar olmuştur.Mesela memleketimde ayanlık döneminden kalma SENCER ÜNLÜ isminde bir ağa vardı.Ne mükemmel-kaliteli.inanılmaz iyi bir insandı.Nur içinde yatsın.

Pratikte meclis-i mebusan gibi birinci sıradaki yasama organının bir etkinliği bahis konusu olmamıştır-olamazdı da zaten..Günlük hayata ayan sınıfının devlet üzerindeki yaptırımı daha yüksektir.Bu sınıfin günümüzdeki yansıması Tusiad-Musiad veya benzeri gruplardır.Ayan sınıfı taşrada ekonomik gücü elinde bulunduran feodal bir sınıftır.Bir nevi bağımsız gruplar diyebiliriz.İşte bu konjoktür Osmanlı nın hem devlet otoritesini hem de halk gözündeki meşruluğunu tehdit ediyordu.Yer yer küçük çapta ayaklanmalar da oluyordu.Örneğin Ege bölgesinde efeler ayan zülum ve sömürüsüne karşı çıkmışlardır.Tabiki ayanlardan beslenen çetelerde vardır.Hele ki hak ve adalet açısından şeriat hükümlerinin zaafiyete uğraması ve bunun kurumlaşması-klinik bir hal aması son derece tehlikeli bir ortam yaratmıştı.ARTIK TÜM SİSTEM TEHLİKELİ BİR YIPRANMA SÜRECİNİN İÇERİSİNDEYDİ.Bu duruma bir son vermek mecburiyeti hasıl olmuştu.Genel olarak tüm halk katmanlarının belli bir çizgide barış-huzur içinde yaşamalarını sağlamak ve bunu kurumlaştırmak gerekiyordu.Üstelik bu dönemlerde padişahlık konusunda II.Mahmud ve IV.Mustafa arasındaki taht kavgaları ayanların daha da pervasızlaşmalarına zemin hazırlamıştı.

Bu dönemin içerisinde II.Mahmud tahtı ele geçirdi. Dolayısıyla otoriteyi sağlamak maksadıyla ayan meclisi üyeleri ile bir toplantı yapıldı.Bu toplantıda alınan kararların yazıya geçirilip imzalanmasıyla ortaya çıkan anlaşmaya Sened-i İttifak dendi.( 1808 ) Bu anlamaya göre ayanlar halka zulmedemiyeceklerdir.Vergi toplamakta adaletsizlik yapamıyacaklardı.Tabiki bunlar pratikte mümkün değildi.Çünkü bu anlaşmaya göre ayanlar kendi bölgelerinde-hizmetinde olanları korumak-cezai müeeyyideler uygulayabilmek hakkını elde etmişlerdir.Yani bu kişileri yaptıkları konusunda Osmanlı cezalandıramıyacaktı.Bu da halkın hak ve hukukunun korunması konusunu askıda bırakıyordu.Anlamsızdı yani.Diğer bir konu ise.Ayanlar eğer üst yönetimde  ( sadrazamlık gibi ) yanlış davranışların ( yolsuzluk-devlet aleyhine olan ) olması durumunda-ilgili uygulamalara karşı çıkabileceklerdi.Sürekliliği sağlamak içinde taraflardan değişiklik olursa yeni sadrazam-padişah ve ayanlar bu anlaşmayı imzalayacaklardı.Bu anlaşmadan ayanların karlı çıktığı açıkça ortadadır.Daha önce belirsiz olan konumları. ( muhatap alınarak-tavizler verilerek ) netleşmiştir.Üstelik bu ayanlar gayri müslimlerden de oluşuyordu.Zaten ayanların çoğunluğu katılmamıştır.Sistem çökmüştür artık.Zaman ele geçirmiştir sistemi. Osmanlı  zaman kazanıp yeri geldiğinde tekrar tam otoriteyi sağlamak amacındaydı..Ayanlar ise bu çalışmayı ciddiye almamışlardır-çoğunluğu katılmamıştır.Zaten niye ellerindeki gücü başka bir güçle paylaşınlardı ki.Sistemin çöktüğü gün gibi aşikardı.Kısaca taraflar samimi değildi yani.Müslüman Türk halkı sahipsizdi.
Gizli işsizlik gibi.Çalışıyor görünüyorsun ama ürettiğin birşey yok.Tam bir tiyatro.Zaten kısa bir süre sonra Mısır ve Arnavutluk ayanları ciddi sorunlar yaratmıştır.İşin ilginç tarafı bu anlaşmayı öneren kişi, kendisi de bir ayan olan Mustafa Alemdar Paşa dır.Üstelik tüm bu olanlardan sonra kendi eşrafı da özellikle İstanbul da kalanlar halkı canından bezdirmiştir.

Ayanların ve onların kalıntıları olan ağaların Cumhuriyet Türkiye sindeki son etkinlikleri Menderes döneminden ortaya çıktı.Köy Enstitüleri nin kapatılmasında başrolü oynadılar.Ülkemizin bugünkü geri kalmışlığının asli nedeni oldular.Batı bölgelerinde etkinlikleri kalmadı.Fakat doğu bölgemizde hala etkinler.

Sened-i İttifak anlaşması ekonomik-yapısal  değişimlere karşı hiçbir şeyin yapılamıyacağının bir delilidir.Nicel olarak birikmiş olan sorunların patlamasının önünün alınamıyacağı gerçeğini gösteren tarihi bir anekdottur sadece.Üstelik zaman sizi bırakmışsa-aleyhinize çalışıyorsa yapabileceğiniz birşey yoktur.


Faik ÇALTILI

17-11-2012 Küçükköy.






































Merhaba,

İnsanlık tarihi savaşlarla,ihanetlerle,kahramanlıklarla dolu.Yapılan bir araştırmaya göre insanlık sadece 200 yıl savaşmadan durabilmiş.Özel mülkiyetin doğmasıyla önce kabileler arasında ,daha sonra şehir devletleri arasında ve nihayetinde günümüz devletleri arasında da savaşlar sürüp gidiyor.Bitecek gibi de görünmüyor.Savaşmak öyle kolay bir iş değil tabiki.Savaşa karar verdiğinizde halkınızı,topraklarınızı,kültürünüzü ihtimali oldukça yüksek.Hatta tarih sahnesinden silinmeniz bile bahis konusu.

Savaşlar insanları da içinde bulundukları koşullara göre değiştirebiliyor.Bu kendini bazen kahraman,bazen işbirlikçilik,bazen de psikolojik sorunlar olarak gösteriyor.Doğal olarak bu kişinin gücüne,konumuna veya savaşa bakış açısına bağlı.Her kişiden aynı tepkiyi beklemek büyük haksızlık.Aşağıdaki resimler 1944 yılında Almanl lar Fransa dan çekildikten sonra çekilmiş.Alman ların Fransa da oldukları dönemlerde Alman askerleriyle ilişkiye giren,casusluk yaptığından şüphelenilen kadınların cezalandırılmasını gösteren bu resimler iç karartıcı.Bu cezalandırma konusunda Alman lara teslim olmayan savaşan,mücadele edenlerin hakkı var mı? veya yok mu?.Tabiki var.Neden var ?.Savaş bittiğinde işbirlikçilerin hiçbir şey olmamış gibi yaşamaları yanlıştan da öte birşey.

KADINLARA VERİLEN CEZA SAÇLARINI KESİP HALK ARASINDA TEŞHİR ETMEK.

GÜNÜMÜZDE İSE MALUM AVRUPA BİRLİĞİ KURULDU.ARTIK AVRUPA NIN FARKLI ÜLKELERİNDEKİ BURJUVAZİ SINIFLARI BİRLEŞTİLER.HATTA AVRUPA HALKLARI BİLE BİRBİRLERİNE ENTEGRE OLMAYA BAŞLADI.BELKİ DE 50 YIL SONRA TEK DEVLET VE TEK HALK OLACAKLAR.

PEKİ NEDEN BUNCA SAVAŞ VE GÖZYAŞI DÖKÜLDÜ..HERŞEY VAR OLABİLMEK HAYATTA KALABİLMEK DÜRTÜSÜNDE YATIYOR.BU DÜRTÜ TÜM İNSANOĞLUNUN GENLERİNDE VARDIR.NE KADAR TÖRPÜLERSEK TÖRPÜLEYELİM YİNE DE KAYNAKLARIN PAYLAŞILMASI VEYA AZALMASI DURUMLARINDA SAVAŞ KAÇINILMAZ GÖRÜNMEKTE.

BUNU NASIL DURDURABİLİRİZ.TEK ÇARE BULUNULAN COĞRAFYADAKİ HALKLARIN BİRBİRİNE ENTEGRE OLMASIDİR.KAYNAKLARIN AKILLICA VE ADİLCE PAYLAŞILMASIDIR.BUNUN İÇİN REJİMLERİN PEK BİR ÖNEMİ YOKTUR.MEDENİLEŞME BAHİS KONUSUDUR.İNSANOĞLU BUNU BECERECEKTİR.BU AVRUPA BİRLİĞİNDE KENDİNİ GÖSTERMİŞTİR.

BU AYNI COĞRAFYADAKİ HALKLARIN BİRBİRLERİYLE ENTEGRE OLUP YENİ BİR KÜLTÜR VE ÖZBİLİNC YARATMA KONUSUNDA YAKLAŞIK 2 YILDIR YAZILAR YAZIYORUM.ÜLKEMİZ İÇİNDE BAŞKA KURTULUŞ YOLU YOKTUR.AMA.HER HALÜKARDA HAKİM KÜLTÜR .ÖZELLİKLE EKONOMİ DİLİNE HAKİM OLAN KÜLTÜRÜN BAŞARISI KAÇINILMAZDIR.HAKİM KÜLTÜR İÇİNDE YER EDİNMEK VE YEM OLMAMAK İÇİN İKİNCİL KÜLTÜRLERİN ENTEGRASYONDAN BAŞKA ÇARELERİ YOKTUR.BAŞKA COĞRAFYALARDAKİ HAKİM KÜLTÜRLERE GÜVENEREK GEÇİCİ KAZANIMLAR ELDE EDEBİLİRSİNİZ.BU DA SİZ İN UZUN VADEDE YOK OLMANIZ DEMEKTİR.TARİH BUNUN YÜZLERCE ÖRNEĞİYLE DOLUDUR.