YENİ YAZILAR
Anladığımız Veya Bildiğimiz Herşey Doğru Değildir.Neden-Nasıl.Niye.Sormaktan korkma.Sor.Sorgula.Çünkü.Gerçekler sorularda saklıdır.Doğru bilgi kaos yaratmaz.

FİNANS

DENEMELER

ARŞİV

TARİH

30 Aralık 2014 Salı

Türkiye'de Finansal Konjonktür


Merhaba,

Türkiye ekonomisinin finansal konjonktürü konusu oldukça geniş bir içeriğe sahip.Ben bu içeriklerin vurgulayıcı olanlarını konsolide ederek neden-sonuç ve çözümlerin neler olabileceğini bu yazımda belirtmeye çalışacağım.

FİNANSAL KONJONKTÜR

Bu konunun  içeriği bankalar,piyasalar,ülkenin borçlanma miktarı, faiz oranları ve bu borçlanmanın yarattığı fırsat maliyetinin neden olduğu siyasi tavizlerdir. Cari açık, ülke yönetimindeki verimsizlik gibi unsurlar açık ve gizli fon kayıplarına yol açmaktadır.Cari açık konusu bu bölümün asli konusudur. Dış ticaret sistemi cari açığı devamlı olarak beslemektedir.Şöyle ki.İthalat birim maliyeti yaklaşık 3 usd . İhracat birim şatışı ise 1.5 usd dolaylarında. Bu durumun düzeltilmesi  kısa vadede zor görünmektedir.Ayrıca ihracatımızın ithalata dayalı olması konuyu daha da  derinleştirmektedir.Daha da kötüsü ihrac mallarımızın çoğunluğu katma değeri yüksek mallardan oluşmamaktadır.Yani ithalatçı ülke rahatlıkla bu malları başka ülkelerden temin edebilir. Bu konuda AB ( Avrupa Birliği ) ye  yapılan ihracat kalemlerinden bazılarında AB  Türkiye de yeterli fon biriktiğine kanaat getirdiğinde o malı başka bir ülke ile anlaşıp o ülkeden getirebilmektedir.Bu konuda tam üye olunmaması dolayısıyla Türkiye nin elinden hiçbir şey gelmemektedir.Kısaca ihracatımız standart bir endekse sahip değildir.AB gümrük birliği anlaşması bu gibi sorunlar yüzünden kısır bir döngü halini almıştır.

Dış ticarette ki bu yapısal çarpıklık Osmanlı 'dan beri değişmemiştir.Cumhuriyetin ilk yıllarında biraz seviye kazansak da diğer yıllara bu avantajımızı kaybettik.Nufusumuz azdı.Sanayi atılımları standartlaşmaya başlamıştı.Avrupa savaştan çıkmıştı.Bu yapısal sorunun asıl tehlikesi ülkede reel sermaye birikimi önlemesidir.Bu oldukça ayrıntılı ve uzun bir konudur.Açılımını ve nasıl çözülmesi gerektiğini  ileriki yazılarımda belirteceğim.

ÜSTELİK ŞU AN TRANSATLANTİK ANLAŞMASI  ( ABD VE AB ARASINDA ) GÜNDEMDEDİR.TÜRKİYE'NİN BU OLUŞUMUN İÇİNE ALINMASI ŞU AN BAHİS KONUSU DEĞİLDİR.ÇÜNKÜ.TÜRKİYE AB LİĞİNİN DEMİRBAŞIDIR.DEVLET ÇOK KÖTÜ YÖNETİLMEKTEDİR.BÖYLESİNE BÜYÜK BİR OLUŞUMUN İÇİNE ALINABİLECEK İTİBARI OLAN BİR DEVLET DEĞİLDİR.SOVYET TEHDİDİ DE YOKTUR.O HALDE DERLİ-TOPLU İSTEDİĞİ POZİSYONU ALAN BİR TÜRKİYE YEDE İHTİYAÇ YOKTUR.

Ekonominin açık pozisyonunu kapatmak için doğal olarak dış borç almaktayız.Bilinen özel ve kamu dış borcunun 400 milyar usd  olduğu yazılıp çizilmekte.Bu hükümetin finansal endekslerine inanmak mümkün değildir.Bu borcun 500 milyar usd ın üstünde olduğunu sanıyorum.Bu borcun yarattığı fırsat maliyetini kimse görmemektedir.Bu borcu ödemek için yaklaşık 300 milyar usd lık yatırıma ihtiyaç vardır.Yani 800 milyar usd gibi risk bahis konusu.Dış borç faiz oranları ortalama % 6 civarlarında.Bu oran finans kapitalin orta çapdaki ülkelere uyguladığı bir orandır.Yani yüksektir.Özel sektörün aldığı sendikasyon kredilerindeki oranlar vade-meblağ ve teminata göre değişebilmelidir.KAMU VE ÖZEL SEKTÖR AYRIMINA KARŞIYIM.ÇÜNKÜ.TÜM FİNANSAL HAREKETLER BİRBİRİNE BAĞLIDIR.Bu ayrım sadece bilgidir.

BORCUMUZ KARTOPU GİBİ BÜYÜMEKTEDİR.EKONOMİMİZİN YAPISAL SORUNLARI BORCU BESLEMEKTEDİR.ÖZELLEŞTİRMELERDE BU BORCUN KAPANMASINA YETMEMİŞTİR.YETMESİ DE MÜMKÜN DEĞİLDİR.BU YAPISAL SORUN TÜRKİYE DE ZENGİN VEYA FAKİR HERKESİ FİNANSAL KÖLE YAPMIŞTIR.BU SORUN MUHAKKAK ÇÖZÜLMELİDİR.GELECEK NESİLLERİN ZAMANINI ÇALMAYA HAKKIMIZ YOKTUR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

Gelelim bankalara.Öncelik Merkez Bankasının tabiki.Merkez bankalarının asli görevi reel piyasada likiditasyonu sağlamaktır.Yasalar ve net kurallarla belirlenmiş bir bağımsızlığı olmalıdır.Merkez Bankası nın piyasa likiditasyonu için kullandığı araç reeskont kredileridir.Pratikte bu çoğunlukla eximbank eliyle ihracatın finansmanı adıyla uygulanmaktadır.Tabiki bu reeskont teşviği katma değeri yüksek bir mala endeksli değilse reel sermaye birikimine hiçbir katkı sağlamamaktadır.ŞU AN MERKEZ BANKAMIZ GENEL LİKİDİTASYONU İYİ GÖTÜRMEKTEDİR.FAKAT GÜCÜ BELLİDİR VE GLOBAL KRİZLERDE ETKİNLİK GÖSTEREMEZ.

Özel sektörün  bankalarında dahil  borçlanma oranı çok yüksektir.Eğer ülkede reel sermaye birikimi olsa bu borçlanma etkili olmayabilirdi.Aldıkları borç yaklaşık 270 milyar usd civarlarında.Bu borcun kısa vadeli bölümü 110 milyar usd.Son derece tehlikeli bir tablo bu.Global bir krizde merkez bankasının piyasada likiditasyon sağlaması bu durumda imkansız görünmektedir.Artık global krizleri finansa edebilecek bir türk halkı yok.ÇÜNKÜ.AKP HALKIN FİNANSAL DİRENCİNİ EKONOMİDEKİ AYMAZLIKLARI YÜZÜNDEN KIRMIŞTIR.TABİKİ BUNU BİLİNÇLİ YAPMIŞTIR.BAŞKA ÇIKIŞ YOLU DA YOKTUR ZATEN.

Özel sektör bankaları çoğunlukla cari açığın finansmanı için piyasaya sürülen finansal araçlardan beslenmektedir.Çok da doğaldır bu.Çünkü.Bu ülkede ihtiyaç yaratan-katma değeri yüksek üretim yapan yatırım sayısı yok denecek kadar azdır.Kötü olan bu sistemin yarattığı fiktif ( sahte-şişmiş ) likiditenin patlamasının yakın olduğudur.Sistem borcu beslemektedir.ABD  bile yaşadığı LEHMAN BROTHERS krizinden sonra türev piyasaları tekrar yapılandırmıştır.Artık bir vadeli kontratın fiyatlandırması denetim altındadır.

Bu tablo Türkiye nin hem iç hem de dış siyasette oyun kurucu olmasını engellemektedir.Ekonomik milli bir yapılanmaya ihtiyac var.Tabiki dışa açık fakat iyi hesaplanmış hamleler yaptıran bir yapılanma.Bu yapılandırmayı gerçekleştirmezsek ülkenin sacayaklarının kırılacağı gün gibi ortadadır.AKP nin ekonomik vizyonunun yetersizliği sorunu daha da derinleştirmiştir. CARİ AÇIK VEREN ( ÜSTELİK YAPISAL ) BİR ÜLKENİN BÜYÜMESİ BAHİS KONUSU DEĞİLDİR.BÜYÜMEKTEN ZİYADE EKONOMİNİN SAĞLIKLI OLUP OLMAMASIDIR ÖNEMLİ OLAN.GEÇİCİ ÇÖZÜMLER SADECE ZAMAN KAYBETTİRİR.REEL SERMAYE BİRİKİMİNİ YARATMAK  KAÇINILMAZDIR.REEL SERMAYE BİRİKİMİ SAĞLAMAK AKABİNDE BÜYÜMEYİ DE GETİRECEKTİR ZATEN.

BEŞ CENTE İHTİYACIMIZ YOK ARTIK.MİLYAR USD YE MUHTACIZ.BU DÜNYA DA EKONOMİNİZİN SAĞLIĞI  KADAR İTİBARINIZ OLUR.
















Üçüncü sanayi devrimi-Üçüncü Dünya Savaşı



Merhaba,
Birinci Sanayi Devrimi tekstil endüstrisinin gelişmesiyle birlikte İngiltere de başladı.Önceleri evlerde yüzlerce elle dokumacılar tarafından gerçekleştirilen üretim küçük meta üretiminin gelişmesiyle ( sınırlı seri üretim ) yerini küçük imalathanelere bıraktı.Çünkü.Evlerde yapılan üretim artan nüfusun-dış talebin
karşılanmasında yetersiz kalıyordu.

Tabiki buna benzer oluşumlar Fransa ve Almanya dada bahis konusuydu. Fakat ilk hareketin İngiltere de başladığını söyleyebiliriz. Birinci sanayi devrimini başlatan ülkelerin ortak özellikleri şuydu. Denizaşırı sömürgelerinin olması-Hammadde girdi maliyetlerinin-işçilik maliyetlerin düşüklüğü.Bu grupta bir tek Almanya nın bu ortak özelliklere sahip olmadığını görüyoruz.Fakat o dönemde Almanya daki eğitimin ( özellikle teknik ) son derece üst düzeydeydi.Almanya diğer iki ülkenin avantajlarını gelişmiş makina endüstri ile kapatmıştır.Sanayi devrimini yapan bu ülkelerin önünde koca bir dünya pazarı vardı.Mal satılacak-beslenecek-geleneksel ekonomilerin tıkadığı yüzlerce ülke ilk sanayi devriminin itici gücü olmuştur.
Bu ülkelerin kendi nufusları içindeki ucuz işgücü de bu devrimin hızla yol almasında baş etkendir.Akabinde bankacılık-borsa gibi kurumlaşmış kapitalist oluşumlarda sahneye çıktı.Birinci sanayi devriminin başladığı-sürdüğü diyalektik sürece kapitalizm diyoruz-deniyor.

Kapitalist sistemin kurumlaşması beraberinde toplumda yüzlerce yıllık kültüründe değişmesini getirdi.Zenginliğin ülke vatandaşları arasında adaletli bir şekilde paylaşılmaması-dini kurumların adaleti toplumsal katmanlarda-sınıflarda sağlayamayacağı netleşince-sosyalizm/kominizm gibi ideolojiler ortaya çıktı.Hızla Dünya ya yayıldı.Destek gördü.Sosyalist ideoloji sanki binlerce yıllık sömürünün önüne geçebilecek-insanlar arasındaki haksızlıkları sona erdirecek bir büyüydü sanki.Neyse.Asıl konumuza dönelim.Sanayi devrimi saydığımız ( Almanya-İngiltere-fransa ) ile sınırlı kalmadı.İtalya, Amerika da bu klübe katılmışlardır.Tabiki bu değişim-üretim şekli başka ülkelere de sıçradı.Sıçradığı ülkeler de ( Rusya-Japonya ) bayağı yol katettiler. Sadece Osmanlı seyirci kalmamasına rağmen bulunduğu sistem ( sınıfsal ve kültürel ) yüzünden başaramadı.  Ama. Elinden geleni yaptı Osmanlı öyle denildiği-sanıldığı gibi oturup seyretmemiştir olanları  ( http://fnsconsult.blogspot.com/2012/07/osmanl-sanayi hayat_16.html#.UsmZgfv874g).

Birinci Sanayi Devriminin asıl sonucu  burjuvazi denen sınıfı ortaya çıkarmasıdır.Koca Avrupa kıtasında son derece zengin ve homojen ( aynı karekter ve yapı ) bir sınıf doğdu.Alman-Fransız-İngiliz burjuva sınıfı hızla kurumlaştı.Hem bulundukları ülkelerin hem de sömürgelerinin ve pazarları olanlar ülkelerin kaynaklarını ihracat veya işgalle ithal ettiler.Fakat Almanya da bir sorun vardı.Alman ekonomisinde etkin olan museviler oyunu bozuyordu.Alman burjuvasinin homojen yapıya kavuşmasının önünde engeldiler.Dini ayrılıkda Alman-laşmalarını önlüyordu.Ayrıca.Almanya nın sömürgelerinin olmayışı-hammadde teminindeki maliyetler ve uluslararası ekonomik rekabet önemli unsurlarda bahis konusuydu.Tüm bu nicel birikimler nitel olarak nazi faşizminin doğmasına yol açtı. Böylelikle özünde ekonomi olan pasta savaşı başladı.Japonya ve Osmanlı nında bu savaşa katılması işi küresel boyuta taşındı.

AVRUPA BURJUVAZİSİ HOMOJEN DEĞİLDE KARIŞIK MİLLETLERDEN OLUŞAN BİR SINIFLAR BÜTÜNÜ OLSAYDI-BİRİNCİ VE İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI ASLA ÇIKMAZDI.

İkinci Sanayi Devrimini bir ve ikinci Dünya savaşları sonrasının getirdiği şartlar ortaya çıkardı.Artık pazarda yer almak o kadar kolay değildi.Avrupa ve Amerika da başlayan işçi hereketleri-savaş sonrası bağımsızlıklarını kazanan ülkelerdeki kalkınma hamleleri-dış ticaret kanunlarının bu ülkelere öyle eskisi gibi maliyetsiz girmenin önündeki engeldiler.Maliyetlerin düşürülmesi için insan unsurunun azaltılması-makinaların daha çok üretim yapabilmesi için geliştirilmesi gerekiyordu. Diyalektik süreç hiç durmazdı zaten.Gözünüzün önündedir ama sizin farkında olmazdınız.Şartlar dayattığında farkına varırdınız ancak.Akıllı ve doğru karar aldıysanız yolunuza devam ederdiniz.Bu şartlar özellikle Amerika da kendini daha iyi hissettirmiştir.Zaten Avrupa ve Japonya da takat kalmamıştı.Rusya ve Çin deki rejim değişiklikleri o zaman dilimindeki genel burjuva sınıflarını tehdit eder hale gelmişti.Bununla başetmenin yolu daha da zenginleşmekten geçiyordu tabiki.Ve.Kendi ülkelerinde paylaşmaktan.Bu arada torbadan SOSYAL DEMOKRASİ ÇIKTI.İkinci sanayi devrimine ilk örnek ( emsal gösterme açısından ) Henry Ford un insan unsurunun yok denecek kadar az olduğu hareketli montaj hattına sahip,seri üretim yapan otomobil fabrikasıdır.Bu gelişim diğer sanayi ülkeleri tarafından da uygulandı.En büyük şansları Rusya ve Çin deki finans birikiminin rejimin getirdiği kısıtlamalar yüzünden az olmasıydı.Çünkü.bu ülkelerde toplumsal gider maliyetleri çok yüksekti.Artı değer oluşmuyordu.Yeni teknolojik gelişmelere ayrılacak fonda bu yüzden yetersizdi.Birinci ve İkinci Sanayi devrimi,artan Dünya nufusu, tarım alanlarının yetersizliği ve yeni kapitalist üretim şekli yüzünden insanlar kentlere akın ettiler.KENTLEŞME BU DÖNEMDE HIZ KAZANDI.Tarım sanayileşme kadar artı değer oluşturmuyordu.Küçük tapulu araziler miras yoluyla veya ekonomik nedenler yüzünden büyük topraklara katılıyordu.

BİRİNCİ SANAYİ DEVRİMİ SONUNDA YENİ YENİ PALAZLANAN FİNANS KAPİTAL İKİNCİ  SANAYİ DEVRİMİ SONUNDA OLUŞUMUNU TAMAMLADI VE KURUMLAŞTI. ARTIK. BURJUVA SINIFLARI HOMOJEN YAPILARDAN OLUŞMUYORDU.ÇOK ULUSLU OLMAYA BAŞLAMIŞLARDI. ( http://fnsconsult.blogspot.com/2012/06/finans-kapital_22.html#.UsmrOPv874g )

Üçüncü Sanayi Devrimi kentleşmenin,sanayileşmekte olan ülkelerde biriken sermayenin yarattığı rekabetin ve bu biriken sermayenin tekrar gelişmiş ülkelere ithal edilmesi zaruretinden doğdu.Hoş bu sermaye az-çok bankacılık veya borsa sistemiyle geliyordu ama.Yetmiyordu.Var veya yok olmak bahis konusuyda artık.Öyle eskisi gibi savaşarak almakta bahis konusu olamazdı.Savaş maliyetleri gelecek faydayı çok aşabilirdi.Aşardı zaten.Savaşın bir üretim şekli olduğu devirler Osmanlı nın Viyana hezimetinden sonra bitmişti.Bir ve İkinci Dünya savaşları tam bir aptalıktı zaten.NE YAPMAK GEREKİYORDU.Maliyet problemi yaratmayan,emek-yoğun olmayan,çevreye duyarlı,otomatik olarak birbirini tetikleyen bir üretim şekli.İhtiyaç yaratan bir üretim  ve tüketim ekonomisi.Gerekli olan buydu.Bilgisayar,telefon ve televizyon gibi araçların geliştirilmesiyle Üçüncü Sanayi devrimi başlamıştır.Bu aynı zamanda bilgi çağının da başlangıcıdır artık.Bilgi üretmek,bilgiyi saklamak yada bilgi en fazla getirisi olan bir üretim şeklidir bu sanayi devriminde.Çünkü.Bilgi maliyetleri düşürebilmektedir.Yeni tüketim alanları yaratmaktadır.Bilgi sıradan bir insanın birden zenginleşmesine,sınıf atlamasına neden olabilmektedir-olmaktadırda.Eskinin seri üretim yapan fabrikaları artık hantal zaman-maliyet-çevre gibi unsurlar yüzünden tercih edilmemektedir.Bu hammallığı başka ülkeler yapmalıdır.Bu devrimin önündeki ticari sorunlar Mai Anlaşmasıyla bertaraf edilmiştir.

BİLGİ VE FİNANS EKONOMİSİ ÜÇÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİNİN ASLİ UNSURLARIDIR

Artık burjuvazi çok ulusludur. Fakat hakim unsurun musevilerden oluştuğu da su götürmek gerçektir.Çünkü Bu Dünya da ürettiğiniz herşey kadar güçlü olursunuz.Tanrı üretenleri sever.Rehavete kapıldığınızda bitersiniz.Tanrı rehaveti sevmez.Gururu sevmez.Bu dönemde ise Rusya ve Çin Dünya ekonomisi ile entegre olmuş o ekonomiden pay almaya çalışan ulusal ekonomilerini-burjuvazisini yaratmaya çalışmaktadırlar. Hammadde,yetişmiş iş gücü gibi avantajları vardır.Ekonomik maliyetleri son derece düşük durumda.ŞU ANDA DÜNYA DAKİ KIRILMA NOKTASI BUDUR.Büyük ihtimalle ve şimdilik öyle görünüyor ki pastadan payı beraber alacaklardır. Ufak-tefek sorunları ise kendileri yerine başka ülkeleri veya etnik halkları kullanarak çözeceklerdir-çözüyorlarda.Üçüncü Dünya Savaşının çıkma ihtimalini düşük görüyorum.Belki Rus ve Çin burjuvazisindeki ( şimdilik tamamen oluşmadı.Oluşsa da.Büyük ihtimalle finans kapital üyesi olurlar.)  finansal birikim pastanın yarısına sahip olsaydı BELKİ. Olmasın tabiki.Hiçbir şey ülkenizi ve onurunuzu korumanın dışında savaşa neden olmamalıdır.Bu bilgi çağında insanoğlu artık herşeyden haberdar.Finans Kapitalin kullandığı yöntemlerden biri olan kültür ihracatı-dezenfarmosyon gibi yöntemler Dünya yı tek kültürlü bir halk yapmaya çalışsa da,her insan başka halkların kültürlerinden muhakkak surette etkileniyor.Yeni değer yargıları ve kültür oluşuyor.Sınırlar insanoğlunun kültüründe önemini yitiriyor.Yeni bir dünya kültürü -değer yargıları oluşuyor.Kaynaklar her açıdan azalıyor ve eninde sonunda bitecek.Küresel bir savaş bu sefer insaoğlunun işini bitirecektir.

ARTIK İNSAN OLMALIYIZ.UZAYDA DÖNÜP DURAN BİR KÜRENİN ÜZERİNDEYİZ.HERŞEY GİBİ BİRBİRİMİZE BAĞIMLIYIZ.PAYLAŞMALIYIZ.



Faik Çaltılı.
























26 Aralık 2014 Cuma

Tilkilik - Dönertaş - Kemeraltı / İzmir Anıları








Merhaba,

Küçükken yazları İzmir'e dayımın yanına gelirdim tatil için. Tilkilik'te otururdu. Bir aile evinde 2-3 aile birden kalırdı.Bütün İzmir sahillerini gezerdik.O zamanlar Tilkilik_Dönertaş'ın ortamı mükemmeldi.Evler boyalı insanlar birbirine saygılıydı.Birbirlerinden yardımı esirgemezlerdi.İnanılmaz güzel-doğal ve sıcak  bir ortam.O ortamı hayatım boyunca unutamadım ve rastlamadımda.Sabahları fırına-bakkala gitmek benim görevimdi.İlk önce dönertaş sebiline gider buz gibi suyundan içerdim.Sonra fırına.O fırın şimdi yok-kapanmış.Simiti ekmeği mükemmeldi.Agora harabeleri-Altınpark-Mezarlıkbaşı-Genel olarak Tilkilik O zamanın eski  İzmir  kültürünün merkezi gibiydi.Yeşilova çorbacısını ise unutmak mümkün değil.Her izmir 'e gelişimde uğradım. Fakat artık kapanmış.Eski Yeşilova çorbacısının karşısında var aynı çorba çeşitlerin yapan bir çorbacı var.Aynı lezzette olmasa da fena değil diyebilirim.

Türkiye'de İstanbul'da bulunduğum zamanlarda.Cuma akşamları banka çıkışından sonra arabaya atlar.Sabah saat 5 gibi Dönertaş'a gelirdim.Oradaki Akseki otelinin altındaki Erzurumlu kahvehanesinde ( bu kahvehanenin nargilesini içmek için haftada bir gün muhakkak rahmetli pederim Alaşehir den gelirdi.Akşamda akseki otelinde kalır ertesi gün tekrar nargilesini içip dönerdi.)sabahlayan sabahcılarla sohbete dalar-.fırından gelen o sımsıcak simitler ve yanında tulum peynirleriyle hep beraber kahvaltımızı yapardık.Sonra gelsin nargileler gelsin çaylar-kahveler.Bir süre sonra uykum gelince bayrak hamamına gider orada dinlenirdim.Tabiki çıkışta doğru Yeşilova çorbacısına.Artık o çevre beni tanırdı.Ayda 2 kez gelirdim muhakkak.Aksattığım zamanlarda ise nerdesin merak ettik derlerdi.Bu yıllarca devam etti.Taki Tilkilik-Dönertaş bozuluncaya kadar.Şimdi ise evler bakımsız-ortam tatsız ve eski lezzettinden eser yok. Göç mahvetmiş oraları.Sanırım belediyenin de aymazlığı var bu konuda.Belki de belediyenin bütçesi yetersiz.Çorba keyfinden sonra kemeraltı na gider , birşeyler satın alırdım.Kemeraltı' nın ara sokaklarında yürümek Ben'i çok rahatlatırdı. Kemeraltı'nda dönercilerde çok iyi.

İzmir deki eski okul arkadaşlarıyla buluşur.Çeşme 'deki Cevat'ın yerinde akşam muhabbetimize başlardık. Cevat'ın mutfağıda mükemmeldi.Şimdi nasıl bilmiyorum.

Pazar akşamı dönünceye kadar İzmir'i sindirmeye-olabildiğince değerlendirmeye çalışırdım.Ama hiçbir zaman doyamadım İzmir'e.hala da öyle.


Bu arada ilk çocukluk aşkımı da Tilkilik'te yaşadım.İtiraf etmekte sakınca yok sanırım.





 































24 Aralık 2014 Çarşamba

Transatlantik Tic.Ve Yatırım Ortaklığı Üzerine


Merhaba,

Son dönemlerde ABD ile  AB arasında Transatlantik Ticaret ve Yatırım ortaklığı  ( TTIP )  adı altında global bir ticaret karteli oluşturulması bahis konusu.Bu süreç şimdilik devam etmekte.Bloğum da Ülkemizin finansal geçmişini ve finansal geleceğini yönlendirmiş-yönlendirebilecek konularda yazmaya özen gösteriyorum.Bu konu güncel ve çok ama çok önemli.Şimdi.Bu ortaklığın neden gündeme geldiğini ve içeriğini irdeleyelim.

TTIP  nin doğuş nedeni Çin 'in veya ona bağlı Kobi işlevi gören ülkelerin global ticaretteki etkinliklerinin artması ve doğal olarak ABD ve AB ülkelerinin geride kalması gibi görünmektedir.Tabiki bu Çin Ulusal Burjuvazi sinin güçlenmesi demek.Ne var bunda diyeceksiniz.Sermayenin vatanı yoktur.Çin li sermayedarlar zamanı gelince Çin dışında da yatırım yapacaklardır.Olabilir.Fakat Çin özbilinci yüksek bir geçmişe sahiptir.Oyun kurucu olduğunda Çin i oyun dışına atmak imkansıza yakındır..ABD ve AB için önemli olan budur.Bunun önüne geçilmesi, en azından yavaşlatılması kaçınılmazdır.Yeni bir senaryo yazmak şart olmuştur.
Bu gidişle global ticaretin her alanının ABD  ve AB nin elinden kayıp gideceği kesindir.Bunun içinde TTIP gibi bir oluşum kaçınılmazdı.Müzakereler davam etmekte.Dünya Ticaret Örgütü nün etkinliği dolayısıyla azalacaktır.Hoş bu örgüt çoğunlukla ABD ve AB ye çalışsa da yeterli olamamıştır.Daha güçlü bir kartel olarak ticaret oyununda yer almak kaçınılmazdır.Bu arada arkadan Rusya da gelmektedir.ABD ve AB de üretim maliyetleri yüksektir.Çin deki günümüz köleliğinin getirdiği maliyetlerle baş etmeleri zaten mümkün değildi.Bu konuda birçok ayrıntı var.Kafanızı fazla karıştırmayayım.Bu ortaklığın gerçekleşeceği kesindir ve haklı bir eylemdir.GÖZ GÖRE GÖRE MEYDANI ÇİN VEYA BAŞKA ÜLKELERE BIRAKACAK DEĞİLLER TABİKİ. Peki Türkiye nerelerde.Zurnanın hangi deliğinde.( Afedersiniz.)

Türkiye AB ile birlikte Gümrük birliği anlaşmasını yapalı sanırım 20 yıl oldu.Başlangıçta AB liğine tam üyeliğin yolunu açacağını  ve ekonomimizi canlandıracağını varsaydığımız bu GB anlaşması tam üye olmadığımız için AB ye ihraç ettiğimiz malların ayrı bir devlet ( Ulusal ) muamelesi görmesi dolayısıyla artık bir sorun oldu.Bu şu demek.AB herhangi bir ülkeyle serbest ticaret anlaşması yapabilir..Dolayısıyla o ülkelerin malları vergisiz olarak Türkiye ye girebilmektedir.Tam üye olunmadığı için AB istediği ülke ile serbest ticaret anlaşması yapabilmekte ama Biz yapamamaktayız.GB liği anlaşmasının imzalandığı günleri hatırlıyorum.DENİZ BAYKAL ve TANSU ÇİLLER in müzakeresiz imzaladıkları bu finansal aymazlık büyük bir başarıymış gibi gösterilmişti. PEKİ NE YAPMAK LAZIM.İŞİN ÇÖZÜMÜ YENİ BİR ÖZBİLİNÇ YARATMAKTIR.KÖTÜ OLAN BU ÖZBİLİNCİ SIRTLAYACAK SINIFLARIN OLMAMASIDIR.

Ayrıca TTIP na Türkiye nin alınması bahis konusu bile olamaz.Çünkü.GB liği anlaşması ile zaten ellerindeyiz.İhracatımız yüzde 75 oranında ithalata dayalı.İthalat birim fiyatı yaklaşık ortalama 3 dolar.İhracat birim fiyatımız ise ortalama 1.5 dolar.Bu finansal verimliği kim elinde kaçırmak ister.Örneğin Almanya nın ithalat birim fiyatı ortalama 1 dolar.İhracatı ise 4 dolar.BU DURUM KAÇINILMAZ OLARAK CARİ AÇIĞI DA ARTIRMAKTADIR.NEYSE.

Kısa vadede bu kumpastan kurtulmak mümkün görünmemektedir.Öncelikle ülkenin ciddi bir borç yükü var.AB ye ihraç ettiğiniz mallar katma değeri yüksek mallar değil.İhraç ettiklerinizi AB liği başka ülkelerden de rahatlıkla alabilir.Çin in oluşturabileceği bir kartele katılsanız ki çok uzaklar .Lojistik maliyetleri yüksek olur.Ayrıca Siz in ürettiklerinizi onlarda üretiyor.O grupta Türkiye ye ancak kırıntılar kalır.Kalırsa tabiki.Aslında Türkiye deki bu finansal yapısal sorunlar Menderes le başladı.Müteselsilen devam etmektedir.AKP  bu yapısal sorunları çözebilecek bir fırsat yakaladı.Fakat kadrolarındaki öz bilinç yokluğu işi daha da vahim hale getirdi.Ivır-zıvır konularla zaman öldürdüler.Gelecek nesilleri ( türbanlı-türbansız-kürt-türk vesair ) finansal kaoslar sabırsızlıkla beklemekte.Çıkacak finansal ve toplumsal sorunları hayal bile edemiyorum.

TTIP na Türkiye nin katılması durumunda bu ortaklığa Türkiye nin tarihi ve stratejik konumu dolayısıyla katma değer sağlayacağını savunan romantik yazılar okudum.Türkiye nin stratejik bir konumu olduğuna inanmıyorum.Petrole bağımlılık azaldıkça ki hızla azalıyor-azalacak.O  zaman stratejik konumumuz hiç gündeme gelmeyecek.Stratejik konum okyanusa yakın ülkelerde bahis konusu olabilir. Akabinde Türkiye nin dışarıda bırakılmaması gerektiği savunuluyor.Temennimiz bu tabiki.Bu tür ortaklıklar global otaklıklardır.Gerçekten ciddi bir katma değer katmanız bahis konusudur.Bu iş sıradan bir adi şirket kurmanıza benzemez.Siz in bağımsız bir sermaye birikiminiz yok.Sıcak paraya muhtaçsınız.Siz in siyasi durumunuz onları ilgilendirmez.İlgileniyorlarsa ekonomik-siyasi çıkarları vardır.Nitekim AB veya ABD bir diktatörü desteklemekte ama demokrasinin egemen olduğu bir ülkeyi desteklemeyebilmektedir.KRİTER EKONOMİDİR ÜLKELER ARASINDA.

Özel mülkiyet varolduğundan beri insan-toplum ve devletler arasındaki ilişki kuralları değişmemiştir.DEĞİŞEN TEK ŞEY MODADIR.

BU ARADA ŞUNU DA BELİRTMEK LAZIM.ABD VE AB KARŞISINDA FİNANSAL YÖNTEMLERE BAŞVURMAK KONUSUNDA RAKİP ÜLKELERİN ŞANSI ÇOK AZ.


Faik Çaltılı
Ortaköy.
















22 Aralık 2014 Pazartesi

Stakeholder Kapitalizmi-Paydaş Ekonomisi


Merhaba,

Geçen hafta bir siyasi partinin toplantısına davet edildim.Türkiye de şu anda aktif olan partilerin hiçbirini tutmamama rağmen, dost davetini geri çevirmek olmazdı.
Parti yetkililerinden birisi iktidara geldiklerinde sosyal sorumluluk konularında aktif olacaklarını , yasalarla bu konuları ülkeye yerleştireceklerinden falan bahsetti.Konu çok önemliydi.Zaten uzun yıllardır da bilinen ( genelde iş dünyasında dile getirilen ) bu konuyu nasıl hayata geçirecekleriyle ilgili sorularım oldu.Biraz tatmin oldum diyebilirim.Hayata geçirileceğine pek de inanmıyorum açıkçası.Günümüz Türkiye sinde satış sonrası hizmetler-özellikle sigorta poliçelerinin-banka kredi sözleşmelerinin içeriği-malların garantisi gibi kıstaslar ortada.Devlet dairelerin de ise gelişmeler var tabiki..Peki nedir bu sosyal sorumluluk-stakeholder konusu.
Sosyal sorumluluk kişi yada bir kurumun ( özel veya kamusal ) topluma karşı-toplumun genel menfaatlerine uygun faaliyetlerde bulunma davranışı-mecburiyetidir.Böylelikle varlığı-yaşaması daha uzun vadeli olacaktır.Bunun getireceği maliyetlere katlanılınmalıdır.Bu kadar basitmi dir peki.Nasıl oluyor da maliyetlerin baş aktör olduğu kapitalist sistemde bu exstra maliyetlere katlanma-karlılıktan fedakarlık etmeye yanaşılıyor.BU SAMİMİ BİR YAKLAŞIM MI YOKSA MECBURİYET Mİ.
Sosyal sorumluluk konusu stakeholder denen kavramın kriterlerinden birisi sadece.Stakeholder kavramı daha doğrusu teorisi ilk kez 1964 yılında Stanford Araştırma Enstitüsünde ortaya çıkıyor.Daha sonraları geliştiriliyor,  ( evrimleşiyor ) genel yönetim ( özel yada kamusal ) faaliyetlerinin bir unsuru haline geliyor.Stake holder kelime anlamı olarak paydaş demek.Pratikte herhangi bir faaliyetten doğan artıdeğeri paylaşan-üleşen katmanlar ( sınıflar ) veya gruplara verilen ad.Fakat bu mali faydalanma yada kullanım verimliliği gibi konularıda içine alabiliyor.Örneğin; Üretilen bir malın alıcısının aldığı maldan azami surette faydalanabilmesini sağlamak için , o malı üreten şirketin alıcılarına ( müşterilerine ) karşı duyduğu-duyması gereken sorumluluk ve o sorumluluğu hayata geçirebilmesi için üretim aşamasında yapması gereken-şart olan kriterler stakeholder teorisinin özü.ÇOK AKILLICA.Peki bu tür kapitalist sistemin paydaşları hangi aktörlerden müteşekkil.Bu aktörlere toplumun tüm katmanları dır diyebiliriz. Şirket sahipleri-hissedarları-o şirkete yatırım yapan kişi yada kurumlar-şirketin çalışanları-alıcılar-müşteriler-tedarikçiler-taşeronlar-kredi verenler-sendikalar ( işçi veya işveren )-bayiler-üretilen malın sektöründe yetkili-meşru oda-baro gibi kuruluşlar-sivil toplum örgütleri-medya-vergi daireleri hatta yerel kuruluşlar ( belediyeler gibi ) bu katmanların ana aktörleridir.Hatta hatta aktivist gruplar da bu katmanların içerisindedir.Tabiki bu katmanların stakeholder teorisindeki belirleyicilikleri-önemleri eşit değildir.Baş aktörler şirket sahipleri ve üst düzey yöneticiler ve devlet yöneticileridir.İlk ve asıl sorumluluk onlarda başlar-başlamalıdır.PEKİ İŞ VE DEVLET  HAYATINDAKİ BU YÖNETİMSEL ANLAYIŞA-DEVRİME HANGİ EVRİMSEL GELİŞMELER NEDEN OLDU.

---2 DÜNYA SAVAŞ ından sonra gelişmiş kapitalist ülkelerin yanında ulusal-milli ekonomileri olan kapitalist ülkelerde dünya ticaretinde yerlerini almaya başladılar.Gümrük duvarları-hammadde maliyetleri gelişmiş ülke ekonomilerinin karlılığını zorlamaya başladı.Savaştan çıkan ülke ( GELİŞMİŞ ) halklarının kendi hak ve hukuklarını korumak için yaptıkları faaliyetler-oluşturulan kurumlar da ( sendikalar gibi.) kapitalist sistemi yormaya başladı.Dolayısıyla öncelikle sosyal demokrasi teorisi ortaya çıktı.Sosyal demokrasi kapitalizmin bir ileri aşamasıdır.Profesyonel kapitalizm  diyelim kısaca.Sermayenin geniş halk katmanlarına adaletli gelir dağılımı adı altında yayılmasının öngörüldüğü bir sistem yani.Bu sadece mali konularda  değil hemen her konuda fırsat eşitliğinide getirmiştir.Sosyal demokrasi sanayi devrimini yapan veya gelişmiş kapitalist ülkelerin daha verimli çalışmalarına -toplumun katma değer yaratmasına ( eğitim-sanat-teknoloji gibi ) zemin hazırlamıştır.Çünkü topluma yayılan refah toplumun her konuda katma değer yaratmasına  ( bilgi üretmesine de ) zemin hazırlamıştır.Vatandaşlık bilinci gelişmiştir.Artık insanlar verdiklerinin karşılığını en üst düzeyde istemektedir.Tabiki bu sistemin gelişmemiş ülkelerde uygulanması bahis konusu olmamıştır-olamazdı da  zaten.SOSYAL DEMOKRASİ  gelişmiş-ulusal burjuvasi güçlü ekonomilerde uygulanabilecek bir sistemdir.Geri kalmış ülkelerde hayata geçirilmesi bahis konusu olamaz.Neyiniz var ki ( ne kültürel ne de ekonomik ) , topluma vereceksiniz yada paylaşacaksınız.Tabiki sosyal demokrasi sisteminin getirdiği değişimler geri kalmış ülkeleri etkiledi.İşçi hakları-sendikal haklar-sivil toplum örgütleri-dernekler kanunu gibi yasal gelişmeler sosyal demokrat sistemin geri kalmış-ilkel kapitalist ülkelerdeki yansımaları olmuştur.KAPİTALİST SİSTEMİN AKILCI VE DOĞRU BİR HAMLESİDİR SOSYAL DEMOKRASİ.

---KAPİTALİZM EŞİTSİZ GELİŞİR.Bu ne demektir.Kapitalist sistemde artı değer ( mali fayda ) yaratmak.Malınızın talebine-kalitesine-kullanım kriterlerine- rekabet koşullarına ( yurt içi ve dışı )-çalışanlarınız ürettiği katma değere-finansal gücünüze-maliyetlerinize teknolojik üstünlüğe ve fiyat avantajlarına ( alınabilirlik) bağlıdır.Tabiki piyasada ( yurt içi veya dışı ) aynı malın üretilmesi bahis konusu olabilir.Aynı malı üreten ve satan şirketlerin aynı artı değeri elde etmesi asla mümkün değildir.Çünkü aynı sektörde olsa -her şirketin karekteri ve şartlarının aynı olması mümkün değildir.Dolayısıyla iki şirketten birisi daha çok kazanacaktır.Diğer şirket bir süre sonra kapanacak yada güçlenen şirket tarafından alınacak-yutulacaktır.Diğer bir unsurda o malı satın alandır.Satın alan eğer satın alınan malı değerinin çok üstünde satın almışsa fayda/maliyet açısından zarar edecektir ( fakirleşecektir ).Bu bileşenler bir aşamadan sonra bu biriken artı değerle birlikte  daha güçlü holdingleri-kartelleri doğurmuştur-doğmasına  yol açmıştır.Günümüzde Dünya ekonomisine 75-100 kadar global şirketin yön vermesinin nedeni budur.Bu bileşenler ülkeler arasında da geçerlidir.Bu şirketlerin ait olduğu ülkeler de belirleyici aktörlerdir günümüzde.İşte bu eşitsiz gelişmeden pay alabilmek-ayakta kalmak üretimizin-hizmetlerinizin kalitesine-rekabet gücünüze-teknolojinizi geliştirmenize-verimlilk düzeyinizi artırmanıza-katma değer üretmenize  bağlıdır.Ayrıca devlet olarak ayakta kalmanız bunlara bağlıdır.
---TÜKETİCİ-TÜKETİM  BİLİNCİ.Biliyoruz ki.Kişilerde veya toplumlarda bilgi birkimini önlemeniz mümkün değildir.Kısa süreli bilgi kirliliği veya yanlış yönlendirmeler ( reklam gibi ) bir malın uzun vadede satın alınmasını, ilgili şirketin de varlığını sürdürmesini sağlamamaktadır.Fayda/maliyet unsuru bir malın veya şirketin geleceğini belirler.Hele ki artık gümrük duvarlarının yavaş,yavaş kalktığı-ekonomik birliklerin ( Avrupa Birliği gibi ) ortaya çıktığı-teknolojinin tavan yaptığı-korumacılığın artık olmadığı bir Dünya da.Artık günümüzde bilinçli bir tüketici sınıfı gündemde.Dolayısıyla şirketlerin-kişilerin-politikacıların hatta hatta ülkelerin bile itibar yönetimi gibi faaliyetlerde bulunması şart olmuştur.Medeniyetin geldiği bir noktadır bu.

---REKABET KOŞULLARI-TOPLUMDAKİ BİLGİ VE BİLİNÇ DÜZEYİNİN YÜKSELMESİ STAKEHOLDER KAVRAMININ-STAKEHOLDER KAPİTALİZMİNİN DOĞMASINA-HAYATA GEÇMESİNE NEDEN OLMUŞTUR.HER PAYDAŞIN GELECEĞİ-MENFAATİ-YAŞAMASI BU ANLAYIŞIN UYGULANMASINA-GELİŞTİRİLMESİNE BAĞLIDIR.TABİKİ BU KONUDA BİR STANDART YOKTUR-ÜLKELERE-ŞİRKETLERE VE ŞARTLARA GÖRE KRİTERLER-KISTASLAR DEĞİŞEBİLİR.KISACA KAPİTALİZMİN YENİ BİR VERSİYONU-KAPİTALİST YÖNETİMİN SORUMLULUKLARININ PAYLAŞTIRILMASI DİYELİM BUNA.YENİ KAPİTALİZM YANİ.
İşte günümüz Dünya sında hemen her alanda ayakta kalmak için  üretimde-eğitimde-hizmette ( vesair alanlarda )  daha iyi kaliteli faaliyetlerde bulunmak-müteselsilen ( zincirleme ) sorumluluk duymak şart olmuştur.Hem mecburiyet ten hem de samimiyetten-medeniyetin gelişmesinden doğmuştur stakeholder kavramı-kapitalizmi.Artık Dünya küçük bir gezegendir.Hiç bir bilgiyi saklayamazsınız-insanlık değerlerine ters gelen faaliyetlerde bulunamazsınız.Bulunsanız da ne kadar güçlü olursanız olun kısa-uzun vadede yok-tasfiye olursunuz.GÜNÜMÜZÜN TARTIŞMASIZ GERÇEĞİDİR BU.AYRICA KİŞİLERİNDE BİRBİRLERİNE-ÇEVRELERİNE SORUMLULUKLARI DA BAHİS KONUSUDUR.
FAKAT.İSTANBUL-ŞİŞLİ BELEDİYE MECLİSİNİN ÇIKARMIŞ OLDUĞU SOSYAL SORUMLULUK VERGİSİNİN KONUMUZLA UZAKTAN-YAKINDA İLGİSİ YOK.BU VERGİ ÇEŞİDİNİN ADINI SOSYAL SORUMLULUK OLARAK KOYMAK, UCUZ BİR SİYASİ UYANIKLIK SADECE.
Bu kavram şirket-devlet yönetiminde-çevre konularında-etiksel anlayışlarda-özellikle stratejik yönetim sistemlerinde etkin bir kavramdır-anlayıştır- hızla gelişmekte-uygulanmaktadır.ÇOK DA GÜZEL OLMUŞTUR

Faik Çaltılı



























15 Aralık 2014 Pazartesi

Türkiye'de Tarım Ürünlerinde Futures Piyasası Ve Sorunları



Merhaba,

Bugün kü yazım tarım ürünlerinde futures ( gelecek ) işlemleri ve sorunları üzerine olacak.Malum ülkemiz bir hala tarım ülkesi sayılır ve durumu da hiç iç açıcı değildir.Ben ce bir ülkenin geleceği ve yaşamasın da bu konu oldukça önemli bir konu.


Ayrıca tarım ülkelerin de yumuşak ( ekonomik-siyasi-teknolojik-çevresel ) karnıdır.Tarım ürünlerin de fiyatlandırma arz ve talebe göre belirlense de para piyasalarının etkisi tartışılmaz.( 1973 Yılında Bretton Woods sisteminin çökmesiyle sabit kur sisteminden dalgalı  kur sistemine geçilmiş ve işletmeler finansal riskle karşı karşıya kalmışlardır. Bu finansal riskler; döviz kurları, faiz, borsa ve enflasyondaki dalgalanmalardır. Risklerden kurtulmak veya en aza indirmek, başta finansal kurumlar olmak üzere işletmelerin başlıca uğraşı olmuştur. Bu amaçla bir takım finansal ürünler geliştirilmiştir. Geliştirilen başlıca finansal ürünler; forward, futures, swap, option, cap, floor ve collar sözleşmeleridir. Dr.VELİ AKEL).  Ayrıca tarım ürünleri girdi maliyetleri de oldukça yüksek durumdadır.Tarım planlamasının özü olan üretilecek bir malın ( örneğin domates ) talepten fazla yetiştirilmesi konusu da üreticilerde sermaye birikimini engellemektedir.Bir esnaf ve çiftçi çocuğu olarak iyi bilirim bu konuyu ve yıllarca yaşadım- hala da yaşıyorum.Tabiki bu konu genel sorunlarımızdan ( borsa-depoculuk-küresel rekabet-kalite-vesair) bağımsız değil.Ama.ÇOK ÇOK ÖNEMLİ.

Standart sorunları az-çok hepimiz biliyoruz.Kısaca Ben üreticiler de sermaye birikiminin oluşmasını-onların üretimi amatör bir ruh ama profesyonelce yapmaları taraftarıyım.Böylelik le sermayenin geniş kitlelere dağılması akabin de tüm finansal veya diğer piyasaların gelişeceğini düşünüyorum-savunuyorum.Tabiki doğal olarak aracılar-tüccarlar ve ihracatçılarda da sermaye birikmesi bahis konusudur.Konuya başlamadan önce tarım planlamalarının yapıldığını-kalite ve ürün çeşitliliği gibi sorunların az-çok çözüldüğünü özellikle tüm aktörlerin bir çatı altında örgütlenip-kurumlaştıkları bir anlayış ve strateji geliştirdiklerini varsayıyorum.                                                                                                    


BUNLAR YAPILMAK ZORUNDA ZATEN.BUNLAR YAPILMADAN TARIM KONUSUNDA İLERLEMEK-SERMAYE BİRİKİMİNİ SAĞLAMAK MÜMKÜN DEĞİL.İŞTE BU BİRİKİMİN DEVAMLILIĞINI SAĞLAMAK İÇİN   FUTURES PİYASALARINDA BULUNMAK GEREKİYOR.VE BENİM HAYALİM DE BU PİYASA TÜRÜNÜN TÜRKİYE DE HEM KAYIT HEM DE FİİLİ İŞLEMLERİN YAPILABİLDİĞİ BİR MERKEZİNİN  OLMASI.ÜSTELİK BU PİYASA SİYASİ-EKONOMİK AÇIDAN HER ZAMAN KULLANABİLECEĞİNİZ BİR ENSTRÜMAN.AYRICA SPOT PİYASASI GİBİ ONUR KIRICI BİR TİCARETİNDE YOK OLMASA BİLE OLDUKÇA AZALMASINA YOL AÇACAK BİR ENSTRÜMAN.TARIM SEKTÖRÜYLE BİR ÜLKE CİDDİ ANLAMDA SERMAYE BİRİKİMİ SAĞLAYABİLİR.ÜSTELİK SPOT PİYASADAN KAYNAKLANAN VERGİ KAÇAKLARININ DA ÖNLENMESİ TARTIŞILMAZ..KISACA BÜYÜMEYE ETKİSİ DE KAÇINILMAZDIR.

--FUTURES PİYASALARI NEDİR: Türev piyasalardan olan futures piyasaları geleceğe dönük alım-satım işlemlerinin yapıldığı piyasalardır.Piyasa bir malın yada finansal varlığın ( tarım ürünleri,doğal kaynaklar,dövizler,hazine bonosu,devlet tahvili,hisse senetleri,enerji gibi.) gelecekteki ederininin tahmin edilerek pozisyon almak üzerine işler.Bu piyasanın olmadığı zamanlarda üretici malını o günkü fiyattan  ( buna spot fiyatı ) satmak zorundaydı.Üreticinin şansı bahis konusu değildi.Bu alıcı olan tüccar veya ihracatçı içinde geçerliydi tabiki.Örneğin üreticiden spot fiyatla malı alan tüccar iyi fiyattan aldığını düşünse de ihracatçı eğer o malın dış piyasa satımında tekelse .tüccarında bir şansı kalmıyordu.İhracatçı için ise ilgili malın üretim ve satımında başka ülkelerde olduğu-olabileceği için uluslararası spot piyasanın doğması tabiki kaçınılmazdı.İşte tüm bu olumsuzlukların ve mali kayıpların önlenebilmesi için futures piyasası doğdu. ( İlk olarak 1818 yılında Şikago ticaret odasında tarafların kendi aralarında yaptıkları bu ve buna benzer işlemler kurumlaştırılmıştır.) Ayrıca bu sermayenin herhangi bir maldaki tüm hareketleri denetlemesini doğurdu.Üretim miktarını, sermaye giriş ve çıkışlarını spekülatif açıdan kullanabilmesini-yönlendirmesini getirdi.Tabiki işin sonu petrol,altın ve diğer doğal kaynaklarında bu piyasalarda işlem görmesine kadar geldi.Kısaca bu piyasa riskten korunmak amacıyla risk yönetimi anlayışını getirmiştir.Spekülatif ve siyasi amaçlar içinde kullanılması bahis konusudur-kullanılmaktadır  da.

Futures kontratında iki taraf bulunmaktadır.Birinci taraf ( satıcı ) vade tarihinde malın ( miktar-kalite ) nakit , vesair enstrümanlar karşılığında teslimini garanti etmektedir.İkinci taraf  ( alıcı ) ise vade tarihinde malı belirlenen şartlarda almayı garanti etmektedir.Bu piyasada yapılan işlemlere HEDGING denilmektedir.Satıcı ise HEDGER olarak tanımlanır.Satıcı gelecekte olabilecek fiyat değişikliklerinden kendini korumayı ve işinin devamlılığını garanti altına almak istemektedir.Alıcı ise gelecekte doğabilecek riskleri satın alıp, fiyat farklılıklarından oluşabilecek faydayı  elde etmeyi planlamaktadır.Ayrıca bu kontratların devredilebilmesi mali yatırımcılara satılarak alıcının da riskten korunması bahis konusudur.Örnek verecek olursak.Satıcı ( Üretici-vesair )  malını 100 usd ye mal etmektedir.gelecek yıl maliyetlerini karşılamak- büyümek için ihtiyacı olan satım fiyatı 135 usd.dır.Alıcı ise  satın aldığı malın ( vesai r) kontrat vade tarihinde 155  usd olacağını tahmin etmektedir.Vade sonunda belirlenen bu fiyatların düşük-yüksek veya eşit olması tarafların karlılığını belirleyecektir.Fakat alıcının bu kontratı başka alıcılara devrederek riskten korunma-daha çok kazanma  şansı tabiki vardır.
DAHA SONRA BU PİYASALARIN NASIL İŞLEDİĞİNİ DERİNLEMESİNE YAZACAĞIM.            Ama yinede genel özellikleri belirtmek isterim.Future piyasalarında iyi organize olmuş borsalar bahis konusudur.Bu borsaların işlem kıstasları ise standart sözleşmeler-ikincil piyasalar( options )-takas odası-minumum/maksimum fiyat değişikliği sınırı-arz/talebe göre oluşmuş fiyatlar-günlük hesap kapatma gibi kıstaslardır.

ÜLKEMİZDEKİ DURUM: Türkiye deki tarım borsalarında  tüccar ve ihracatçı arasında yapılan işlemler bahis konusudur.Bu işlemlere üretici dahil olmaz.Üretici malını tüccara satar.Ama.Pratikte tüccar ve üretici arasında ilkel bir future işlemi yapılabilir.Eğer üretici mali sıkıntıda ise malın üretimini ( örneğin üzüm ) sağlayabilmek için tüccardan avans alabilir.Tüccar alacağı malın garantisi için üreticiden verdiği avans karşılığı senet veya başka bir garanti İSTER.Fakat üreticinin malını satabileceği bir fiyat aralığı yoktur.Dolayısıyla ürün senedin vadesinde spot fiyattan satılır-alınır.Üretici aynı kısır döngünün içinde DOLANIP DURUR.Taki tamamen bitinceye kadar.Ya da gelecekte olağanüstü bir fiyat doğarsa kurtulma şansı olabilir.Bu da mümkün değildir.ASLA OLMAZ.HİÇ DUYMADIM.ZATEN ÜLKEMİZDE TARIM GİRDİLERİ  ( SULAMA-ELEKTRİK-İŞÇİLİK-TARIM İLAÇLARI ) ÇOK YÜKSEKTİR.HAYAL BİLE EDİLEMEZ BU.Tarım borsalarında ihracatçı arz arz ve talebine göre fiyatını belirler.Tüccar ise kendi öngörüsüne istinaden üreticiden aldığı malı borsada satar veya bekletir.Güçlü üreticilerde bunu yapabilir.

SONUÇTA BU PİYASA TARIM BORSALARINDA TÜCCAR VE İHRACATÇI ARASINDA TAM ANLAMIYLA OLMASA DA ( BELKİ  ARALARINDA KONTRAT YAPANLAR VARDIR.) İŞLEMEKTEDİR.ÜRETİCİDE SERMAYE BİRİKMESİ BAHİS KONUSU DEĞİLDİR.GÜÇLÜ ÜRETİCİLER İSE TARIM GİRDİLERİNİN HER YIL PERİYODİK OLARAK ARTMASI YÜZÜNDEN HIZLA KÜÇÜLMEKTEDİRLER.BUNUN BİR ÜLKE İÇİN EN BÜYÜK SAKINCASI SERMAYENİN TABANA YAYILAMAMASIDIR.BU YÜZDEN GLOBAL HER TÜRLÜ KRİZDE ÜLKELER DIŞ BORÇ ALMAK ZORUNDA KALIRLAR.VE BU BORÇLAR HEM MALİ HEM DE SİYASİ AÇIDAN YÜKLÜ BİR BEDEL ÖDEMEYİ GEREKTİRİR.EN TEHLİKELİSİ DE DAĞILMAYAN SERMAYE TÜM YUMURTALARI BİR SEPETE KOYMAK GİBİDİR.

BU KONUDA DA SÖYLEYECEK ÇOK ŞEY VAR AMA CEREMEYİ ( BEDELİNİ ) ÖDEYECEK PARA YOK.

Saygılar,
Faik ÇALTILI
01-26-2013-BEŞYÜZEVLER




14 Aralık 2014 Pazar

Yüreğime Ektim Seni - Soner Arıca

























Bugün youtube'de takılırken Soner Arıca'nın yüreğime ektim seni şarkısını dinledim.Uzun süre doğru dürüst görüşemediğim Baba'mı hatırladım.
İş hayatı Ben'i gurbete sürükledi.Yılda bir veye iki defa görebildim kendisini.Bu şarkı Ben'i geçmişe götürdü.Zar zor yetişebildiğim cenazeyi ve pişmanlığımı hatırladım.Hala pişmanım.Bu şarkının klibi müthiş.Müzik desen inanılmaz güzel.







6 Aralık 2014 Cumartesi

Finansman ve Evrimi ( Şirketlerde )

























ŞİRKET YÖNETİMİNDE FİNANSMAN VE EVRİMİ

Merhaba,

Günümüze kadar finansman demek. firmanın muhasebesini yürütmek-mali raporları hazırlamak-ihtiyac duyulan kredileri (fonları ) bulmaktı.Günümüzde  finansmanın tanımı ve felsefesi oldukça değişti.Tabiki bunda üretim araçlarının ve kapitalizmin gelişmesinin-evrim geçirmesinin büyük etkisi var.Daha doğrusu asıl etken.Bu evrimin içeriğini iki başlıkta toplayabiliriz.Bu yazımda bu başlıkları kısaca açmak istiyorum.İlerki yazılarımda güncel yorumlar içinde ilgili açılım ların fiilen nasıl kullanıldığını/kullanılacağını göreceğiz zaten. .Bu yazımda kısa tanımlar yapmak daha uygun olur diye düşünüyorum.

Şimdilik denilebilecek tek şey.BU MADDELERİ BİRBİRİNE ENTEGRE ETMEDEN ( finansal mühendislik )BAŞARILI BİR FİNANSMAN YÖNETİMİ GERÇEKLEŞTİRMEK ASLA MÜMKÜN DEĞİLDİR..Zaten bir süre sonra eksik bir şeyler olduğunu pratik bize gösterecektir.
--- İŞLETME YÖNETİMİ-FİNANSAL KONSOLİDASYON. KREDİ ARZI/ SERMAYE PİYASASI İLİŞKİLERİ-VE İŞLETMENİN BULUNDUĞU ÜLKEDEKİ EKONOMİK/ SİYASİ VE KÜLTÜREL KONJONKTÜR.
Bu bölümde bir finansman yöneticisinin asıl görevi. Firma kaynaklarını veya tahsis edilen kaynakların verimli şekilde kullanılmasını  sağlamak ve firmada oluşabilecek gizli fon kayıplarını ( özellikle oto Finansman açısından )  ve bu kayıpların hangi yönetsel kollarda oluştuğunu-oluşabileceğini tespit etmektir.Kısaca mali verimliliği arttırmaktır.Bunu sağlayabilmek için finans yöneticisinin araçları açıktır ve çoktandır bilinmektedir.Bunlar.Finansal bütçe( imalat -satış-genel yönetim-maliyet gibi )-kredi arzı/sermaye piyasasının durumu ( faiz oranları ve kredi kullandırma mevzuatları-sermaye piyasası hareketleri  gibi.)-ülkenin siyasi ve ekonomik konjonktürü ( ülkenin borçları/borçlanma kapasitesi-ilgili hükümetin yönetim-ekonomik/siyasi tarzı-verilen teşvikler-performansı gibi) üretim konusu obje ( objenin özellikle iş kolu tekstil ise genel moda trendlerine veya hedef kitlenin moda anlayışlarındaki değişimlerinin takibi-piyasadaki pazar payı - fiyat/maliyet dengesi- üretim kapasitesi gibi).
Bu açıkladığım unsurların oluşturduğu bilgilerin oldukça fazla olduğu aşikardır.Finans yöneticisinin görevi öncelikle bu bilgileri tasnif/konsolide edip gerekli formatları oluşturmak-entegre etmek ( finansal mühendislik) ve yönetime sunmaktır.Dolayısıyla finans yöneticisinin genel yönetimin bir parçası olma zorunluluğu vardır.Bu gerçekler ışığında yukarıda açıkladığım bilgilerin farkında/ vizyonu olan ayrıca fiili finansman yönetimini ( mutfağını ) bilen bir finans yöneticisinin ( zaten kişi pratikte gösterecektir kendini) genel yönetimin içinde olmaması ( ki çok rastladım buna ) baştan kaybetmeyi getirir.Bir söz vardır.Paran kadar konuş diye.Ben'de firmalar için finans yönetic in kadar konuş diyorum.
--- DÜNYADAKİ EKONOMİK-- SİYASİ  VE KÜLTÜREL KONJONKTÜR.
İlgili firmanın iş kolu dış ticaretse veya firmanın ithalat ve ihracat yapması/yapıyorsa bu çok önemli bir unsur. ŞÖYLEKİ;   İthalat yaptığınız ülkedeki piyasa koşulları -ilgili malın kendi ülkenizdeki satılabilme ( fiyat-pazarın ihtiyacı gibi# kapasitesi ithalatın şartları # akreditif-mal mukabili vs.gibi# ithalat maliyetinin/yapılabilmesinin  direkt kurumsal girdilerini oluşturur.Bu şartları göz önünde bulundurmak hayati öneme haizdir. İhracatta ise  obje nizin ihracat yapılan ülkedeki piyasa koşulları  pazar payı/satılabilme kapasitesi # alım gücü gibi# ihracat şartları # akreditif-mal mukabili vs.gibi # özel olarak ta firmanızın mali durumu direkt kurumsal çıktıları oluşturur.VE KESİNLİKLE DOĞRU ANALİZ EDİLMELİDİR.
--- SONUÇ
Bu bilgiler ışığında  her iki başlığında göz önüne alınarak finansal bir kültür oluşturulmak zorunluluğu vardır.Bu aynı zamanda firmadaki tüm katmanları ilgilendirdiği için ŞİRKET KÜLTÜRÜNÜN oluşumuna yardım edecektir.Ki şirket kültürünün oluşumu devamlılığı sağlayacaktır. Şirketlerin artık bir sosyal sorumluluğu da vardır.Bir şirketin batması hem çalışanlara-hem ülke ekonomisine büyük bir yük ve zarar getirmektedir.  Artık günümüzde sermaye oluşturmak/biriktirmek  hiç de kolay değildir. Kaliteli bir finansal yönetim şarttır.

FİNANSMAN ARTIK BİR BİLİMDİR/FELSEFEDİR. ( PARAYI DOĞRU KULLANMA SANATI )

Faik Çaltılı
02/05/2012--İSTANBUL

FINANCING AND EVOLUTION

Hello

The present funding. carry out the firm's accounting-financial reports-you need to find the required credits (funds).Today, changed the definition and philosophy of quite.Of course, there is the evolution of the means of production and the development of capitalism-relaying has the biggest impact.More precisely, the principal factor.This evolution may collect the contents of the two titles.In this article I would like to turn briefly to the headlines in the early writings of latest comments related to Further expansion ... actually going to see how to use the/to use already. .In this article I think is more convenient to do the short definitions. for now, the only thing governmental overhaul.Without THESE ITEMS, INTEGRATED (financial engineering), IT is NOT POSSIBLE to PERFORM a SUCCESSFUL FINANCE MANAGEMENT NEVER ...Is something missing from the practice already after a while will show us.
---BUSINESS MANAGEMENT-FINANCIAL CONSOLIDATION. CREDIT SUPPLY/CAPITAL MARKET RELATIONS-AND THE COUNTRY'S ECONOMIC/POLITICAL AND CULTURAL CONJUNCTURE OF THE BUSINESS.
This section provides a financial manager's main task. Efficient use of resources allocated to company resources or ensure that the loss of the secret funds that may occur in the firm (in particular in terms of Auto Financing) and that is to determine which administrative occurring on the arms-losses may occur.Increase the financial efficiency for short.It is open to finance manager tools and long known.These financial budget (production-sales-general management-cost)-credit supply/capital market situation (raising interest rates and loan legislation-such as the capital market transactions.)-the country's political and economic conditions (related to the Government's management of the country's debts/borrowing capacity--economic/political style-issued incentives-such as performance) production is the subject of the objects (objects existing because of business, especially in textiles, featuring fashion fashion trends or the General target audience changes monitoring-the market share of the market-price/cost balance-production capacity).
This is the information that I explain why elements are pretty much obvious.Finance Manager do first of all is necessary to consolidate this information and sort/formats to integrate (financial engineering) and create-to present to management.General Manager of finance and administration, thus becoming a part of.In light of the above, I explain why these facts are aware of the information/vision also knows the actual financing Administration (cuisine) Finance Manager (will show itself in practice already people) is not within the General Administration (that I came across it) makes losing all over again.There is a mention.Money do you speak up.I will say so to talk to companies in the financial administrator in.
----WORLD ECONOMIC-POLITICAL AND CULTURAL CONJUNCTURE.
The company's line of business to the firm's external ticaretse or import & export/performs a very important element of this. GLANCE; Import your goods to market conditions in the country-relevant such as the need of the market, is made in your own country (price-# capacity against the goods imports such as letters of credit-the terms # # import creates direct corporate entries cost/offers.This has the requirements to consider the vital importance. The country's export market conditions while the exports object versions market share/export made in terms of purchasing power capacity as # # # letter of credit-goods against presentation of your special such as direct corporate financial status as the # outputs.AND IT CERTAINLY SHOULD BE ANALYZED CORRECTLY.
---THE RESULT
In light of this information, considering the financial culture of both header must be recreated.This also involves the company will help the formation of the CULTURE of the company for all layers.That will ensure the continuity of the formation of the culture of the company. There is no longer a social responsibility of companies.One of the company's failure as a large load on both the national economy and to employees-harm. Today, it is not easy to create/save the capital. A quality financial management is a must.

FINANCING IS NO LONGER A SCIENCE/PHILOSOPHY. ( THE MONEY USE ART )


Faik Çaltılı
02/05/2012-İSTANBUL, Turkey





26 Kasım 2014 Çarşamba

Türkiye'nin Finansal Hayatı 1



Merhaba,


Geçen yazımda Forex konusu hakkında açılımlarım olmuştu.Tarihe biraz ara vermek istemiştim. Çünkü.Malum çoktandır finansal tarihimiz hakkında yazıyordum.Amacım bugün kü FİNANSAL durumumuzun evrimini ve nedenlerinini ortaya çıkarmak ve niçin hala bu durumdayız sorusuna ( devamlı olarak bu soruyu sorarız ) açıklık getirmekti.
1923 yılında kurulduk ve yaklaşık 90 yıllık bir ülkeyiz.Hazine nin 4 ekim 2012 tarihli sunumuna göre dış borç toplamımız  323.5 mia usd.Bunun 102.3 mia usd ı kamunun, 212.5 mia usd ı özel sektörün,8.7 mia.usd ı ise merkez bankasının borçlarından oluşuyor.
Özel Sektör ün kısa vadeli borcu ise 85.1 mia.usd gibi yüksek ve kritik bir rakama ulaşmış durumda.Eylül 2012 itibariyle toplam ihracatı 102 mia.usd.İthalatı ise 159 mia usd dır.Dolayısıyla ödemeler dengesi açığı 57 mia.usd ı bulmuştur.Rakamlar oldukça kötü görünüyor.Ödemeler dengesi açığı yüzünden finans kapital in sıcak para oyuncuları ülkemize iyice yerleşmiş durumda.Uzun sürede de çıkacak gibi görünmüyorlar.

İlk iç borçlanma 1933 yılında Diyarbakır demiryolu nun inşaatı amacıyla yapılmıştır.İlk dış borç ise 1928 ve 1933 yılları arasında bazı demiryollarının millileştirilmesi nedeniyle alınmıştır.Ayrıca bu yıllar içerisinde de Amerika dan 10 mio.usd borç alınması da vardır.1951 e kadar borç hareketleri  ülke ekonomisini tehdit etmeyecek seviyede yürütülmüştür.Bu tarihten sonra ise bütçe açıkları kronikleşmeye başlayınca  iç borçlanma yoluna gitmek mecburiyetinde kalınılmıştır.1960-1970 yılları arasında kalkınma faaliyetlerinin finansmaı için IMF den borç alınmaya başlanmıştır.Böylelikle de IMF ile maceramız başlamıştır.Kamu açıkları 1980 li yıllarda tavan yapınca tekrar borçlanma süreci başlamıştır.Bu açıkta 1970 yılında yapılan devalüasyonun etkisi tartışılmaz.Bu devalüasyon döviz borçlarını oldukça yükseltmiştir.1987 e kadar dış borç,1990 dan itibaren de iç borçlanma yükselişini sürdürmüştür.Bu yıllarda iç borç faaliyetlerinin de aşırıya kaçılması yüzünden faiz oranları ve TL değeri aşırı şekilde düşmüş böylelikle 1994 krizi ortaya çıkmıştır.Bu senelerimizde IMF ile oturup kalktık yıllarca..Halkın sohbet konularından biriydi IMF.Peki neydi bu IMF.1946 yılında kuruluyor.Merkezi washington da.Amacı ise uluslararası ticaret,kambiyo,parasal hareketlerde entegrasyonu düzenlemek,özellikle kambiyo kısıtlamalarının azaltılmasını sağlamak,ödemeler dengesinin düzeltilmesi konusunda önerilerde bulunmak gibi.Ayrıca ihracat ve yabancı sermaye oranının arttırılması-yüksek faizlerin uygulanması-fiyat kontrollerinn kaldırılması-dış açık varsa devalüasyon yapılması gibi önerileri daha doğrusu kuralları vardır.Kısaca IMF denen uluslararsı fonun içeriği bu.IMF den ilk kredimizi 1947 yılında 43 mio.usd olarak aldık.IMF ile olan maceramızı az-çok hepimiz biliyoruz zaten.IMF yi  DUYUN-U UMUMİYE YE BENZETEBİLİRİZ.Ana kriterler ve amaçlar hemen hemen aynıdır.Ayırıcı fark IMF nin uluslararası resmi nitelikli bir kuruluş olması,.Duyun-Umumiye nin  ise bir şirket olarak faaliyet göstermesidir..Serbest yani koşulsuz borçlanma yolları kapandığı zaman Duyun-Umumiye ye nasıl gitmişsek IMF yede aynı şartlarda gittik.Dolayısıyla koşullu borçlanmaktan başka çare yoktu artık.NE YAZIK Kİ OSMANLI NIN YAŞADIĞI SÜREÇLERİ AYNEN YAŞIYORUZ.Sadece kelimeler ve görüntüler farklı.

NASIL OLDU DA YENİ CUMHURİYET OSMANLI DAKİ  ATALARIMIZIN DÜŞTÜĞÜ TUZAĞA DÜŞTÜ.DOLAYISIYLA BUGÜN KÜ DURUMA NASIL GELDİK.

Bu nedenleri ve süreçlerini açıklamaya çalışacağım.


Avrupa da ulusal sermayenin ( burjuvazinin ) nasıl ve hangi şartlarda oluştuğunu daha önceki yazılarımda açıklamıştım.Avrupa nın sosyo-ekonomik şartlarının evrimi ( eğitim-teknoloji gibi ) oluşturmuştu bu sermaye birikimini..Fakat Osmanlı nın sosyo-ekonomik yapısı sermaye birikimine uygun değildi.Bu farkedildiğinde ise yabancıların  sermaye birikiminin önlenmesi için neler yaptığını ve bizim de ne gibi hatalara düştüğümüzü de belirtmiştim.Aynı sosyo-ekonomik şartlar bahis konusu değildi açıkçası.AÇIKÇA YETERLİ BİLGİ BİRİKİMİNİN OLMAMASI VE SOSYO-EKONOMİK ŞARTLAR YÜZÜNDEN OSMANLI NIN GELDİĞİ NOKTAYI DOĞAL KABUL EDİYORUM.FAKAT YENİ CUMHURİYET İN HATALARINI, BUNCA YAŞANAN ACILARA RAĞMEN DERS ALINMAMASINI KABUL EDEMİYORUM.
Ekonomik nedenlerin kırılma noktası Rahmetli Menderes döneminde ortaya çıktı.Yol ayrımı da diyebiliriz buna.Sorun bu sermaye birikimi nasıl sağlanacaktı.Ekonomik kalkınma yöntemi için hangi araç kullanılacaktı.Liberal yöntemler mi ?.devletçi kollektivist yöntemler mi?.Bu nu yeni kurulan devletin ( kemalist ideoloji ) ideolojisi mi, Osmanlı dan kalan sosyo-ekonomik yapı mı belirleyecekti.Çünkü.İdeolojilerin sosyo-ekonomik alt yapıları yoksa hayata geçme şansı düşüktür-zordur.Tek çare yapıyı değiştirmektir.Bu eğitimle ve ekonomik açılımlarla olabilir ancak.Atatürk ün istediği bu eski yapıyı değiştirmekti öncelikle.biliyordu ki.Bu yapı değişmeden hiçbir şey yapılamazdı. Kendi kurduğu yeni  yapıya güveniyordu.Çünkü.Bu yapıyla kurtuluş savaşını kazanmıştı.SANIRIM ÖMRÜ VEFA ETSEYDİ BECEREBİLİRDİ BUNU. Eski yapının değiştirilmesini amaçlayan köy enstitülerinin kapatılması geriye dönüşü hızlandırdı. Dolayısıyla yeni yapıda tarihe  karıştı.                             

Kırılma noktası o yapıyı oluşturan kitlelerin bilgi birikiminin olmaması-yorgunluğu-nelerin değişmesi gerektiğinin ve değiştirebilecek güçlerinin olduğunun farkında olmamalarıydı.Fakat Osmanlı dan kalan ekabir takımı biliyordu tabiki.Zaten 1923 İzmir İktisat Kongresi  bu takımın bilinçli olduğunun ve yeni devletin yönetimine talip olduklarının tescili oldu.Fakat bu sınıflar ekonominin yabancılar tarafından sömürülmesine de karşı çıkmıştır.Bu kongrede devletin yerli burjuvaziyi oluşturmak-güçlendirmek için bir araç olarak kullanılması da tescil edilmiştir.Bu da doğaldır zaten.Çünkü devletten başka sermaye oluşturabilecek bir araç yok.Özel sermaye birikimi de yok.Böylelik le liberal yöntemler savaşı uzun vadede kazanmış oldu.Kongrenin hayata geçirilmesi için örneğin İş Bankası kuruldu.Sanayii teşvik kanunu çıkarıldı.Ayrıca maden,kimya,şeker gibi konularda üretim yapacak işletmelerde kuruldu.Bu ekabir takımının imdadına 2 dünya savaşı yetişti.Türkiye savaşa girmedi.Bu yüzden kaynak sarfiyatında bulunmadı.Ayrıca savaş yüzünden özellikle karaborsa ve kaçakçılık yüzünden bir gecede milyoner olan kişiler türedi.O günkü hükümet bütçe denkliği sorunlarını çözmek için varlık vergisi çıkardı.Fakat vergi sistemi yeniydi-kurumlaşmamıştı.İstenen kaynak sağlanamadı.Bu gün bu vergi eleştiriliyor.Bu dönemde özel sermayede ciddi bir kaynak birikimi sağlanmıştır.AMA.Bu dönem iktisat kongresindeki ekabir takımının ideolojik açıdan bozulmaya başladığı dönemdir de aynı zamanda.Yeterli sermaye ve bilgi birikimleri olmasına rağmen küçük de olsa  katma değeri yüksek sanayi yatırımları yapmaya yanaşmadılar.Osmanlı dönemindeki belirsizlik dönemlerindeki para kazanma yöntemlerine dönmüşlerdi.Sanayileşme ve ekonomik kalkınmayı yapmak ( kalkınma planlarıyla ) devlete kalmıştı.İktisat kongresindeki milli burjuvazi yaratma misyonunun yerinde yeller esiyordu artık.

Çok ciddi bütçe problemleri olmamasına rağmen ekonomik kalkınma amacıyla Amerika ile flört dönemi başladı.Amerika nın ana şartı ise kalkınmanın özel sermaye aracılığıyla yapılmasıydı.Ama hangi özel sektörle.Düşünülmesi gereken nokta bu bence.Menderes dönemi Amerika ile ilişkilerimizin kurumlaştığı ve geri dönülemez hale geldiği dönemdir.( ve siyasi-kültürel değişimlerin de yaşandığı bir dönemdir.) Fakat nedense özel sermaye sanayi yatırımı ( KATMA DEĞERİ YÜKSEK VE İHTİYAÇ YARATAN ) yapmaya yanaşmamıştır.Yapılanlar da yan sanayi çerçevesindedir.Bunda devletin de hataları olduğuna da inanıyorum.Örneğin: Menderes döneminde kamu iktisadi teşebüslerin sanayi üretimindeki etkisi daha da artmıştır. Ayrıca devlet teşekküllerinin özel sektöre devredilmesi sözü de  verilmişti. ( Günümüzde bu devir gerçekleşmiştir.) Herşey bilinçsizce yapılmış.Sanayileşme konusundaki şanslar kullanılamamıştır.O iktisat kongresinin ruhu da yoktur artık.Menderes dönemi tarım,haberleşme, enerji .yollar gibi alt yapıların kurulduğu dönemdir de.Şehirleşmenin, kitlelerin şehirlere akın ettiği bir dönem. Cumhuriyet tarihinde ilk kez borçların ödenememe tehlikesinin başladığı bir dönemdir Menderes dönemi..                                                                      

Bu dönemde başlayan, karşılıklı saygı ve yardım çerçevesinde devam eden Amerika ilişkileri SSCB nin dağılmasıyla sona erdi.Artık tek taraflı sadece Amerika için çalışan bir ilişkimiz var.Ayrıca Kemalizm de bitti.Kollektivist yöntemlerle sermaye biriktirme görüşü de çöpe atıldı.Özel sermaye de uluslararası sermayeye entegre oldu.Aslında özel sermaye de kazanamadı.Rekabet gücü yüksek bir sınıf oluşturamadılar.İlerki dönemlerde siyaset kokuşmuş,iktisadi devlet teşekkülleri ve kamu iktisadi teşekkülleri siyasilerin çöplüğü olmuş,topluma borç yükü yaratmışlardır. Fakat uzun süre ekonomiye girdi sağlamışlardır.Bu kuruluşların verimli olanları da son dönemde özelleştirilmiş, yabancı sermayenin eline geçmiştir.Bizim özel sektörümüz ise sadece seyretmiştir.Ben bu özelleştirilmelerin en azından bizim özel sektörün elinde olmasını tercih ederdim.KALKINMA İSTER ÖZEL SEKTÖR,İSTER DEVLET TARAFINDAN YAPILSIN.HİÇ FARKETMEZ Dİ.YETER Kİ BAŞARABİLMELİYDİK.Bunları yazarken dip ayrıntılara girmek istemedim.İşin özü bu.Yüzlerce bilginin konsolide edilmesiyle ortaya çıkan sonuç bu arkadaşlar.Şimdiki finansal yapımız global Dünya nın bir parçası.Her türlü ekonomik-siyasi hareketlerden  etkilenen karmaşık  bir yapı bu..Sonuçta.Ne ulusal güçlü sermaye yaratabildik, ne kollektivist yöntemlerle sermaye biriktirebildik.Ne de bilgi ve teknoloji üretebilen bir alt yapı.Herşeyi hazır alan-tüketen asalak bir devlet olduk.Dolayısıyla asalak bir toplum da.Sıcak para olmazsa işimiz çok zor.Ve şimdi geçerliliğini yitirmiş eski bilgilerle boğuşup duruyoruz.Artık yukarıdaki ikinci paragraftaki sonuçlar sermayeyi hiç birikteremediğimizi hatta oldukça eksi de olduğumuz gösteriyor.

NOT-Bu konuya II bölümle devam edeceğim.



Saygılar,
Faik Çaltılı
26-10-2012 Küçükköy.






















 
Copyright © 2014 KONSOLİDE DENEMELER