Osmanlı'da Sened-i İttifak Antlaşması Üzerine


Merhaba,

Off-Shore Bankalar ile ilgili yazımdan sonra Osmanlı tarihi ile yazmaya devam etmek istiyorum.Çünkü Osmanlı tarihi güncel finansal hayatımızın evrimi açısından çok önemlidir.
Osmanlı tarihini hazmetmek gerekir.Bu çok önemli ve şarttır.Tarihi ekonomik konjoktürün yarattığı siyasi hareketler yaratır.Bu yazımda bahis konusu olan Sened-i İttifak yasası Ben ce çok önemli.Ayrıca Osmanlı tarihindeki bazı anayasal çalışmaları ve nedenlerini de ele alacağım.Sened-i İttifak konusu Osmanlı ekabir ( oligarşi-ayan  ) takımının halk üzerindeki baskılarının durdurulmasından ziyade kurumlaştırılması-tanınması  çalışmasıdır.Osmanlı ya yaşaması için biraz daha zaman kazandırmıştır sadece.Bu konunun asıl aktörü olan Ayan Meclisi denen sınıfı oligarşik ( ilkel de olsa ) bir sınıf olarak tanımlayabiliriz.Ayrıca kısır doğmuş bir ek bir anayasa çalışması da diyebiliriz Sened-i İttifak konusuna.Ve bu konu Osmanlı'nın resmi çöküşünün başlangıcıdır.

AYAN MECLİSİ--Bu meclis seçilmiş parlementerler ( Meclis-i Mebusan ) ile birlikte tüm meclisi oluşturan, Padişah ın ülkenin ileri gelenlerini kapsayan ( bakan-üst düzey komutan-üst düzey dini kişiler-elçi-vali gibi  ) belli bir yaşı aşmamış  ( 40 ) kişilerden seçtiği bir grup-yasama organıdır.Bu organın yasal dayanağı 1876 yılına ait anayasadır. ( Kanun-Esasi-ye ).Kanun-i Esasi-ye ( esas-ana kanun ) ise Osmanlı Devletin tek ve son anayasası dır.(1924 yılında kaldırıldı ) Bu anayasa 119 maddeden ve 2 ana kısma ayrılıyordu.1 bölüm Padişah ların hak ve hukuki    konumunu belirleyen maddelerden oluşuyordu.Bu maddelerin ana hatları şunlardır. Halifelik korunacak-padişahlık hanedanın en yaşlı üyesine ait olacak.Padişah lara dokunulmazlık-yaptıklarından sorumlu olmama hakkı.Parlementoyu toplamak-dağıtmak-para bastırabilmek-savaş/barış ilanı-şeriat kanunlarının uygulanması ve denetimi gibi  haklardır..Tabiki mir-i toprak sisteminin askıya alındığı,özel mülkiyetin yerleştiği bir ortamda şeriat kanunları nasıl uygulanacak ve korunacaksa.2  bölüm ise halk ile ilgiliydi..Osmanlı vatandaşı kavramı netleştirildi.Osmanlı devleti uyruğunda olan kişiler din ve mezhep ayrımı yapılmadan vatandaş sayılacaktı.Sanki yapılıyormuş gibi.Yüce divan kuruldu.Devlet görevlilerinin türkçe bilme zorunluğu-hakimlerin görev bıraktırılamaması-kişilerin mali gücü oranın da vergilendirilmesi-herkesin eşit olduğu-sadrazam ve şeyhülislamın padişah tarafından atanması gibi. İşte bu kanunla Ayan Meclisi kuruldu.Bu meclisin üye sayısı meclis-i mebusan sayısının üçte birini aşamazdı.Ömür boyu seçiliyorlardı.Taki kendileri vefat yada istifa edinceye kadar.Bu kişilerin ana özelliği mali ve nufuz açısından güçlü olmalarıydı.Devlet otoritesini tehdit edebilecek boyutta bir güç bahis konusuydu.Üstelik bu kişilerin bir yasama organında bulunmaları ellerini daha da güçlendiriyordu.Halkın bu adamların elinden çektiklerini tahmin edebiliyormusunuz.

Ayanlık kurumunun oluşmasında ki etkenleri şöyle sıralayabiliriz.Osmanlı Devletinin gelir kaynaklarından birisi de kiraya verilen topraklardı.Devletin güçlü olduğu dönemlerde bu sistem çok nadir uygulanan bir yöntemdir. Çünkü nüfusun çoğunluğu o dönemlerde taşrada bulunuyordu.Ana üretim şekli tarım-hayvancılıktı.Tımar sistemi üretim henüz geçerliliğini yitirmemişti.Küçük meta üretimi yok denecek kadar azdı.Fakat Avrupa da sanayi devrimi ile başlayan üretim şekli ister istemez Osmanlı yada sıçradı.Bu dönemde Osmanlı dada sanayileşme süreci başladı.Dolayısıyla büyük şehirlere göçlerin başladığını görüyoruz.Topraklar hızla boşalması başlamıştı artık.Zaten halk tımar sisteminde ezilmekten bıkmıştı.Çıkış-kurtuluş olarak gördü şehirlere gelmeyi.İyi-kötü işte bulabiliyordu.İşte Osmanlı nın sanayileşme hamlelerinin-çabalarının boşa çıkması-burokrasi ve devletin hantallığı borç yükünü artırmaya ve bu borçların ödenmesi sorunu klinik hal almaya başlayınca geniş toprakların kiraya verilerek bütçe denkliğinin sağlanması yöntemine sıklıkla girişildi.Aslında bu yöntem sanayileşme çabalarından öncede sıklıkla kullanılmaya başlanmıştı. Tabiki doğal olarak eski tımar sahipleri ( tımar yöneticileri ) veya azınlık ekabirleri-gayri-müslümkerin çoğunlıkta olduğu bölgelerde bu toprak kiralama olayında başrolü oynadılar.Borçlanma sorununun çözülememesi bu kiralanan toprakların ayan denilen kişilerin mülkiyetine geçmesine yol açtı.Bu konjoktür uzun vadede azınlık milliyetçi hareketlerin doğmasına yol açmıştır.Toprak yoksa milliyetçilikte olmaz-yaşamaz zaten. BÖYLELİKLE AYAN DENEN FEODAL-ACIMASIZ BİR SINIF ORTAYA ÇIKTI.Tabiki bireysel olarak bu tanıma uymayan ayanlar olmuştur.Mesela memleketimde ayanlık döneminden kalma SENCER ÜNLÜ isminde bir ağa vardı.Ne mükemmel-kaliteli.inanılmaz iyi bir insandı.Nur içinde yatsın.

Pratikte meclis-i mebusan gibi birinci sıradaki yasama organının bir etkinliği bahis konusu olmamıştır-olamazdı da zaten..Günlük hayata ayan sınıfının devlet üzerindeki yaptırımı daha yüksektir.Bu sınıfin günümüzdeki yansıması Tusiad-Musiad veya benzeri gruplardır.Ayan sınıfı taşrada ekonomik gücü elinde bulunduran feodal bir sınıftır.Bir nevi bağımsız gruplar diyebiliriz.İşte bu konjoktür Osmanlı nın hem devlet otoritesini hem de halk gözündeki meşruluğunu tehdit ediyordu.Yer yer küçük çapta ayaklanmalar da oluyordu.Örneğin Ege bölgesinde efeler ayan zülum ve sömürüsüne karşı çıkmışlardır.Tabiki ayanlardan beslenen çetelerde vardır.Hele ki hak ve adalet açısından şeriat hükümlerinin zaafiyete uğraması ve bunun kurumlaşması-klinik bir hal aması son derece tehlikeli bir ortam yaratmıştı.ARTIK TÜM SİSTEM TEHLİKELİ BİR YIPRANMA SÜRECİNİN İÇERİSİNDEYDİ.Bu duruma bir son vermek mecburiyeti hasıl olmuştu.Genel olarak tüm halk katmanlarının belli bir çizgide barış-huzur içinde yaşamalarını sağlamak ve bunu kurumlaştırmak gerekiyordu.Üstelik bu dönemlerde padişahlık konusunda II.Mahmud ve IV.Mustafa arasındaki taht kavgaları ayanların daha da pervasızlaşmalarına zemin hazırlamıştı.

Bu dönemin içerisinde II.Mahmud tahtı ele geçirdi. Dolayısıyla otoriteyi sağlamak maksadıyla ayan meclisi üyeleri ile bir toplantı yapıldı.Bu toplantıda alınan kararların yazıya geçirilip imzalanmasıyla ortaya çıkan anlaşmaya Sened-i İttifak dendi.( 1808 ) Bu anlamaya göre ayanlar halka zulmedemiyeceklerdir.Vergi toplamakta adaletsizlik yapamıyacaklardı.Tabiki bunlar pratikte mümkün değildi.Çünkü bu anlaşmaya göre ayanlar kendi bölgelerinde-hizmetinde olanları korumak-cezai müeeyyideler uygulayabilmek hakkını elde etmişlerdir.Yani bu kişileri yaptıkları konusunda Osmanlı cezalandıramıyacaktı.Bu da halkın hak ve hukukunun korunması konusunu askıda bırakıyordu.Anlamsızdı yani.Diğer bir konu ise.Ayanlar eğer üst yönetimde  ( sadrazamlık gibi ) yanlış davranışların ( yolsuzluk-devlet aleyhine olan ) olması durumunda-ilgili uygulamalara karşı çıkabileceklerdi.Sürekliliği sağlamak içinde taraflardan değişiklik olursa yeni sadrazam-padişah ve ayanlar bu anlaşmayı imzalayacaklardı.Bu anlaşmadan ayanların karlı çıktığı açıkça ortadadır.Daha önce belirsiz olan konumları. ( muhatap alınarak-tavizler verilerek ) netleşmiştir.Üstelik bu ayanlar gayri müslimlerden de oluşuyordu.Zaten ayanların çoğunluğu katılmamıştır.Sistem çökmüştür artık.Zaman ele geçirmiştir sistemi. Osmanlı  zaman kazanıp yeri geldiğinde tekrar tam otoriteyi sağlamak amacındaydı..Ayanlar ise bu çalışmayı ciddiye almamışlardır-çoğunluğu katılmamıştır.Zaten niye ellerindeki gücü başka bir güçle paylaşınlardı ki.Sistemin çöktüğü gün gibi aşikardı.Kısaca taraflar samimi değildi yani.Müslüman Türk halkı sahipsizdi.
Gizli işsizlik gibi.Çalışıyor görünüyorsun ama ürettiğin birşey yok.Tam bir tiyatro.Zaten kısa bir süre sonra Mısır ve Arnavutluk ayanları ciddi sorunlar yaratmıştır.İşin ilginç tarafı bu anlaşmayı öneren kişi, kendisi de bir ayan olan Mustafa Alemdar Paşa dır.Üstelik tüm bu olanlardan sonra kendi eşrafı da özellikle İstanbul da kalanlar halkı canından bezdirmiştir.

Ayanların ve onların kalıntıları olan ağaların Cumhuriyet Türkiye sindeki son etkinlikleri Menderes döneminden ortaya çıktı.Köy Enstitüleri nin kapatılmasında başrolü oynadılar.Ülkemizin bugünkü geri kalmışlığının asli nedeni oldular.Batı bölgelerinde etkinlikleri kalmadı.Fakat doğu bölgemizde hala etkinler.

Sened-i İttifak anlaşması ekonomik-yapısal  değişimlere karşı hiçbir şeyin yapılamıyacağının bir delilidir.Nicel olarak birikmiş olan sorunların patlamasının önünün alınamıyacağı gerçeğini gösteren tarihi bir anekdottur sadece.Üstelik zaman sizi bırakmışsa-aleyhinize çalışıyorsa yapabileceğiniz birşey yoktur.


Faik ÇALTILI

17-11-2012 Küçükköy.
























Yelkenliler - Hayallerin ötesi.


Merhaba,

Ortaçağ da bu yelkenlilerle okyanusları aşmak.İnsanoğlu nun başaramıyacağı hiçbir şey yoktur diye düşünüyorum.




























Türkiye'de Finansal Konjonktür


Merhaba,

Türkiye ekonomisinin finansal konjonktürü konusu oldukça geniş bir içeriğe sahip.Ben bu içeriklerin vurgulayıcı olanlarını konsolide ederek neden-sonuç ve çözümlerin neler olabileceğini bu yazımda belirtmeye çalışacağım.

FİNANSAL KONJONKTÜR

Bu konunun  içeriği bankalar,piyasalar,ülkenin borçlanma miktarı, faiz oranları ve bu borçlanmanın yarattığı fırsat maliyetinin neden olduğu siyasi tavizlerdir. Cari açık, ülke yönetimindeki verimsizlik gibi unsurlar açık ve gizli fon kayıplarına yol açmaktadır.Cari açık konusu bu bölümün asli konusudur. Dış ticaret sistemi cari açığı devamlı olarak beslemektedir.Şöyle ki.İthalat birim maliyeti yaklaşık 3 usd . İhracat birim şatışı ise 1.5 usd dolaylarında. Bu durumun düzeltilmesi  kısa vadede zor görünmektedir.Ayrıca ihracatımızın ithalata dayalı olması konuyu daha da  derinleştirmektedir.Daha da kötüsü ihrac mallarımızın çoğunluğu katma değeri yüksek mallardan oluşmamaktadır.Yani ithalatçı ülke rahatlıkla bu malları başka ülkelerden temin edebilir. Bu konuda AB ( Avrupa Birliği ) ye  yapılan ihracat kalemlerinden bazılarında AB  Türkiye de yeterli fon biriktiğine kanaat getirdiğinde o malı başka bir ülke ile anlaşıp o ülkeden getirebilmektedir.Bu konuda tam üye olunmaması dolayısıyla Türkiye nin elinden hiçbir şey gelmemektedir.Kısaca ihracatımız standart bir endekse sahip değildir.AB gümrük birliği anlaşması bu gibi sorunlar yüzünden kısır bir döngü halini almıştır.

Dış ticarette ki bu yapısal çarpıklık Osmanlı 'dan beri değişmemiştir.Cumhuriyetin ilk yıllarında biraz seviye kazansak da diğer yıllara bu avantajımızı kaybettik.Nufusumuz azdı.Sanayi atılımları standartlaşmaya başlamıştı.Avrupa savaştan çıkmıştı.Bu yapısal sorunun asıl tehlikesi ülkede reel sermaye birikimi önlemesidir.Bu oldukça ayrıntılı ve uzun bir konudur.Açılımını ve nasıl çözülmesi gerektiğini  ileriki yazılarımda belirteceğim.

ÜSTELİK ŞU AN TRANSATLANTİK ANLAŞMASI  ( ABD VE AB ARASINDA ) GÜNDEMDEDİR.TÜRKİYE'NİN BU OLUŞUMUN İÇİNE ALINMASI ŞU AN BAHİS KONUSU DEĞİLDİR.ÇÜNKÜ.TÜRKİYE AB LİĞİNİN DEMİRBAŞIDIR.DEVLET ÇOK KÖTÜ YÖNETİLMEKTEDİR.BÖYLESİNE BÜYÜK BİR OLUŞUMUN İÇİNE ALINABİLECEK İTİBARI OLAN BİR DEVLET DEĞİLDİR.SOVYET TEHDİDİ DE YOKTUR.O HALDE DERLİ-TOPLU İSTEDİĞİ POZİSYONU ALAN BİR TÜRKİYE YEDE İHTİYAÇ YOKTUR.

Ekonominin açık pozisyonunu kapatmak için doğal olarak dış borç almaktayız.Bilinen özel ve kamu dış borcunun 400 milyar usd  olduğu yazılıp çizilmekte.Bu hükümetin finansal endekslerine inanmak mümkün değildir.Bu borcun 500 milyar usd ın üstünde olduğunu sanıyorum.Bu borcun yarattığı fırsat maliyetini kimse görmemektedir.Bu borcu ödemek için yaklaşık 300 milyar usd lık yatırıma ihtiyaç vardır.Yani 800 milyar usd gibi risk bahis konusu.Dış borç faiz oranları ortalama % 6 civarlarında.Bu oran finans kapitalin orta çapdaki ülkelere uyguladığı bir orandır.Yani yüksektir.Özel sektörün aldığı sendikasyon kredilerindeki oranlar vade-meblağ ve teminata göre değişebilmelidir.KAMU VE ÖZEL SEKTÖR AYRIMINA KARŞIYIM.ÇÜNKÜ.TÜM FİNANSAL HAREKETLER BİRBİRİNE BAĞLIDIR.Bu ayrım sadece bilgidir.

BORCUMUZ KARTOPU GİBİ BÜYÜMEKTEDİR.EKONOMİMİZİN YAPISAL SORUNLARI BORCU BESLEMEKTEDİR.ÖZELLEŞTİRMELERDE BU BORCUN KAPANMASINA YETMEMİŞTİR.YETMESİ DE MÜMKÜN DEĞİLDİR.BU YAPISAL SORUN TÜRKİYE DE ZENGİN VEYA FAKİR HERKESİ FİNANSAL KÖLE YAPMIŞTIR.BU SORUN MUHAKKAK ÇÖZÜLMELİDİR.GELECEK NESİLLERİN ZAMANINI ÇALMAYA HAKKIMIZ YOKTUR DİYE DÜŞÜNÜYORUM.

Gelelim bankalara.Öncelik Merkez Bankasının tabiki.Merkez bankalarının asli görevi reel piyasada likiditasyonu sağlamaktır.Yasalar ve net kurallarla belirlenmiş bir bağımsızlığı olmalıdır.Merkez Bankası nın piyasa likiditasyonu için kullandığı araç reeskont kredileridir.Pratikte bu çoğunlukla eximbank eliyle ihracatın finansmanı adıyla uygulanmaktadır.Tabiki bu reeskont teşviği katma değeri yüksek bir mala endeksli değilse reel sermaye birikimine hiçbir katkı sağlamamaktadır.ŞU AN MERKEZ BANKAMIZ GENEL LİKİDİTASYONU İYİ GÖTÜRMEKTEDİR.FAKAT GÜCÜ BELLİDİR VE GLOBAL KRİZLERDE ETKİNLİK GÖSTEREMEZ.

Özel sektörün  bankalarında dahil  borçlanma oranı çok yüksektir.Eğer ülkede reel sermaye birikimi olsa bu borçlanma etkili olmayabilirdi.Aldıkları borç yaklaşık 270 milyar usd civarlarında.Bu borcun kısa vadeli bölümü 110 milyar usd.Son derece tehlikeli bir tablo bu.Global bir krizde merkez bankasının piyasada likiditasyon sağlaması bu durumda imkansız görünmektedir.Artık global krizleri finansa edebilecek bir türk halkı yok.ÇÜNKÜ.AKP HALKIN FİNANSAL DİRENCİNİ EKONOMİDEKİ AYMAZLIKLARI YÜZÜNDEN KIRMIŞTIR.TABİKİ BUNU BİLİNÇLİ YAPMIŞTIR.BAŞKA ÇIKIŞ YOLU DA YOKTUR ZATEN.

Özel sektör bankaları çoğunlukla cari açığın finansmanı için piyasaya sürülen finansal araçlardan beslenmektedir.Çok da doğaldır bu.Çünkü.Bu ülkede ihtiyaç yaratan-katma değeri yüksek üretim yapan yatırım sayısı yok denecek kadar azdır.Kötü olan bu sistemin yarattığı fiktif ( sahte-şişmiş ) likiditenin patlamasının yakın olduğudur.Sistem borcu beslemektedir.ABD  bile yaşadığı LEHMAN BROTHERS krizinden sonra türev piyasaları tekrar yapılandırmıştır.Artık bir vadeli kontratın fiyatlandırması denetim altındadır.

Bu tablo Türkiye nin hem iç hem de dış siyasette oyun kurucu olmasını engellemektedir.Ekonomik milli bir yapılanmaya ihtiyac var.Tabiki dışa açık fakat iyi hesaplanmış hamleler yaptıran bir yapılanma.Bu yapılandırmayı gerçekleştirmezsek ülkenin sacayaklarının kırılacağı gün gibi ortadadır.AKP nin ekonomik vizyonunun yetersizliği sorunu daha da derinleştirmiştir. CARİ AÇIK VEREN ( ÜSTELİK YAPISAL ) BİR ÜLKENİN BÜYÜMESİ BAHİS KONUSU DEĞİLDİR.BÜYÜMEKTEN ZİYADE EKONOMİNİN SAĞLIKLI OLUP OLMAMASIDIR ÖNEMLİ OLAN.GEÇİCİ ÇÖZÜMLER SADECE ZAMAN KAYBETTİRİR.REEL SERMAYE BİRİKİMİNİ YARATMAK  KAÇINILMAZDIR.REEL SERMAYE BİRİKİMİ SAĞLAMAK AKABİNDE BÜYÜMEYİ DE GETİRECEKTİR ZATEN.

BEŞ CENTE İHTİYACIMIZ YOK ARTIK.MİLYAR USD YE MUHTACIZ.BU DÜNYA DA EKONOMİNİZİN SAĞLIĞI  KADAR İTİBARINIZ OLUR.
















Üçüncü sanayi devrimi-Üçüncü Dünya Savaşı



Merhaba,

Birinci Sanayi Devrimi tekstil endüstrisinin gelişmesiyle birlikte İngiltere de başladı.Önceleri evlerde yüzlerce elle dokumacılar tarafından gerçekleştirilen üretim küçük meta üretiminin gelişmesiyle ( sınırlı seri üretim ) yerini küçük imalathanelere bıraktı.Çünkü.Evlerde yapılan üretim artan nüfusun-dış talebin
karşılanmasında yetersiz kalıyordu.

Tabiki buna benzer oluşumlar Fransa ve Almanya dada bahis konusuydu. Fakat ilk hareketin İngiltere de başladığını söyleyebiliriz. Birinci sanayi devrimini başlatan ülkelerin ortak özellikleri şuydu. Denizaşırı sömürgelerinin olması-Hammadde girdi maliyetlerinin-işçilik maliyetlerin düşüklüğü.Bu grupta bir tek Almanya nın bu ortak özelliklere sahip olmadığını görüyoruz.Fakat o dönemde Almanya daki eğitimin ( özellikle teknik ) son derece üst düzeydeydi.Almanya diğer iki ülkenin avantajlarını gelişmiş makina endüstri ile kapatmıştır.Sanayi devrimini yapan bu ülkelerin önünde koca bir dünya pazarı vardı.Mal satılacak-beslenecek-geleneksel ekonomilerin tıkadığı yüzlerce ülke ilk sanayi devriminin itici gücü olmuştur.
Bu ülkelerin kendi nufusları içindeki ucuz işgücü de bu devrimin hızla yol almasında baş etkendir.Akabinde bankacılık-borsa gibi kurumlaşmış kapitalist oluşumlarda sahneye çıktı.Birinci sanayi devriminin başladığı-sürdüğü diyalektik sürece kapitalizm diyoruz-deniyor.

Kapitalist sistemin kurumlaşması beraberinde toplumda yüzlerce yıllık kültüründe değişmesini getirdi.Zenginliğin ülke vatandaşları arasında adaletli bir şekilde paylaşılmaması-dini kurumların adaleti toplumsal katmanlarda-sınıflarda sağlayamayacağı netleşince-sosyalizm/kominizm gibi ideolojiler ortaya çıktı.Hızla Dünya ya yayıldı.Destek gördü.Sosyalist ideoloji sanki binlerce yıllık sömürünün önüne geçebilecek-insanlar arasındaki haksızlıkları sona erdirecek bir büyüydü sanki.Neyse.Asıl konumuza dönelim.Sanayi devrimi saydığımız ( Almanya-İngiltere-fransa ) ile sınırlı kalmadı.İtalya, Amerika da bu klübe katılmışlardır.Tabiki bu değişim-üretim şekli başka ülkelere de sıçradı.Sıçradığı ülkeler de ( Rusya-Japonya ) bayağı yol katettiler. Sadece Osmanlı seyirci kalmamasına rağmen bulunduğu sistem ( sınıfsal ve kültürel ) yüzünden başaramadı.  Ama. Elinden geleni yaptı Osmanlı öyle denildiği-sanıldığı gibi oturup seyretmemiştir olanları  ( http://fnsconsult.blogspot.com/2012/07/osmanl-sanayi hayat_16.html#.UsmZgfv874g).

Birinci Sanayi Devriminin asıl sonucu  burjuvazi denen sınıfı ortaya çıkarmasıdır.Koca Avrupa kıtasında son derece zengin ve homojen ( aynı karekter ve yapı ) bir sınıf doğdu.Alman-Fransız-İngiliz burjuva sınıfı hızla kurumlaştı.Hem bulundukları ülkelerin hem de sömürgelerinin ve pazarları olanlar ülkelerin kaynaklarını ihracat veya işgalle ithal ettiler.Fakat Almanya da bir sorun vardı.Alman ekonomisinde etkin olan museviler oyunu bozuyordu.Alman burjuvasinin homojen yapıya kavuşmasının önünde engeldiler.Dini ayrılıkda Alman-laşmalarını önlüyordu.Ayrıca.Almanya nın sömürgelerinin olmayışı-hammadde teminindeki maliyetler ve uluslararası ekonomik rekabet önemli unsurlarda bahis konusuydu.Tüm bu nicel birikimler nitel olarak nazi faşizminin doğmasına yol açtı. Böylelikle özünde ekonomi olan pasta savaşı başladı.Japonya ve Osmanlı nında bu savaşa katılması işi küresel boyuta taşındı.

AVRUPA BURJUVAZİSİ HOMOJEN DEĞİLDE KARIŞIK MİLLETLERDEN OLUŞAN BİR SINIFLAR BÜTÜNÜ OLSAYDI-BİRİNCİ VE İKİNCİ DÜNYA SAVAŞI ASLA ÇIKMAZDI.

İkinci Sanayi Devrimini bir ve ikinci Dünya savaşları sonrasının getirdiği şartlar ortaya çıkardı.Artık pazarda yer almak o kadar kolay değildi.Avrupa ve Amerika da başlayan işçi hereketleri-savaş sonrası bağımsızlıklarını kazanan ülkelerdeki kalkınma hamleleri-dış ticaret kanunlarının bu ülkelere öyle eskisi gibi maliyetsiz girmenin önündeki engeldiler.Maliyetlerin düşürülmesi için insan unsurunun azaltılması-makinaların daha çok üretim yapabilmesi için geliştirilmesi gerekiyordu. Diyalektik süreç hiç durmazdı zaten.Gözünüzün önündedir ama sizin farkında olmazdınız.Şartlar dayattığında farkına varırdınız ancak.Akıllı ve doğru karar aldıysanız yolunuza devam ederdiniz.Bu şartlar özellikle Amerika da kendini daha iyi hissettirmiştir.Zaten Avrupa ve Japonya da takat kalmamıştı.Rusya ve Çin deki rejim değişiklikleri o zaman dilimindeki genel burjuva sınıflarını tehdit eder hale gelmişti.Bununla başetmenin yolu daha da zenginleşmekten geçiyordu tabiki.Ve.Kendi ülkelerinde paylaşmaktan.Bu arada torbadan SOSYAL DEMOKRASİ ÇIKTI.İkinci sanayi devrimine ilk örnek ( emsal gösterme açısından ) Henry Ford un insan unsurunun yok denecek kadar az olduğu hareketli montaj hattına sahip,seri üretim yapan otomobil fabrikasıdır.Bu gelişim diğer sanayi ülkeleri tarafından da uygulandı.En büyük şansları Rusya ve Çin deki finans birikiminin rejimin getirdiği kısıtlamalar yüzünden az olmasıydı.Çünkü.bu ülkelerde toplumsal gider maliyetleri çok yüksekti.Artı değer oluşmuyordu.Yeni teknolojik gelişmelere ayrılacak fonda bu yüzden yetersizdi.Birinci ve İkinci Sanayi devrimi,artan Dünya nufusu, tarım alanlarının yetersizliği ve yeni kapitalist üretim şekli yüzünden insanlar kentlere akın ettiler.KENTLEŞME BU DÖNEMDE HIZ KAZANDI.Tarım sanayileşme kadar artı değer oluşturmuyordu.Küçük tapulu araziler miras yoluyla veya ekonomik nedenler yüzünden büyük topraklara katılıyordu.

BİRİNCİ SANAYİ DEVRİMİ SONUNDA YENİ YENİ PALAZLANAN FİNANS KAPİTAL İKİNCİ  SANAYİ DEVRİMİ SONUNDA OLUŞUMUNU TAMAMLADI VE KURUMLAŞTI. ARTIK. BURJUVA SINIFLARI HOMOJEN YAPILARDAN OLUŞMUYORDU.ÇOK ULUSLU OLMAYA BAŞLAMIŞLARDI. ( http://fnsconsult.blogspot.com/2012/06/finans-kapital_22.html#.UsmrOPv874g )

Üçüncü Sanayi Devrimi kentleşmenin,sanayileşmekte olan ülkelerde biriken sermayenin yarattığı rekabetin ve bu biriken sermayenin tekrar gelişmiş ülkelere ithal edilmesi zaruretinden doğdu.Hoş bu sermaye az-çok bankacılık veya borsa sistemiyle geliyordu ama.Yetmiyordu.Var veya yok olmak bahis konusuyda artık.Öyle eskisi gibi savaşarak almakta bahis konusu olamazdı.Savaş maliyetleri gelecek faydayı çok aşabilirdi.Aşardı zaten.Savaşın bir üretim şekli olduğu devirler Osmanlı nın Viyana hezimetinden sonra bitmişti.Bir ve İkinci Dünya savaşları tam bir aptalıktı zaten.NE YAPMAK GEREKİYORDU.Maliyet problemi yaratmayan,emek-yoğun olmayan,çevreye duyarlı,otomatik olarak birbirini tetikleyen bir üretim şekli.İhtiyaç yaratan bir üretim  ve tüketim ekonomisi.Gerekli olan buydu.Bilgisayar,telefon ve televizyon gibi araçların geliştirilmesiyle Üçüncü Sanayi devrimi başlamıştır.Bu aynı zamanda bilgi çağının da başlangıcıdır artık.Bilgi üretmek,bilgiyi saklamak yada bilgi en fazla getirisi olan bir üretim şeklidir bu sanayi devriminde.Çünkü.Bilgi maliyetleri düşürebilmektedir.Yeni tüketim alanları yaratmaktadır.Bilgi sıradan bir insanın birden zenginleşmesine,sınıf atlamasına neden olabilmektedir-olmaktadırda.Eskinin seri üretim yapan fabrikaları artık hantal zaman-maliyet-çevre gibi unsurlar yüzünden tercih edilmemektedir.Bu hammallığı başka ülkeler yapmalıdır.Bu devrimin önündeki ticari sorunlar Mai Anlaşmasıyla bertaraf edilmiştir.

BİLGİ VE FİNANS EKONOMİSİ ÜÇÜNCÜ SANAYİ DEVRİMİNİN ASLİ UNSURLARIDIR

Artık burjuvazi çok ulusludur. Fakat hakim unsurun musevilerden oluştuğu da su götürmek gerçektir.Çünkü Bu Dünya da ürettiğiniz herşey kadar güçlü olursunuz.Tanrı üretenleri sever.Rehavete kapıldığınızda bitersiniz.Tanrı rehaveti sevmez.Gururu sevmez.Bu dönemde ise Rusya ve Çin Dünya ekonomisi ile entegre olmuş o ekonomiden pay almaya çalışan ulusal ekonomilerini-burjuvazisini yaratmaya çalışmaktadırlar. Hammadde,yetişmiş iş gücü gibi avantajları vardır.Ekonomik maliyetleri son derece düşük durumda.ŞU ANDA DÜNYA DAKİ KIRILMA NOKTASI BUDUR.Büyük ihtimalle ve şimdilik öyle görünüyor ki pastadan payı beraber alacaklardır. Ufak-tefek sorunları ise kendileri yerine başka ülkeleri veya etnik halkları kullanarak çözeceklerdir-çözüyorlarda.Üçüncü Dünya Savaşının çıkma ihtimalini düşük görüyorum.Belki Rus ve Çin burjuvazisindeki ( şimdilik tamamen oluşmadı.Oluşsa da.Büyük ihtimalle finans kapital üyesi olurlar.)  finansal birikim pastanın yarısına sahip olsaydı BELKİ. Olmasın tabiki.Hiçbir şey ülkenizi ve onurunuzu korumanın dışında savaşa neden olmamalıdır.Bu bilgi çağında insanoğlu artık herşeyden haberdar.Finans Kapitalin kullandığı yöntemlerden biri olan kültür ihracatı-dezenfarmosyon gibi yöntemler Dünya yı tek kültürlü bir halk yapmaya çalışsa da,her insan başka halkların kültürlerinden muhakkak surette etkileniyor.Yeni değer yargıları ve kültür oluşuyor.Sınırlar insanoğlunun kültüründe önemini yitiriyor.Yeni bir dünya kültürü -değer yargıları oluşuyor.Kaynaklar her açıdan azalıyor ve eninde sonunda bitecek.Küresel bir savaş bu sefer insaoğlunun işini bitirecektir.

ARTIK İNSAN OLMALIYIZ.UZAYDA DÖNÜP DURAN BİR KÜRENİN ÜZERİNDEYİZ.HERŞEY GİBİ BİRBİRİMİZE BAĞIMLIYIZ.PAYLAŞMALIYIZ.



Faik Çaltılı.





























Tilkilik - Dönertaş - Kemeraltı / İzmir Anıları








Merhaba,

Küçükken yazları İzmir'e dayımın yanına gelirdim tatil için. Tilkilik'te otururdu. Bir aile evinde 2-3 aile birden kalırdı.Bütün İzmir sahillerini gezerdik.O zamanlar Tilkilik_Dönertaş'ın ortamı mükemmeldi.Evler boyalı insanlar birbirine saygılıydı.Birbirlerinden yardımı esirgemezlerdi.İnanılmaz güzel-doğal ve sıcak  bir ortam.O ortamı hayatım boyunca unutamadım ve rastlamadımda.Sabahları fırına-bakkala gitmek benim görevimdi.İlk önce dönertaş sebiline gider buz gibi suyundan içerdim.Sonra fırına.O fırın şimdi yok-kapanmış.Simiti ekmeği mükemmeldi.Agora harabeleri-Altınpark-Mezarlıkbaşı-Genel olarak Tilkilik O zamanın eski  İzmir  kültürünün merkezi gibiydi.Yeşilova çorbacısını ise unutmak mümkün değil.Her izmir 'e gelişimde uğradım. Fakat artık kapanmış.Eski Yeşilova çorbacısının karşısında var aynı çorba çeşitlerin yapan bir çorbacı var.Aynı lezzette olmasa da fena değil diyebilirim.

Türkiye'de İstanbul'da bulunduğum zamanlarda.Cuma akşamları banka çıkışından sonra arabaya atlar.Sabah saat 5 gibi Dönertaş'a gelirdim.Oradaki Akseki otelinin altındaki Erzurumlu kahvehanesinde ( bu kahvehanenin nargilesini içmek için haftada bir gün muhakkak rahmetli pederim Alaşehir den gelirdi.Akşamda akseki otelinde kalır ertesi gün tekrar nargilesini içip dönerdi.)sabahlayan sabahcılarla sohbete dalar-.fırından gelen o sımsıcak simitler ve yanında tulum peynirleriyle hep beraber kahvaltımızı yapardık.Sonra gelsin nargileler gelsin çaylar-kahveler.Bir süre sonra uykum gelince bayrak hamamına gider orada dinlenirdim.Tabiki çıkışta doğru Yeşilova çorbacısına.Artık o çevre beni tanırdı.Ayda 2 kez gelirdim muhakkak.Aksattığım zamanlarda ise nerdesin merak ettik derlerdi.Bu yıllarca devam etti.Taki Tilkilik-Dönertaş bozuluncaya kadar.Şimdi ise evler bakımsız-ortam tatsız ve eski lezzettinden eser yok. Göç mahvetmiş oraları.Sanırım belediyenin de aymazlığı var bu konuda.Belki de belediyenin bütçesi yetersiz.Çorba keyfinden sonra kemeraltı na gider , birşeyler satın alırdım.Kemeraltı' nın ara sokaklarında yürümek Ben'i çok rahatlatırdı. Kemeraltı'nda dönercilerde çok iyi.

İzmir deki eski okul arkadaşlarıyla buluşur.Çeşme 'deki Cevat'ın yerinde akşam muhabbetimize başlardık. Cevat'ın mutfağıda mükemmeldi.Şimdi nasıl bilmiyorum.

Pazar akşamı dönünceye kadar İzmir'i sindirmeye-olabildiğince değerlendirmeye çalışırdım.Ama hiçbir zaman doyamadım İzmir'e.hala da öyle.


Bu arada ilk çocukluk aşkımı da Tilkilik'te yaşadım.İtiraf etmekte sakınca yok sanırım.





 































Transatlantik Tic.Ve Yatırım Ortaklığı Üzerine


Merhaba,

Son dönemlerde ABD ile  AB arasında Transatlantik Ticaret ve Yatırım ortaklığı  ( TTIP )  adı altında global bir ticaret karteli oluşturulması bahis konusu.Bu süreç şimdilik devam etmekte.Bloğum da Ülkemizin finansal geçmişini ve finansal geleceğini yönlendirmiş-yönlendirebilecek konularda yazmaya özen gösteriyorum.Bu konu güncel ve çok ama çok önemli.Şimdi.Bu ortaklığın neden gündeme geldiğini ve içeriğini irdeleyelim.

TTIP  nin doğuş nedeni Çin 'in veya ona bağlı Kobi işlevi gören ülkelerin global ticaretteki etkinliklerinin artması ve doğal olarak ABD ve AB ülkelerinin geride kalması gibi görünmektedir.Tabiki bu Çin Ulusal Burjuvazi sinin güçlenmesi demek.Ne var bunda diyeceksiniz.Sermayenin vatanı yoktur.Çin li sermayedarlar zamanı gelince Çin dışında da yatırım yapacaklardır.Olabilir.Fakat Çin özbilinci yüksek bir geçmişe sahiptir.Oyun kurucu olduğunda Çin i oyun dışına atmak imkansıza yakındır..ABD ve AB için önemli olan budur.Bunun önüne geçilmesi, en azından yavaşlatılması kaçınılmazdır.Yeni bir senaryo yazmak şart olmuştur.
Bu gidişle global ticaretin her alanının ABD  ve AB nin elinden kayıp gideceği kesindir.Bunun içinde TTIP gibi bir oluşum kaçınılmazdı.Müzakereler davam etmekte.Dünya Ticaret Örgütü nün etkinliği dolayısıyla azalacaktır.Hoş bu örgüt çoğunlukla ABD ve AB ye çalışsa da yeterli olamamıştır.Daha güçlü bir kartel olarak ticaret oyununda yer almak kaçınılmazdır.Bu arada arkadan Rusya da gelmektedir.ABD ve AB de üretim maliyetleri yüksektir.Çin deki günümüz köleliğinin getirdiği maliyetlerle baş etmeleri zaten mümkün değildi.Bu konuda birçok ayrıntı var.Kafanızı fazla karıştırmayayım.Bu ortaklığın gerçekleşeceği kesindir ve haklı bir eylemdir.GÖZ GÖRE GÖRE MEYDANI ÇİN VEYA BAŞKA ÜLKELERE BIRAKACAK DEĞİLLER TABİKİ. Peki Türkiye nerelerde.Zurnanın hangi deliğinde.( Afedersiniz.)

Türkiye AB ile birlikte Gümrük birliği anlaşmasını yapalı sanırım 20 yıl oldu.Başlangıçta AB liğine tam üyeliğin yolunu açacağını  ve ekonomimizi canlandıracağını varsaydığımız bu GB anlaşması tam üye olmadığımız için AB ye ihraç ettiğimiz malların ayrı bir devlet ( Ulusal ) muamelesi görmesi dolayısıyla artık bir sorun oldu.Bu şu demek.AB herhangi bir ülkeyle serbest ticaret anlaşması yapabilir..Dolayısıyla o ülkelerin malları vergisiz olarak Türkiye ye girebilmektedir.Tam üye olunmadığı için AB istediği ülke ile serbest ticaret anlaşması yapabilmekte ama Biz yapamamaktayız.GB liği anlaşmasının imzalandığı günleri hatırlıyorum.DENİZ BAYKAL ve TANSU ÇİLLER in müzakeresiz imzaladıkları bu finansal aymazlık büyük bir başarıymış gibi gösterilmişti. PEKİ NE YAPMAK LAZIM.İŞİN ÇÖZÜMÜ YENİ BİR ÖZBİLİNÇ YARATMAKTIR.KÖTÜ OLAN BU ÖZBİLİNCİ SIRTLAYACAK SINIFLARIN OLMAMASIDIR.

Ayrıca TTIP na Türkiye nin alınması bahis konusu bile olamaz.Çünkü.GB liği anlaşması ile zaten ellerindeyiz.İhracatımız yüzde 75 oranında ithalata dayalı.İthalat birim fiyatı yaklaşık ortalama 3 dolar.İhracat birim fiyatımız ise ortalama 1.5 dolar.Bu finansal verimliği kim elinde kaçırmak ister.Örneğin Almanya nın ithalat birim fiyatı ortalama 1 dolar.İhracatı ise 4 dolar.BU DURUM KAÇINILMAZ OLARAK CARİ AÇIĞI DA ARTIRMAKTADIR.NEYSE.

Kısa vadede bu kumpastan kurtulmak mümkün görünmemektedir.Öncelikle ülkenin ciddi bir borç yükü var.AB ye ihraç ettiğiniz mallar katma değeri yüksek mallar değil.İhraç ettiklerinizi AB liği başka ülkelerden de rahatlıkla alabilir.Çin in oluşturabileceği bir kartele katılsanız ki çok uzaklar .Lojistik maliyetleri yüksek olur.Ayrıca Siz in ürettiklerinizi onlarda üretiyor.O grupta Türkiye ye ancak kırıntılar kalır.Kalırsa tabiki.Aslında Türkiye deki bu finansal yapısal sorunlar Menderes le başladı.Müteselsilen devam etmektedir.AKP  bu yapısal sorunları çözebilecek bir fırsat yakaladı.Fakat kadrolarındaki öz bilinç yokluğu işi daha da vahim hale getirdi.Ivır-zıvır konularla zaman öldürdüler.Gelecek nesilleri ( türbanlı-türbansız-kürt-türk vesair ) finansal kaoslar sabırsızlıkla beklemekte.Çıkacak finansal ve toplumsal sorunları hayal bile edemiyorum.

TTIP na Türkiye nin katılması durumunda bu ortaklığa Türkiye nin tarihi ve stratejik konumu dolayısıyla katma değer sağlayacağını savunan romantik yazılar okudum.Türkiye nin stratejik bir konumu olduğuna inanmıyorum.Petrole bağımlılık azaldıkça ki hızla azalıyor-azalacak.O  zaman stratejik konumumuz hiç gündeme gelmeyecek.Stratejik konum okyanusa yakın ülkelerde bahis konusu olabilir. Akabinde Türkiye nin dışarıda bırakılmaması gerektiği savunuluyor.Temennimiz bu tabiki.Bu tür ortaklıklar global otaklıklardır.Gerçekten ciddi bir katma değer katmanız bahis konusudur.Bu iş sıradan bir adi şirket kurmanıza benzemez.Siz in bağımsız bir sermaye birikiminiz yok.Sıcak paraya muhtaçsınız.Siz in siyasi durumunuz onları ilgilendirmez.İlgileniyorlarsa ekonomik-siyasi çıkarları vardır.Nitekim AB veya ABD bir diktatörü desteklemekte ama demokrasinin egemen olduğu bir ülkeyi desteklemeyebilmektedir.KRİTER EKONOMİDİR ÜLKELER ARASINDA.

Özel mülkiyet varolduğundan beri insan-toplum ve devletler arasındaki ilişki kuralları değişmemiştir.DEĞİŞEN TEK ŞEY MODADIR.

BU ARADA ŞUNU DA BELİRTMEK LAZIM.ABD VE AB KARŞISINDA FİNANSAL YÖNTEMLERE BAŞVURMAK KONUSUNDA RAKİP ÜLKELERİN ŞANSI ÇOK AZ.


Faik Çaltılı
Ortaköy.
















Stakeholder Kapitalizmi-Paydaş Ekonomisi


Merhaba,

Geçen hafta bir siyasi partinin toplantısına davet edildim.Türkiye de şu anda aktif olan partilerin hiçbirini tutmamama rağmen, dost davetini geri çevirmek olmazdı.
Parti yetkililerinden birisi iktidara geldiklerinde sosyal sorumluluk konularında aktif olacaklarını , yasalarla bu konuları ülkeye yerleştireceklerinden falan bahsetti.Konu çok önemliydi.Zaten uzun yıllardır da bilinen ( genelde iş dünyasında dile getirilen ) bu konuyu nasıl hayata geçirecekleriyle ilgili sorularım oldu.Biraz tatmin oldum diyebilirim.Hayata geçirileceğine pek de inanmıyorum açıkçası.Günümüz Türkiye sinde satış sonrası hizmetler-özellikle sigorta poliçelerinin-banka kredi sözleşmelerinin içeriği-malların garantisi gibi kıstaslar ortada.Devlet dairelerin de ise gelişmeler var tabiki..Peki nedir bu sosyal sorumluluk-stakeholder konusu.
Sosyal sorumluluk kişi yada bir kurumun ( özel veya kamusal ) topluma karşı-toplumun genel menfaatlerine uygun faaliyetlerde bulunma davranışı-mecburiyetidir.Böylelikle varlığı-yaşaması daha uzun vadeli olacaktır.Bunun getireceği maliyetlere katlanılınmalıdır.Bu kadar basitmi dir peki.Nasıl oluyor da maliyetlerin baş aktör olduğu kapitalist sistemde bu exstra maliyetlere katlanma-karlılıktan fedakarlık etmeye yanaşılıyor.BU SAMİMİ BİR YAKLAŞIM MI YOKSA MECBURİYET Mİ.
Sosyal sorumluluk konusu stakeholder denen kavramın kriterlerinden birisi sadece.Stakeholder kavramı daha doğrusu teorisi ilk kez 1964 yılında Stanford Araştırma Enstitüsünde ortaya çıkıyor.Daha sonraları geliştiriliyor,  ( evrimleşiyor ) genel yönetim ( özel yada kamusal ) faaliyetlerinin bir unsuru haline geliyor.Stake holder kelime anlamı olarak paydaş demek.Pratikte herhangi bir faaliyetten doğan artıdeğeri paylaşan-üleşen katmanlar ( sınıflar ) veya gruplara verilen ad.Fakat bu mali faydalanma yada kullanım verimliliği gibi konularıda içine alabiliyor.Örneğin; Üretilen bir malın alıcısının aldığı maldan azami surette faydalanabilmesini sağlamak için , o malı üreten şirketin alıcılarına ( müşterilerine ) karşı duyduğu-duyması gereken sorumluluk ve o sorumluluğu hayata geçirebilmesi için üretim aşamasında yapması gereken-şart olan kriterler stakeholder teorisinin özü.ÇOK AKILLICA.Peki bu tür kapitalist sistemin paydaşları hangi aktörlerden müteşekkil.Bu aktörlere toplumun tüm katmanları dır diyebiliriz. Şirket sahipleri-hissedarları-o şirkete yatırım yapan kişi yada kurumlar-şirketin çalışanları-alıcılar-müşteriler-tedarikçiler-taşeronlar-kredi verenler-sendikalar ( işçi veya işveren )-bayiler-üretilen malın sektöründe yetkili-meşru oda-baro gibi kuruluşlar-sivil toplum örgütleri-medya-vergi daireleri hatta yerel kuruluşlar ( belediyeler gibi ) bu katmanların ana aktörleridir.Hatta hatta aktivist gruplar da bu katmanların içerisindedir.Tabiki bu katmanların stakeholder teorisindeki belirleyicilikleri-önemleri eşit değildir.Baş aktörler şirket sahipleri ve üst düzey yöneticiler ve devlet yöneticileridir.İlk ve asıl sorumluluk onlarda başlar-başlamalıdır.PEKİ İŞ VE DEVLET  HAYATINDAKİ BU YÖNETİMSEL ANLAYIŞA-DEVRİME HANGİ EVRİMSEL GELİŞMELER NEDEN OLDU.

---2 DÜNYA SAVAŞ ından sonra gelişmiş kapitalist ülkelerin yanında ulusal-milli ekonomileri olan kapitalist ülkelerde dünya ticaretinde yerlerini almaya başladılar.Gümrük duvarları-hammadde maliyetleri gelişmiş ülke ekonomilerinin karlılığını zorlamaya başladı.Savaştan çıkan ülke ( GELİŞMİŞ ) halklarının kendi hak ve hukuklarını korumak için yaptıkları faaliyetler-oluşturulan kurumlar da ( sendikalar gibi.) kapitalist sistemi yormaya başladı.Dolayısıyla öncelikle sosyal demokrasi teorisi ortaya çıktı.Sosyal demokrasi kapitalizmin bir ileri aşamasıdır.Profesyonel kapitalizm  diyelim kısaca.Sermayenin geniş halk katmanlarına adaletli gelir dağılımı adı altında yayılmasının öngörüldüğü bir sistem yani.Bu sadece mali konularda  değil hemen her konuda fırsat eşitliğinide getirmiştir.Sosyal demokrasi sanayi devrimini yapan veya gelişmiş kapitalist ülkelerin daha verimli çalışmalarına -toplumun katma değer yaratmasına ( eğitim-sanat-teknoloji gibi ) zemin hazırlamıştır.Çünkü topluma yayılan refah toplumun her konuda katma değer yaratmasına  ( bilgi üretmesine de ) zemin hazırlamıştır.Vatandaşlık bilinci gelişmiştir.Artık insanlar verdiklerinin karşılığını en üst düzeyde istemektedir.Tabiki bu sistemin gelişmemiş ülkelerde uygulanması bahis konusu olmamıştır-olamazdı da  zaten.SOSYAL DEMOKRASİ  gelişmiş-ulusal burjuvasi güçlü ekonomilerde uygulanabilecek bir sistemdir.Geri kalmış ülkelerde hayata geçirilmesi bahis konusu olamaz.Neyiniz var ki ( ne kültürel ne de ekonomik ) , topluma vereceksiniz yada paylaşacaksınız.Tabiki sosyal demokrasi sisteminin getirdiği değişimler geri kalmış ülkeleri etkiledi.İşçi hakları-sendikal haklar-sivil toplum örgütleri-dernekler kanunu gibi yasal gelişmeler sosyal demokrat sistemin geri kalmış-ilkel kapitalist ülkelerdeki yansımaları olmuştur.KAPİTALİST SİSTEMİN AKILCI VE DOĞRU BİR HAMLESİDİR SOSYAL DEMOKRASİ.

---KAPİTALİZM EŞİTSİZ GELİŞİR.Bu ne demektir.Kapitalist sistemde artı değer ( mali fayda ) yaratmak.Malınızın talebine-kalitesine-kullanım kriterlerine- rekabet koşullarına ( yurt içi ve dışı )-çalışanlarınız ürettiği katma değere-finansal gücünüze-maliyetlerinize teknolojik üstünlüğe ve fiyat avantajlarına ( alınabilirlik) bağlıdır.Tabiki piyasada ( yurt içi veya dışı ) aynı malın üretilmesi bahis konusu olabilir.Aynı malı üreten ve satan şirketlerin aynı artı değeri elde etmesi asla mümkün değildir.Çünkü aynı sektörde olsa -her şirketin karekteri ve şartlarının aynı olması mümkün değildir.Dolayısıyla iki şirketten birisi daha çok kazanacaktır.Diğer şirket bir süre sonra kapanacak yada güçlenen şirket tarafından alınacak-yutulacaktır.Diğer bir unsurda o malı satın alandır.Satın alan eğer satın alınan malı değerinin çok üstünde satın almışsa fayda/maliyet açısından zarar edecektir ( fakirleşecektir ).Bu bileşenler bir aşamadan sonra bu biriken artı değerle birlikte  daha güçlü holdingleri-kartelleri doğurmuştur-doğmasına  yol açmıştır.Günümüzde Dünya ekonomisine 75-100 kadar global şirketin yön vermesinin nedeni budur.Bu bileşenler ülkeler arasında da geçerlidir.Bu şirketlerin ait olduğu ülkeler de belirleyici aktörlerdir günümüzde.İşte bu eşitsiz gelişmeden pay alabilmek-ayakta kalmak üretimizin-hizmetlerinizin kalitesine-rekabet gücünüze-teknolojinizi geliştirmenize-verimlilk düzeyinizi artırmanıza-katma değer üretmenize  bağlıdır.Ayrıca devlet olarak ayakta kalmanız bunlara bağlıdır.
---TÜKETİCİ-TÜKETİM  BİLİNCİ.Biliyoruz ki.Kişilerde veya toplumlarda bilgi birkimini önlemeniz mümkün değildir.Kısa süreli bilgi kirliliği veya yanlış yönlendirmeler ( reklam gibi ) bir malın uzun vadede satın alınmasını, ilgili şirketin de varlığını sürdürmesini sağlamamaktadır.Fayda/maliyet unsuru bir malın veya şirketin geleceğini belirler.Hele ki artık gümrük duvarlarının yavaş,yavaş kalktığı-ekonomik birliklerin ( Avrupa Birliği gibi ) ortaya çıktığı-teknolojinin tavan yaptığı-korumacılığın artık olmadığı bir Dünya da.Artık günümüzde bilinçli bir tüketici sınıfı gündemde.Dolayısıyla şirketlerin-kişilerin-politikacıların hatta hatta ülkelerin bile itibar yönetimi gibi faaliyetlerde bulunması şart olmuştur.Medeniyetin geldiği bir noktadır bu.

---REKABET KOŞULLARI-TOPLUMDAKİ BİLGİ VE BİLİNÇ DÜZEYİNİN YÜKSELMESİ STAKEHOLDER KAVRAMININ-STAKEHOLDER KAPİTALİZMİNİN DOĞMASINA-HAYATA GEÇMESİNE NEDEN OLMUŞTUR.HER PAYDAŞIN GELECEĞİ-MENFAATİ-YAŞAMASI BU ANLAYIŞIN UYGULANMASINA-GELİŞTİRİLMESİNE BAĞLIDIR.TABİKİ BU KONUDA BİR STANDART YOKTUR-ÜLKELERE-ŞİRKETLERE VE ŞARTLARA GÖRE KRİTERLER-KISTASLAR DEĞİŞEBİLİR.KISACA KAPİTALİZMİN YENİ BİR VERSİYONU-KAPİTALİST YÖNETİMİN SORUMLULUKLARININ PAYLAŞTIRILMASI DİYELİM BUNA.YENİ KAPİTALİZM YANİ.
İşte günümüz Dünya sında hemen her alanda ayakta kalmak için  üretimde-eğitimde-hizmette ( vesair alanlarda )  daha iyi kaliteli faaliyetlerde bulunmak-müteselsilen ( zincirleme ) sorumluluk duymak şart olmuştur.Hem mecburiyet ten hem de samimiyetten-medeniyetin gelişmesinden doğmuştur stakeholder kavramı-kapitalizmi.Artık Dünya küçük bir gezegendir.Hiç bir bilgiyi saklayamazsınız-insanlık değerlerine ters gelen faaliyetlerde bulunamazsınız.Bulunsanız da ne kadar güçlü olursanız olun kısa-uzun vadede yok-tasfiye olursunuz.GÜNÜMÜZÜN TARTIŞMASIZ GERÇEĞİDİR BU.AYRICA KİŞİLERİNDE BİRBİRLERİNE-ÇEVRELERİNE SORUMLULUKLARI DA BAHİS KONUSUDUR.
FAKAT.İSTANBUL-ŞİŞLİ BELEDİYE MECLİSİNİN ÇIKARMIŞ OLDUĞU SOSYAL SORUMLULUK VERGİSİNİN KONUMUZLA UZAKTAN-YAKINDA İLGİSİ YOK.BU VERGİ ÇEŞİDİNİN ADINI SOSYAL SORUMLULUK OLARAK KOYMAK, UCUZ BİR SİYASİ UYANIKLIK SADECE.
Bu kavram şirket-devlet yönetiminde-çevre konularında-etiksel anlayışlarda-özellikle stratejik yönetim sistemlerinde etkin bir kavramdır-anlayıştır- hızla gelişmekte-uygulanmaktadır.ÇOK DA GÜZEL OLMUŞTUR

Faik Çaltılı
Ortaköy




























Bağ Pazarı-TAVAS/DENİZLİ

Bağ Pazarı-TAVAS/DENİZLİ